1941 yılında hayatlarımıza giren Disney klasiği Dumbo, bu kez Tim Burton’ın dokunuşuyla içimizi ısıtmak için geliyor. Annesini geri getirebilmek için bütün hünerlerini sergileyen, tüm gücüyle uçan bu minik sevimli filin hikâyesi, yönetmen Tim Burton’ın tuhaflıkları kucaklayan, karanlık ancak bir o kadar da masum sinematik bakış açısıyla birleşince orijinalinden daha yetişkin, gerçekçi ve sevgi dolu bir hâlde karşımıza çıkıyor. Filmin kendisi ise tam anlamıyla uçabilmek için karakter yapısı ve hikâye alanlarında desteğe ihtiyaç duyuyor. Dumbo, aslında ismi Jumbo Jr. olan ve henüz annesinin karnındayken onunla birlikte Medici Kardeşler Sirki'ne getirilen bebek bir fil. Dumbo’nun kendisini diğer bebek fillerden daha özel kılan özelliği ise kulakları. Doğduğu andan itibaren gören herkesin olağan dışı olduğu için küçümsediği ve çirkin olarak nitelediği kulakları Dumbo’yu göklere taşıyor ve özgürce uçmasını sağlıyor. Sirk izleyicisi kocaman kulaklarıyla karşılaştığı andan itibaren ona Dumbo ismini takıyor ve kendisini farklı kılan bu özelliğiyle dalga geçmeye başlıyor. Medici Kardeşler Sirki Dumbo’yu korumaya çalışan annesini vahşi davranışları sebebiyle iade ediyor ve böylece Dumbo’nun annesine kavuşma macerası başlıyor. Kalplerimizde çok eskiden beri yer etmiş olan hikâye, bu kez Ehren Kruger’in kaleminden çıkarak I. Dünya Savaşı sonrasında, 1919 yılında geçiyor. Dumbo’nun özel yeteneği Vandevere tarafından keşfedildiği anda ticarileştirilmeye çalışılıyor ancak yaratılan devasa oyun parkının gölgesinde Medici Sirki ruhunu yitiyor. Dumbo: Annesine Kavuşabilmek İçin Var Gücüyle Uçan Filin Savaşı İnsanlar tarafından doğadan koparılan Dumbo, henüz bir bebek ve bu kez de annesinden ayrılmak durumunda bırakılıyor. Üzüntü ve korku içerisinde olan Dumbo’nun yardımına ise, Milly Farrier (Nico Parker) ve Joe Farrier (Finley Hobbins) koşuyor. Uçabildiğini fark ettikten sonra, sirkin yıldızı olmayı başarırsa annesini geri kazanabileceği motivasyonunu veriyorlar ona. Milly ve Joe’nun Dumbo’yla ortak üzüntüleri, babalarının yokluğunda yaşadığı hastalık sonucunda onların da annelerini kaybetmiş olmaları. Bu durum, çocuk karakterlerin anlaşılabilirliğini ve izleyicinin onlarla kurduğu bağı güçlendirebilecek nitelikte. Ama film, hikâyenin bu kısmıyla fazla ilgilenmiyor, yetişkinlere daha fazla söz hakkı tanıyarak çocuk karakterleri arka planda bırakıyor. Çocuklara hitap eden, yetişkinleri de çocuksu duyguların masumiyetine çağıran Dumbo bu noktada desteğe ihtiyaç duyuyor. Zira izleyici olarak bizler, Milly ve Joe’yu da daha iyi tanıyabilmek, onların ailevi problemlerine ve üzüntülerine daha yakından tanıklık edebilmek istiyoruz. Çünkü onların da annelerini kaybetmeleri ve babalarının savaştan sakatlanmış olarak dönmesi gibi çözüme ulaşmayı bekleyen büyük problemleri var. Film boyunca çocukların yaşadığına ek olarak diğer karakterler de daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor. Holt’un çocukları ile arasında olan soğukluk, film boyunca hissettiriliyor ve Dumbo üzerinden onarılıyor. Ancak bu durum Disney filmlerinde görmeye alıştığımız gibi, aile kavramının önemini vurgulayan bir biçimde açıkça çözümlenmiyor. Vandevere’in anlaşılabilir yanları ile sevilebilir hâle getirecek motivasyonlarının eksikliği, onu etkili ve akılda kalıcı bir kötü karakter olmaktan uzaklaştırıyor. Alan Arkin’in yatırımcı karakteri ise hikâyeyle tam anlamıyla bütünleştirilemeyip havada bırakılıyor. Film, her ne kadar izleyicisine duygusal anlar yaşatmayı başarsa da, karakterlerini hayatlarımızda iz bırakabilecek derinlikte destekleyemiyor. Buna ek olarak, Dumbo ve annesini geride bırakıp sirkte yaşananlara daha fazla önem verdiği anlarda olduğu gibi hikâyesinde yer alan duygusal ve daha önemli noktaların bazılarını kaçırarak yaşatabileceği duygu potansiyelinin altında kalıyor. Buna rağmen Dumbo, elbette ki ailece izlendiğinde keyif aldıran, duygusal anlar yaratabilen bir film. Bu durumun en büyük…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Annesini geri getirebilmek için bütün hünerlerini sergileyen, bu minik sevimli filin hikâyesi, Tim Burton’ın tuhaflıkları kucaklayan, karanlık ancak bir o kadar da masum sinematik bakış açısıyla birleşince orijinalinden daha yetişkin, gerçekçi ve sevgi dolu bir hâlde karşımıza çıkıyor. Filmin kendisi ise tam anlamıyla uçabilmek için karakter yapısı ve hikâye alanlarında desteğe ihtiyaç duyuyor.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 3 votes)
55

1941 yılında hayatlarımıza giren Disney klasiği Dumbo, bu kez Tim Burton’ın dokunuşuyla içimizi ısıtmak için geliyor. Annesini geri getirebilmek için bütün hünerlerini sergileyen, tüm gücüyle uçan bu minik sevimli filin hikâyesi, yönetmen Tim Burton’ın tuhaflıkları kucaklayan, karanlık ancak bir o kadar da masum sinematik bakış açısıyla birleşince orijinalinden daha yetişkin, gerçekçi ve sevgi dolu bir hâlde karşımıza çıkıyor. Filmin kendisi ise tam anlamıyla uçabilmek için karakter yapısı ve hikâye alanlarında desteğe ihtiyaç duyuyor.

Dumbo, aslında ismi Jumbo Jr. olan ve henüz annesinin karnındayken onunla birlikte Medici Kardeşler Sirki’ne getirilen bebek bir fil. Dumbo’nun kendisini diğer bebek fillerden daha özel kılan özelliği ise kulakları. Doğduğu andan itibaren gören herkesin olağan dışı olduğu için küçümsediği ve çirkin olarak nitelediği kulakları Dumbo’yu göklere taşıyor ve özgürce uçmasını sağlıyor. Sirk izleyicisi kocaman kulaklarıyla karşılaştığı andan itibaren ona Dumbo ismini takıyor ve kendisini farklı kılan bu özelliğiyle dalga geçmeye başlıyor. Medici Kardeşler Sirki Dumbo’yu korumaya çalışan annesini vahşi davranışları sebebiyle iade ediyor ve böylece Dumbo’nun annesine kavuşma macerası başlıyor. Kalplerimizde çok eskiden beri yer etmiş olan hikâye, bu kez Ehren Kruger’in kaleminden çıkarak I. Dünya Savaşı sonrasında, 1919 yılında geçiyor. Dumbo’nun özel yeteneği Vandevere tarafından keşfedildiği anda ticarileştirilmeye çalışılıyor ancak yaratılan devasa oyun parkının gölgesinde Medici Sirki ruhunu yitiyor.

Dumbo: Annesine Kavuşabilmek İçin Var Gücüyle Uçan Filin Savaşı

İnsanlar tarafından doğadan koparılan Dumbo, henüz bir bebek ve bu kez de annesinden ayrılmak durumunda bırakılıyor. Üzüntü ve korku içerisinde olan Dumbo’nun yardımına ise, Milly Farrier (Nico Parker) ve Joe Farrier (Finley Hobbins) koşuyor. Uçabildiğini fark ettikten sonra, sirkin yıldızı olmayı başarırsa annesini geri kazanabileceği motivasyonunu veriyorlar ona. Milly ve Joe’nun Dumbo’yla ortak üzüntüleri, babalarının yokluğunda yaşadığı hastalık sonucunda onların da annelerini kaybetmiş olmaları. Bu durum, çocuk karakterlerin anlaşılabilirliğini ve izleyicinin onlarla kurduğu bağı güçlendirebilecek nitelikte. Ama film, hikâyenin bu kısmıyla fazla ilgilenmiyor, yetişkinlere daha fazla söz hakkı tanıyarak çocuk karakterleri arka planda bırakıyor. Çocuklara hitap eden, yetişkinleri de çocuksu duyguların masumiyetine çağıran Dumbo bu noktada desteğe ihtiyaç duyuyor. Zira izleyici olarak bizler, Milly ve Joe’yu da daha iyi tanıyabilmek, onların ailevi problemlerine ve üzüntülerine daha yakından tanıklık edebilmek istiyoruz. Çünkü onların da annelerini kaybetmeleri ve babalarının savaştan sakatlanmış olarak dönmesi gibi çözüme ulaşmayı bekleyen büyük problemleri var. Film boyunca çocukların yaşadığına ek olarak diğer karakterler de daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor. Holt’un çocukları ile arasında olan soğukluk, film boyunca hissettiriliyor ve Dumbo üzerinden onarılıyor. Ancak bu durum Disney filmlerinde görmeye alıştığımız gibi, aile kavramının önemini vurgulayan bir biçimde açıkça çözümlenmiyor. Vandevere’in anlaşılabilir yanları ile sevilebilir hâle getirecek motivasyonlarının eksikliği, onu etkili ve akılda kalıcı bir kötü karakter olmaktan uzaklaştırıyor. Alan Arkin’in yatırımcı karakteri ise hikâyeyle tam anlamıyla bütünleştirilemeyip havada bırakılıyor. Film, her ne kadar izleyicisine duygusal anlar yaşatmayı başarsa da, karakterlerini hayatlarımızda iz bırakabilecek derinlikte destekleyemiyor. Buna ek olarak, Dumbo ve annesini geride bırakıp sirkte yaşananlara daha fazla önem verdiği anlarda olduğu gibi hikâyesinde yer alan duygusal ve daha önemli noktaların bazılarını kaçırarak yaşatabileceği duygu potansiyelinin altında kalıyor.

Buna rağmen Dumbo, elbette ki ailece izlendiğinde keyif aldıran, duygusal anlar yaratabilen bir film. Bu durumun en büyük yardımcılarından biri, filmi göklere taşıma konusunda oldukça büyük role sahip olan sirk sahnelerinde şahit olduğumuz başarılı görsel efektler. Çünkü aslında uçabilmek için tüyün sihrine ihtiyacı olmayan Dumbo’nun şirin kulakları, kocaman gözleri ile kazanamayacağı bir kalp yok. Film, Dumbo’nun ilk havalandığı an, tüyün sihrini kendi içinde bulması ve özgürlüğe kavuşması benzeri geleneksel Disney anlarını yaşatmayı oldukça iyi başararak izleyicisinin içini ısıtıyor. Aynı zamanda Vandevere’in Disneyland’i anımsatan devasa Dreamland’ine karşı ruhunu korumaya çalışan Medici Sirki, savaşıyla akıllara geçtiğimiz aylarda Oyunbozan Ralph 2 – Ralph Breaks the Internet‘te olduğu gibi, bir daha kendisine öz eleştiri yaptığı düşüncesini getiriyor. Danny DeVito’nun her zamanki başarılı yorumuyla hayat bulan Max, Vandevere’in gücüne açgözlülükle özendiği an, elindeki her şeyi, kendi sirkinin ve ailesinin ruhunu kaybediyor. DeVito’nun başarılı oyunculuğuna Eva Green’in eskiden bir trapez ustasıyken, şimdilerde Vandevere’in en göz alıcı “süs”ü olarak boy gösteren Collette’e kazandırdığı güçlü duruş eşlik ediyor. Aynı zamanda film, bu bilindik hikâyeye Tim Burton’un tuhaflıkları kucaklayan, bunu yaparken karanlık ve gerçekçi bir bakış açısı sunan tavrıyla hiçbir şeyi ve hiç kimseyi tam anlamıyla kusursuz yansıtmayarak yeni bir ses kazandırıyor. Zira, ne Vandevere’inin Dreamland’i, ne de Medici Sirki yalnızca hayallerde olduğu gibi toz pembe ve bu oldukça normal. Bütün karakterlerin, çocuklarını hak ettikleri kadar iyi dinlemeyen Holt, açgözlülüğüne ve kibirine yenilen Max ya da başarılı bir trapez ustasından yaka süsüne dönüşen Collette gibi, her anlamda kusursuzluktan uzak; hatalı diyebileceğimiz davranışları var. Ancak günün sonunda hepsi, içlerindeki çocuğun sesini bularak uçmak için sihirli bir tüye ihtiyaçlarının olmadığını kavrayabiliyor ve bağ kurulabilir karakterler hâline geliyor. Eskisinden farklı olarak bu kez Dumbo’ya kaybolduğu karanlıkta iki küçük çocuğun yol gösterdiği film, tatmin edici sonu ile duygusal anlar yaşattığı izleyicisinin kalbini kazanmayı başarıyor.

Tim Burton’ın yorumuyla Dumbo, bir kez daha kalplerimize dokunmak için geliyor. Olağan dışı özellikleri ve kocaman kulaklarıyla bu küçük fil, geliştirilmeye ihtiyaç duyan karakterleri, hikâyesinde kaçırdığı bazı noktalarına rağmen annesine kavuşabilmek için verdiği koca mücadelesiyle izleyicisinin içini ısıtıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi