56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma seçkisinde yer alan Yalnızca Hayvanlar’ın yönetmeni Dominik Moll ile filmin anlatı yapısını, sosyal alt metnini ve diğer merak edilenleri konuştuk.

Yalnızca Hayvanlar – Seules les bêtes, Fransa’nın ücra bir kasabasında bir kar fırtınası esnasında kaybolan bir kadının bir şekilde birbirine bağladığı beş insanın hikâyesini epizodik bir yapıyla anlatıyor.

Güvenç Atsüren: Yalnızca Hayvanlar, Colin Niel’in aynı isimli romanının uyarlaması. Bu romanı uyarlamaya karar vermenizdeki birincil etmen neydi, bu uyarlamayı çekme fikri nasıl ortaya çıktı?

Dominik Moll: Bu kitabı uyarlamak istememle ilgili birçok neden sayabilirim. Karakterler, anlatı yapısı, sinemada nadiren gördüğümüz iki dünyanın yüzleşmesi: Güney Fransa’da zor koşullar altında hayvancılıkla uğraşan insanlar ve Afrika’daki devasa bir şehirde hayatta kalmak için dolandıcılık yapan gençler.

Güvenç Atsüren: Film karakterin isimlerini taşıyan bölümlerden oluşuyor. Ele aldığınız hikâyeyi bu şekilde anlatmaya nasıl karar verdiniz? Bu karar Yalnızca Hayvanlar’ın anlatısına nasıl bir katkı sunuyor sizce?

Dominik Moll: Kaynak aldığım romanda da anlatı bu şekilde kurulmuş. Her bir bölüm, kar fırtınası sırasında gizemli biçimde kaybolan bir kadınla öyle ya da böyle bağlantılı farklı karakterlerin bakış açılarını yansıtıyor. Her bölüm ve dolayısıyla da her bakış açısı, söz konusu gizemi anlamak konusunda sahip olduğumuz bilgilere yeni bir katman ekliyor. Ben bu doğrusal olmayan hikâye anlatımını çok zorlayıcı ve heyecan verici buluyorum. Söylediğim gibi bu yapı, kaynak romanı uyarlamak istememdeki nedenlerden biriydi.

“Bence film, Kuzey’deki Avrupa ve güneydeki Afrika arasındaki karşıtlıktan ziyade iki kıtada da yaşayan insanların yüzleşmek zorunda kaldıkları zorluklarla ilgili.”

Güvenç Atsüren: Her ne kadar izlediğimiz kadının kayboluşuna dair gizemli bir hikâye olsa da film aynı zamanda Fransa’daki ırk, cinsiyet ya da sınıf ayrımcılığına dair de önemli sözler söylüyor. Sizin bu konulardaki görüşlerinizi merak ediyorum.

Dominik Moll: Birçok Fransız filmi, şehirde orta sınıf arasında geçenleri anlatmak gibi bir niyet taşıyor. Bana göre filmlerin başka dünyaları keşfetmeye çalışması da oldukça önemli. Fransa’nın kırsal kesimindeki bazı bölgeler ülkenin geneline nazaran fazlasıyla izole durumda. Bu bölgelerde yaşayan ve tarımla uğraşan kişiler için hayatsal ihtiyaçlarını karşılamak oldukça zor; çoğu kıt kanaat geçiniyorlar. Bu kişilerin sosyal sınıfların en altında yer aldıklarını söyleyebilirim; tıpkı Abidjan’daki hayatlarını kazanabilmek için dolandırıcılık yapan gençler gibi. Dolayısıyla bence film, Kuzey’deki Avrupa ve güneydeki Afrika arasındaki karşıtlıktan ziyade iki kıtada da yaşayan insanların yüzleşmek zorunda kaldıkları zorluklarla ilgili.

Güvenç Atsüren: Anlattığı hikâyeyi de düşünürsek, filmin ve tabii ki uyarlandığı kitabın adındaki “hayvanlar” size ve hikâyeye göre neyi işaret ediyor?

Dominik Moll: Yalnızca Hayvanlar’ın adı aslında birbaşka romandan, Lübnanlı yazar Wajdi Mouawad’ın Anima isimli romanından yapılan bir alıntıdan geliyır. Bu alıntının kabaca söyle bir anlam taşıdığını söyleyebiliriz: “Köpeği kaba bir canavardı ama sahibini seviyordu, yalnızca hayvanların sevdiği gibi.” Bence bu cümle, filmde de gördüğümüz üzere insanların sevgilerine karşılık istemelerinin aksine, hayvanların böyle bir beklenti taşımadıkları gibi bir anlam taşıyor. Ve bu beklenti açık bir şekilde hikâyenin dramatik yapısına şekil veriyor.

Güvenç Atsüren: Yalnızca Hayvanlar’ın yapısı Raşomon – Rashomon’dan Paramparça Aşklar Köpekler – Amores Perros’a kadar bir filmi akla getiriyor. Sizin bu filmi çekerken aklınızda ilham kaynağı olarak başka filmler var mıydı?

Dominik Moll: Dediğiniz gibi farklı bakış açıları, daha önce birçok filmde incelenmiş, ele alınmıştı. Raşomon’da işlenmiş bir suçun farklı öznel bakış açılarınca nasıl yorumlandığını görürürüz. Paramparça Aşklar Köpekler’de üç bağımsız hikâye bir trafik kazasıyla birbirlerine bağlanır. Yalnızca Hayvanlar’da ise konudan haberdar olmasalar dahi bir kadının ölümü üzerinden birbirleriyle bağlantılı beş karakteri izliyoruz. Tüm bu filmlerin kendi anlatı mantıklı olduğunu düşünüyorum, tam da bu sebepten diğer yapımları referans almaktan özellikle kaçındığımı söyleyebilirim.

Güvenç Atsüren: Yalnızca Hayvanlar’dan önce Eden isimli bir televizyon dizisi yönetmiştiniz. Buradan da yola çıkarak diziler ve sinema filmleri arasındaki sınırın her geçen gün daha da görünmez hâle geliyor oluşu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dominik Moll: İkisi arasındaki sınırın henüz o kadar da bulanıklaştığını düşünmüyorum aslında. Televizyon dizileri, karakterleri incelemek için çok daha fazla zaman harcamanıza olanak sunuyor. Sinemada ise doğrudan aklınızdaki noktaya gitmek zorundasınız. Filmler de diziler de hikâye anlatmak için farklı ve zorlu yollar ve ben ikisi arasında gidip gelmeyi oldukçe heyecan verici buluyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi