Birbirlerine tıpatıp benzeyen doppelganger ya da ikiz karakterler, hikâye anlatımının en işlevsel ve derinlikli parçalarından biri olmuştur. Öyle ki başta edebiyat olmak üzere neredeyse tüm sanat türleri bu karakterlerin yoğun biçimde işlendiği yapıtlar çıkarmıştır ortaya. Alexandre Dumas’nın The Man in the Iron Mask ya da Charles Dickens’ın en güçlü klasiklerinden biri olan A Tale of Two Cities gibi eserlerin ana yapısını oluşturan doppelganger karakterler okuyucuya da yoğun bir psikolojik çözümleme imkânı sunar. Sinema tarihi de tıpkı edebiyat gibi bu tür karakterlerden oluşan filmlerle doludur. Birbirinden taban tabana zıt iyi/kötü, aktif/pasif, dışa dönük/içe kapalı, iktidar sahibi/iktidarsız, başarılı/başarısız gibi ayrımlar üzerinden farklılaştıklarını görebileceğimiz bu iki ayrı pratiğe sahip ama aynı görünümlü karakterler; dramatik ve sinemasal bir yolculuğa çıkarak iyiye ya da kötüye evrilen bir değişim geçirirler. Doppelganger yani bir diğer anlamda ikiz karakterlerin psikanaliz ile buluştuğu noktalar ise izleyiciye bir gerçek benlik, bir de o benliğin alter egosunu sunabilme yetisine sahiptir. Yine benzer bir şekilde bu tarz filmler, olan ve olması gerekenin sürekli çatışma hâlinde olduğu ve bu çatışmanın zaman zaman kontrolden çıkarak yıkıcı bir şiddete evrildiği alanlara da açılabilir. Biz de örneklerini çoğaltabileceğimiz, Dead Ringers’tan The Double Life of Véronique’e, Possession’dan The Double’a doppelganger ya da ikiz karakterleriyle öne çıkan 10 etkileyici film listemizi sizler için hazırladık.

Doppelganger ya da İkiz Karakterleriyle Öne Çıkan 10 Etkileyici Film

Kagemusha (1980)

Rashomon, Ran, Yojimbo, Seven Samurai gibi filmleriyle sinema tarihine birçok başyapıt armağan eden Japon yönetmen Akira Kurosawa’nın en epik ve panoramik atmosfer sunan filmlerinden biri olan Kagemusha’sı, şok edici bir şekilde gerçek tarihsel olaylara dayanmaktadır. 1573 yılının feodal Japonya’sında yaşanan iç savaş ülkeyi ikiye ayırmış ve Prens Shingen Takeda bu savaşta katledilmiştir. Ölen prensle esrarengiz biçimde benzerlik taşıyan fakat aslında ölüm cezasına çarptırılmış bir hırsız olan Kagemusha ise bu benzerlikten dolayı prensin yerini alır. İşin ilginç tarafı bu birbirine benzeyen ikizlerin kullanımı tarihsel olarak da gerçekliğe dayanmaktadır ve  Kagemusha usta yönetmen Kurosawa’nın ellerinde gerçek bir destana dönüşür. 

Possession (1981)

Polonya sinemasının dünyadaki önemli temsilcilerinden biri olan Andrzej Żuławski’nin Possession filmi; yarattığı başarılı atmosferi, muazzam sinematografisi ve başrol oyuncusu Isabelle Adjani’nin akıllara durgunluk veren performansı sayesinde kısa sürede kült mertebesine ulaştı. Özellikle Andrzej Żuławski’nin diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de sürrealizm ve sembolizm gibi çeşitli sanat akımlarından yararlanması Possession’u sıradan bir ele geçirme filmi yapmaktan kurtarmış ve izleyiciye unutamayacağı bir seyir hazzı yaşatmıştı. Possession, Anna isimli bir kadının eşi Mark’tan ayrılmak istemesiyle yaşanan olayları konu alır. Anna’nın kendisinden ayrılmasına bir anlam veremeyen Mark’ın olayı araştırması ve Anna’ya tıpatıp benzeyen Helen ismindeki kadını bulması ile karanlık ve doğaüstü boyutu olan bir varlıkla karşı karşıya olunduğunu fark ederiz.

Dead Ringers (1988)

Aklımızı başımızdan alan işlere imza atan usta yönetmen David Cronenberg’in 1988 tarihli filmi Dead Ringers, tüm hayatlarını birlikte geçirmiş, aynı hayatı paylaşmayı tercih etmiş çift yumurta ikizlerinin hikâyesini ekrana taşıyor. Jeremy Irons’ın Beverly ve Elliot adlı ikizlerin her ikisini birden canlandırdığı film, Bari Wood ve Jack Geasland tarafından kaleme alınan Twins: Dead Ringers kitabından uyarlanmıştır. Farklı karakterlerine rağmen aynı hayatı yaşayan, aynı mesleği tercih eden Beverly ile Elliot isimli ikizler, birlikte oldukları kadınları bile paylaştıkları bir hayat sürerler. Biri kadınlarla ilişki konusunda daha utangaçken, diğeri bu konuda daha rahat bir tavır sergiler. Gözle görülen tek ayırt edici noktaları bu olan ikizler, aslında ürkütücü bir şekilde sanki aynı ruhu taşıyormuşcasına birbirine benzemektedir. Fakat bir gün, ikizlerden birinin bir kadına aşık olmasıyla ortak ruh sarsılır ve film, psikolojik gerilim dozunun yoğun biçimde arttığı bir atmosfere açılır. 

The Double Life of Véronique (1991)

Fransa-Polonya ortak yapımı psikolojik ögeler içeren bir dram olarak tanımlayabileceğimiz The Double Life of Véronique, filmi yazıp yöneten, Üç Renk üçlemesiyle tanıdığımız Krzysztof Kieslowski’nin Polonya dışında çektiği ilk filmdir. Şiirsel bir atmosfere sahip olan The Double Life of Véronique; Fransa’da yaşayan Véronique ile Polonya’da yaşayan Weronika’nın öyküsünü anlatırken filmin başrolünü üstlenen Irene Jacob hem Veronique hem de Weronika karakterlerine hayat verir. Farklı ülkelerde yaşayan, isimlerine kadar her şeyleri birbirine fazlasıyla benzeyen ama hiçbir şekilde tanışmamış ve benzerliklerinin dışında hiçbir bağlantıları olmayan iki kadının gizemli bir şekilde birbirlerinden etkilenmelerinin anlatıldığı film, yarattığı Véronique/Weronika karakteriyle kadının kusursuz varoluşuna dikkat çekmek isteyen Kieslowski’nin, zamanla modern bir klasiğe dönüşen en güçlü kadın hikâyelerinden biridir.

Les Jolies Choses (2001)

Yönetmenliğini Gilles Paquet-Brenner’ın üstlendiği, Virginie Despentes’in, 1998 yılında yayımladığı aynı adlı romanından uyarlanan Les Jolies Choses filminde yetenekli oyuncu Marion Cotillard’ı da Marie ve Lucie isimli ikiz kardeşlere hayat verirken buluyoruz. Birbirinden taban tabana zıt iki karakter olan bu ikiz kardeşlerden Lucie, hayatını şöhret uğruna adamış, çizdiği bu hayat tarzında seks, uyuşturucu, modellik ekseninde tehlikeli bir hayat sürmektedir. İsteği doğrultusunda adeta sürüklenen Lucie, fazlasıyla dışa dönük bir karakterdir. İkiz kardeşi Marie ise tam aksine, sessiz, sakin, kendi hâlinde yalın bir hayat sürmektedir. Çocukluktan gelen bir dürtüyle sürekli birbirleriyle bir rekabet hâlinde olan kardeşlerin hayatı Lucie’nin karşısına çıkan önemli bir fırsat için kardeşi Marie’nin kendisi yerine geçmesini teklif etmesiyle karışır. Birçok şey gibi şöhret de artık iki kardeş arasında paylaşılmayacak bir faktör oluvermiştir.

Adaptation (2002)

 

Son filmi ‘Her’ ile Oscar ödülünü evine götüren yönetmen Spike Jonze’un yönetmenliğini yaptığı, Susan Orleon’un ‘The Orchid Thief’ adlı romanından uyarlanan, senaryosunun Charlie Kaufman tarafından kaleme alındığı Adaptation’un başrolünde Charlie ve Donald Kaufman olarak izlediğimiz Nicholas Cage’i görürüz. Bir türlü sonlandıramadığı senaryosunu yazmaya çalışan Charlie Kaufman’ın yazamama sebeplerinin başında gelen kişi ikiz kardeşi/alter egosu Donald Kaufman’dır. Film boyunca uzun monologlarla ve Nicholas Cage’in kendisiyle yaptığı diyaloglarıyla bir senaristin, bir sanatçının iç dünyasına yolculuk yaparız. Muhteşem bir kurguyla izleyenlerin karşısına çıkan Adaptation, bir adam hakkında kitap yazan bir kadının hikâyesini senaryolaştıran bir adamın oldukça karmaşık hikâyesini anlatır bizlere.

The Prestige (2006)

Christopher Priest’in aynı adlı romanından uyarlanan ve Christopher Nolan imzasını taşıyan The Prestige; izleyiciye büyülü bir dünyanın kapısını aralarken bizleri 19. yüzyılın hızla değişmekte olan Londra’sına götürür. Sihirbazların ileri derecede saygı duyulan ve gizemli kişiler olarak kabul edildikleri bu dönemde, Robert Angier ve Alfred Borden şöhret olma yolunda, rakip iki sihirbaz olarak karşımıza çıkar. Aslında arkadaş da olan bu iki genç sihirbazın arasındaki bağ; Angier’in eşi Julia Piper Perabo yaptıkları bir gösteri sırasında kaza sonucu ölünce, Angier’in yaşanan olaydan Borden’ı sorumlu tutmasıyla değişmeye başlar. Bu olay aslında iki sihirbazın arasında ömür boyu sürecek düşmanlık ve rekabetin de başlangıcı olur. Filmin finaline doğru geldiğimizde ve karakterlerden biriyle ilgili şok edici bir gerçeği öğrendiğimizde, sihrin büyüsüne bir kez daha aşık olurken aklımız da başımızdan gider. 

Enemy (2013)

Jose Saramago’nun The Double isimli romanından uyarlanan, Javier Gullon’un senaryolaştırdığı, yönetmenliğini Denis Villeneuve’ün üstlendiği Enemy’de, tarih profesörü olan Adam Bell ile ona çok benzeyen Anthony Clair isimli aktörün hayatlarının geri dönülemeyecek şekilde birbirinin içine geçmesi anlatılır. Jake Gyllenhaal tarafından canlandırılan bu iki karakterin kesişimini izlediğimiz filmin hikâyesi, “Kaos henüz anlaşılmamış bir düzendir.” cümlesiyle başlar. ‘Kaos Kuramı’ ile ‘Paralel Evren’i birlikte ele alan film, izleyiciyi merak duygusuyla sarıp sarmalarken içinden kolay kolay çıkamayacağı bir hikâyenin ortasına da bırakır. Metaforların havada uçtuğu ucu açık hikâyesi ve her iki karakteri de başarıyla canlandıran Jake Gyllenhaal’un muhteşem bir performans sergilediği Enemy, Villeneuve’ün en önemli yapıtlarından biri hâline geliyor.

The Double (2013)

Kanada yapımı The Double, izleyiciyle ilk kez 2013 yılında Toronto Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmuştu. Birçok film festivalinin gözdesi hâline gelen The Double, yazıldığı yıllarda sert eleştirilere maruz bırakılan Dostoyevski’nin Öteki (orijinal adıyla Dvojnik) adlı kitabının harika bir uyarlaması. Yönetmenliğini Richard Ayaode’in yaptığı filmde Jesse Eisenberg ile Mia Wasikowska da başrolleri paylaşıyor. Kesin zamanını bilmediğimiz bir dönemde iki farklı karakter, tek bir adam ve güzel bir kadın etrafında gelişen olayları ekrana taşıyan The Double’da Eisenberg, kendisi ve ötekisiyle girdiği mücadeleyi izleyiciye öylesine güzel yansıtıyor ki, ortada iki farklı insan varmış gibi hissetmemizi sağlıyor. Olduğu ve olmak istediği iki karakteri tek bir bedende buluşturan Eisenberg, her iki karakterin de üstesinden başarıyla geliyor.

L’Amant Double (2017)

8 Women, Under the Sand, In the House ve son olarak Frantz filmiyle izlediğimiz François Ozon’un psikanalizin derin sularında gezinen filmi L’Amant Double; aşkın ve cinselliğin Ozon tarafından nasıl işleneceğini bir kez daha görme heyecanı yarattığı için oldukça değerli bir konumda. Narin ve kırılgan genç bir kadın olan Chloe depresyondadır ve psikanaliste gitmeye karar verir. Seanslara gittikçe kendini daha iyi hisseden Chloe, psikanalisti Paul’a kısa sürede aşık olur. Bir süre sonra birlikte yaşamaya başlayan ikilinin ilişkileri sağlıklı gibi görünse de ters giden bazı durumlar vardır. Chloe, sevgilisinin gerçek kimliğine dair ondan bir şeyler sakladığını keşfeder ve çift arasında bir köşe kapmaca başlar. Çünkü Paul’ün ikiz kardeşi Louis de tıpkı Paul gibi bir psikanalisttir ve sevgilisinden gizli kardeşiyle terapi seanslarına başlayan Chloe, onunla gerçekleştirdikleri bu erotizm ve gerilim dozu yüksek seanslarda, kendiyle ilgili birtakım gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi