Oxford sözlüğü her yıl sıkça kullanılan bir kelimeyi alır ve onu yılın kelimesi olarak seçer. Buradaki asıl amaç bir kelime üzerinden o yılın evrensel problemine ya da çoğunlukla popüler gündemine dikkat çekmektir. 2015’te seçilen ‘’emoji’’ 21. yüzyılın görsel odaklı dijital dünyasında kelimelerle iletişimin yetersizliğini anlatmıştı. Kendisi bir kelime olsa da temsil ettiği kavram bir imajdı. Bu bakımdan geleceğin iletişim modelinin sinyalleri de vermişti. 2016 yılında ise ‘’post-truth’’ seçilmişti. Post-truth kelimesinin kullanımı ise daha çok siyaset alanında ve medyadaki bilgi dağılımında ortaya çıkıyordu. Türkçede ‘’gerçek ötesi’’ olarak da kullanılabilen bu kelimedeki ‘’Ötesi’’ yani ‘’Post’’ bir şeyden sonrası gibi alışılagelen anlamıyla değil, önüne geldiği kelimeyi veya kavramı değersizleştirmesiyle tanımlanıyor. Yani burada anlamı aşındırılan ‘’gerçek’’ oluyor. Oxford’un 2016 yılında bu kelimeyi seçmesinin nedeni artan yeni medya enformasyonunun ve siyasal iletişimin aşındırdığı ‘’gerçek’’ temsilleri. Fakat seyirci olarak bizi ilgilendiren bu kelimenin Donbass filmiyle olan ilgisi. Donbass: Çıkar Amaçlı Savaş Ortamı Yaratmak Donbass, 2014’te başlayan Ukrayna İç Savaşı'nı odağına alıyor. Bir tarafta Rusya’yla birleşmek isteyen ayrılıkçılar, diğer tarafta ise AB ile sıcak temaslar kurmak isteyen Ukrayna ordusu. Hâlen sürmekte olan bu çatışma, filmi daha nesnel bir gözle izlememize neden oluyor. Fakat biz Doğu Avrupa’da gerçekleşen bu olayları, bir Orta Doğu ülkesinden sadece görüntülerle takip edebiliyoruz. Bu görüntüler de çoğunlukla duygusal tepkimeler yaratacak niteliklere sahip. Neyin ne olduğunu, ne amaçla yapıldığını yalnızca görüntülere bakarak kavrayabiliyoruz. Ve bugün dünyamıza hükmeden görüntüler, yargılamanın temel aracı hâline gelmiş durumdalar. Artık bizim için büyük bir güven ve tutarlılık kaynağı olan ‘’nesnellik’’ bilimsel gözlem amacından saparak kurgusal bir gerçeklik temsiline dönüştü. Artık gerçeğin ne olduğu değil, nasıl sunulduğu mevzu bahis. Medya özelinde konuşacak olursak görsele dayalı bir haberi yalan veya doğru olarak nitelendirmek için kanaatlerimizle, ideolojimizle ne kadar uyuştuğuna bakıyoruz. Bize uyanı, işimize geleni doğru bilgi, diğer perspektifleri ise yanlış bilgi olarak kodluyoruz. Sanırım tarihte hiçbir çağda gerçeklik, bu denli çok yönlü, yapışkan ve akışkan olmamıştı. Donbass, açılış sahnesinde böyle bir gerçeklik temsilini gösteriyor. Karavanda makyaj hazırlığı yapan oyuncular, bir asker tarafından apar topar bir patlama alanının önüne götürülüyor. Ve oyunculardan bölgeye gelen habercilere her şeyi gördüklerini, bunu düşmanın yaptığını anlatmaları isteniyor. Evet, gördüklerimiz gerçek. Tanıklar gerçekten konuşuyor, patlama enkazı ve dumanlar işte orada, oyuncuların hemen arkasında duruyor. Fakat bu yeterli mi? Donbass filmi, estetik olarak ve kısmen anlamsal bütünlüğe sahip 13 parçadan oluşuyor. Oleg Mutu’nun kamerası, belgeselci aktüel bir üslup tercih ediyor. Çoğunlukla hareket hâlinde olan görselliğin sunumu da tıpkı bir haber estetiği izlenimini veriyor. Ancak kamera, bu serbestmiş gibi duran hareketlerinin içinde ciddi bir dramatik plan içeriyor. Bu görselliğin, sanki olacakları bilmiyormuş gibi hareket etmesi, seyredende sık sık büyük şaşkınlık yaratıyor. Bu bağlamda filmin görüntü kompozisyonu sahnede olacakları göstermek için kurulmuyor, tam aksine her şeyi ekran çerçevesine bir anda düşürüyor. İşte bu tam olarak post-truth etiğine yakışır bir davranış. Bu bakımdan filmin sinematografisi son derece tutarlı ve başarılı. Sergey Loznitsa, diğer filmlerine benzer şekilde yine kalabalık insan koreografileri oluşturuyor. Çerçevenin dört bir yanını saran oyuncuların olduğu sahneler genelde acımasız ve vahşi eylemler içeriyor. Bu kalabalık sahneler aslında insanın değişmeyen hazin görüntüsünü biraz da maniyerist bir biçimde gösteriyor. Ancak filmin,…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Donbass, sakız gibi uzayan gerçekliğin tekrar tekrar nasıl yaratılabileceğini gösteriyor. Ve Donbass'ın perspektifinden bu gerçeklik, amaç için savaşmaktan çok, savaş için amaçlar yaratıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.15 ( 1 votes)
70

Oxford sözlüğü her yıl sıkça kullanılan bir kelimeyi alır ve onu yılın kelimesi olarak seçer. Buradaki asıl amaç bir kelime üzerinden o yılın evrensel problemine ya da çoğunlukla popüler gündemine dikkat çekmektir. 2015’te seçilen ‘’emoji’’ 21. yüzyılın görsel odaklı dijital dünyasında kelimelerle iletişimin yetersizliğini anlatmıştı. Kendisi bir kelime olsa da temsil ettiği kavram bir imajdı. Bu bakımdan geleceğin iletişim modelinin sinyalleri de vermişti. 2016 yılında ise ‘’post-truth’’ seçilmişti. Post-truth kelimesinin kullanımı ise daha çok siyaset alanında ve medyadaki bilgi dağılımında ortaya çıkıyordu. Türkçede ‘’gerçek ötesi’’ olarak da kullanılabilen bu kelimedeki ‘’Ötesi’’ yani ‘’Post’’ bir şeyden sonrası gibi alışılagelen anlamıyla değil, önüne geldiği kelimeyi veya kavramı değersizleştirmesiyle tanımlanıyor. Yani burada anlamı aşındırılan ‘’gerçek’’ oluyor. Oxford’un 2016 yılında bu kelimeyi seçmesinin nedeni artan yeni medya enformasyonunun ve siyasal iletişimin aşındırdığı ‘’gerçek’’ temsilleri. Fakat seyirci olarak bizi ilgilendiren bu kelimenin Donbass filmiyle olan ilgisi.

Donbass: Çıkar Amaçlı Savaş Ortamı Yaratmak

Donbass, 2014’te başlayan Ukrayna İç Savaşı’nı odağına alıyor. Bir tarafta Rusya’yla birleşmek isteyen ayrılıkçılar, diğer tarafta ise AB ile sıcak temaslar kurmak isteyen Ukrayna ordusu. Hâlen sürmekte olan bu çatışma, filmi daha nesnel bir gözle izlememize neden oluyor. Fakat biz Doğu Avrupa’da gerçekleşen bu olayları, bir Orta Doğu ülkesinden sadece görüntülerle takip edebiliyoruz. Bu görüntüler de çoğunlukla duygusal tepkimeler yaratacak niteliklere sahip. Neyin ne olduğunu, ne amaçla yapıldığını yalnızca görüntülere bakarak kavrayabiliyoruz. Ve bugün dünyamıza hükmeden görüntüler, yargılamanın temel aracı hâline gelmiş durumdalar. Artık bizim için büyük bir güven ve tutarlılık kaynağı olan ‘’nesnellik’’ bilimsel gözlem amacından saparak kurgusal bir gerçeklik temsiline dönüştü. Artık gerçeğin ne olduğu değil, nasıl sunulduğu mevzu bahis. Medya özelinde konuşacak olursak görsele dayalı bir haberi yalan veya doğru olarak nitelendirmek için kanaatlerimizle, ideolojimizle ne kadar uyuştuğuna bakıyoruz. Bize uyanı, işimize geleni doğru bilgi, diğer perspektifleri ise yanlış bilgi olarak kodluyoruz. Sanırım tarihte hiçbir çağda gerçeklik, bu denli çok yönlü, yapışkan ve akışkan olmamıştı.

Donbass, açılış sahnesinde böyle bir gerçeklik temsilini gösteriyor. Karavanda makyaj hazırlığı yapan oyuncular, bir asker tarafından apar topar bir patlama alanının önüne götürülüyor. Ve oyunculardan bölgeye gelen habercilere her şeyi gördüklerini, bunu düşmanın yaptığını anlatmaları isteniyor. Evet, gördüklerimiz gerçek. Tanıklar gerçekten konuşuyor, patlama enkazı ve dumanlar işte orada, oyuncuların hemen arkasında duruyor. Fakat bu yeterli mi?

Donbass filmi, estetik olarak ve kısmen anlamsal bütünlüğe sahip 13 parçadan oluşuyor. Oleg Mutu’nun kamerası, belgeselci aktüel bir üslup tercih ediyor. Çoğunlukla hareket hâlinde olan görselliğin sunumu da tıpkı bir haber estetiği izlenimini veriyor. Ancak kamera, bu serbestmiş gibi duran hareketlerinin içinde ciddi bir dramatik plan içeriyor. Bu görselliğin, sanki olacakları bilmiyormuş gibi hareket etmesi, seyredende sık sık büyük şaşkınlık yaratıyor. Bu bağlamda filmin görüntü kompozisyonu sahnede olacakları göstermek için kurulmuyor, tam aksine her şeyi ekran çerçevesine bir anda düşürüyor. İşte bu tam olarak post-truth etiğine yakışır bir davranış. Bu bakımdan filmin sinematografisi son derece tutarlı ve başarılı.

Sergey Loznitsa, diğer filmlerine benzer şekilde yine kalabalık insan koreografileri oluşturuyor. Çerçevenin dört bir yanını saran oyuncuların olduğu sahneler genelde acımasız ve vahşi eylemler içeriyor. Bu kalabalık sahneler aslında insanın değişmeyen hazin görüntüsünü biraz da maniyerist bir biçimde gösteriyor. Ancak filmin, bu hazin ve vahşete dayalı üslubunun yanında, yer yer komediye varan kısımları da bulunuyor. Loznitsa, böylece bu bölgesel savaşın yarattığı sersemleşmeyi ve anlamsızlaşmayı dünya sinema seyircisine hissettirmeyi deniyor. Fakat burada bir sorun var; Türkiye gibi bölgeye hem kültürel hem de coğrafi olarak uzak ülkelerin seyircileri için bu ‘’sersemleştirme’’ amacına ulaşmış olabilir, ama yine de filmin tasarlanmış AB yanlısı Ukrayna ideolojisini temsil etmediğini nasıl anlayabiliriz? Her ne kadar film, post-truth söylemlerden bahsetmiş olsa da bu düşünülmesi gereken bir konu. Neticede AB ile içli dışlı Cannes Film Festivali’nden ödülle dönmüş bir filmden bahsediyoruz.

Sonuç olarak Donbass, sakız gibi uzayan gerçekliğin tekrar tekrar nasıl yaratılabileceğini gösteriyor. Ve Donbass’ın perspektifinden bu gerçeklik, amaç için savaşmaktan çok, savaş için amaçlar yaratıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi