Meeting Jim, son dönemin en ilham verici belgesellerinden biri. Bu belgesel, Amerika Birleşik Devletleri’nde doğmasına rağmen kendi ifade ise ile tam bir “dünya vatandaşı” olan Jim Haynes’i merkezine alıyor ve onun uzun yıllardır kültür-sanat alanında yaptıklarına, başardıklarına ve ilham verici kişiliğine odaklanıyor. Jim Haynes’in Paris’teki evinde verdiği, 1978’den bu yana 40 yılı aşkın süredir devam eden pazar yemeklerinin birinde onunla tanışan yönetmen Ece Ger’in imzasını taşıyan bu yapım yurtiçi ve yurtdışı festivallerini dolaştıktan sonra artık BluTV‘de izlenebiliyor. Biz de yönetmen Ger ile belgeselin ortaya çıkış sürecini, anlatı yapısını, festivallerde nasıl karşılandığını ve diğer merak edilenleri konuştuk.

Güvenç Atsüren: İlk olarak Jim Haynes’le nasıl tanıştığınızı sormak istiyorum. Belgeseli çekmeye karar vermeden önce de kendisinden, 60’larda 70’lerde yaptıklarından haberdar mıydınız?

Ece Ger: Jim’le Paris’te sinema yüksek lisansımı yaparken, tesadüfler sonucu tanıştım. Tanıştığımda, onun hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim.

Güvenç Atsüren: Kendisi hakkında bir belgesel yapmaya nasıl karar verdiniz peki?

Ece Ger: Bu kararı benimle birlikte alan filmin ana ekibinden üç arkadaşım daha var. Birbirimizle tanışmamız da Jim’in Pazar yemeklerinden birinde gerçekleşti. Bir süre Jim’le ve çevresindekilerle vakit geçirdikten sonra, onunla ilgili bir film yapma isteği duyduk.

Güvenç Atsüren: Jim Haynes, belgeselde de gördüğümüz üzere bir “dünya vatandaşı”. Türkiye’den bir yönetmenin kendisi hakkında belgesel çekiyor oluşu fikrine nasıl yaklaştı? Çekimler esnasında nasıl bir ilişkiniz vardı?

Ece Ger: Jim’in etrafında insanların nereden geldiğinin hiçbir önemi yok. Dolayısıyla sanırım onun gözünden, kendisinin filmini benim yapıyor olmam, Türkiye’den birinin yapıyor olmasından ziyade Ece’nin yapıyor olması demekti. Başından itibaren karşılıklı çok sağlam bir güven ilişkimiz vardı. Bütün ekip ve Jim aslında bir aile gibi birbirine bağlı. Çekimler esnasında onunla çıktığımız yolculuğu hepimiz çok özlüyoruz.

Güvenç Atsüren: Belgeselin anlatısı, sadece Jim Haynes’in verdiği efsanevi Pazar yemeklerine odaklanacakmış gibi açıldıktan sonra, yavaş yavaş onun tüm hayatı boyunca yaptıklarına, başardıklarına, cesur ve renkli kişiliğine doğru genişliyor. Yönetmen olarak böyle bir yapı kurarken nasıl bir anlam yaratmak istediniz?

Ece Ger: Filmin adı Meeting Jim, yani Jim’le Tanışmak. Film aslında Jim’in kim olduğuna dönük bilgi merkezli bir belgesel olmaktan ziyade, onunla tanışmanın ilham verici taraflarını işliyor. Tam da bu sebeple, filmin başında, yani onunla tanıştığımız anda, Jim kahvaltısını yapan yaşlıca, esprili bir insan. Filmin sonuna geldiğimizde ise ondan bir sürü şey öğrenmiş, başta kendi hayatlarımızla ilgili bazı cesur karar alabilme ihtimalimizi görmüş olarak ayrılıyoruz ondan. Bu aslında benim ve binlerce insanın onunla tanışma hikayesi ve yolculuğu. Seyircilerin de Jim’le tıpkı bizler gibi tanışabilmelerini, böyle bir insanın varlığına tanıklık ederek içlerinin umutla dolmasını dilemiştim. Filmi yapma motivasyonumuz, başlangıç noktamız buydu.

Güvenç Atsüren: Peki bu yapıyı kurarken reji ve kurgu anlamında nelere dikkat ettiniz?

Ece Ger: Jim’in kim olduğunu ve tarihteki izini, filmin başında vermekten kaçınmak ve bir tanışma hikâyesinde olacağı gibi, hikaye ilerledikçe adım adım, onun yolculuğu esnasında karşılaştığı insanlar aracılığıyla bu bilgileri aktarmak istedik.

Güvenç Atsüren: Filmin biçimsel tercihlerine baktığımızda oldukça sade bir dil görüyoruz. Böyle bir tercihin nedeni, yönetmenin varlığını görünmez kılarak Jim Haynes’in önüne geçmemek istemeniz şeklinde yorumlanabilir mi?

Ece Ger: Böyle yorumlanabilir. Çekimler esnasında da Jim ve etrafındakilerin varlığımızdan etkilenmemeleri için çok çaba sar fettik. Jim’in hikayesindeki bir şeylerin altını çizmek, onu olduğundan farklı göstermek istemedik.  Kendisinin sade yaşantısı ve mütevazılığı, filmin dilini de belirlemiş oldu.

Güvenç Atsüren: Kısa filmlerinizden sonra ilk uzun metrajınızın belgesel olması planladığınız bir şey miydi? Yoksa bu konu mu sizi belgesel çekmeye yöneltti?

Ece Ger: Belgesel yapmak planladığım bir şey değildi. Jim’le tanışınca kendimi bu maceranın içinde buldum.

“İnsanlar filmden sonra kendilerini mutlu hissettiklerini, Jim’in onlara ilham, umut verdiğini söylediler. Bir sürü kişi Paris’e gidip Jim’le tanıştı, pazar yemeklerine katıldı.”

Güvenç Atsüren: Belgesel, Türkiye’deki gösterimlerinden önce yurtdışında da birçok festival gezdi. Bu festivallerde, özellikle de Haynes’in hayatının önemli bir kısmını geçirdiği Edinburgh’da nasıl tepkiler aldı?

Ece Ger: Bir buçuk senelik festival sürecinde, gittiğimiz her yerde çok güzel tepkiler aldık. İnsanlar filmden sonra kendilerini mutlu hissettiklerini, Jim’in onlara ilham, umut verdiğini söylediler. Bir sürü kişi Paris’e gidip Jim’le tanıştı, pazar yemeklerine katıldı. Filmin yapım sürecinde kendi aramızda bunu konuşuyorduk. Acaba insanlar filmi izledikten sonra, Jim’le tanışmaya gidecekler mi diye. Her anlamda, hayal ettiğimizden çok daha güzel tepkiler aldık diyebilirim.

Güvenç Atsüren: Meeting Jim, festival gösterimlerinin ardından BluTv’de seyircilerle buluştu. Dijital platformların belgesel sinemanın izleyiciyle buluşması noktasında çok önemli olduğu bir dönem yaşıyoruz. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Ece Ger: Film, geçtiğimiz Ağustos ayında BBC Scotland’da yayınlandıktan sonra BBC Iplayer’da iki ay süreyle izleyiciyle buluşmuştu. Şimdi de BluTV’de yolculuğuna devam ediyor. Biz ekipçe, daha çok insanın Jim’le tanışacak olmasından dolayı çok heyecanlıyız.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi