Ulus devletlerin can çekiştiği dönem, iki dünya savaşı arasındaki zaman dilimini kapsar. Bu dönem içinde varlığını sürdüren ulus devletleri, ya daha da güçlenmiş ya da hepten zayıflamıştır. Özellikle savaşlarda ağır yenilgiler almış uluslarda, aşırı milliyetçilik duyguları kabarmaya başlamıştır. Sürekli olarak yenilen, başka ülkeler tarafından aşağılanan, devamlı ezilen ulusların sahip olduğu birlik duyguları zayıflamaya başlamıştır. Ne olursa, nasıl olursa, kim olursa olsun; içinde yaşadığı ulusunun dik durmasını, sürekli kazanan olmasını isteyen bir ülkenin vatandaşlarının korkuları, tarihin gördüğü en zalim diktatörlerini ortaya çıkartmıştır. Diktatöre sarılmak, ona tüm yetkileri vermek, özellikle ezilen toplumların kurtuluşu için son çare olmuş, yirminci yüzyılı, askeri diktatörlüklerin çağı yapmıştır. İç savaş zamanlarındaki İspanya, Franco’yu ortaya çıkarmıştı. Ülkede yaşanan iç savaşı, dönem itibarıyla milliyetçilere karşı cumhuriyetçilerin kazanması düşük bir ihtimaldi. Zira demokratik sisteme sahip ve böyle bir sistemi arzulayan çok az ülke vardı. Dünya ırkçı söylemlerle yanıp tutuşuyordu. Hitler, Stalin ve Mussolini, ülkelerinde neden desteklendiyse, Franco da İspanya’da aynı nedenle desteklenmişti. İç savaşta Franco’yu destekleyenler, daha sonra kurduğu 36 yıllık rejiminin yaratacağı toplumsal travmayı bilselerdi, belki de ona bu kadar bağlanmazlardı. Çünkü Franco rejimi, ona karşı olan herkesi ortadan kaldırmayı amaçlamıştı. İşkenceler, toplu mezarlar ve çocuk kaçırmalarla tamamlanan politik öjeni uygulamalarıyla muhaliflerin sesi, kuşaklar sonra tamamen kısılmıştı. Ancak Franco, 1975 yılında öldüğünde, ülkede demokratikleşmek için uygun zemin oluşmaya başlamıştı. Ardından 1977 yılında ‘’Unutma Anlaşması’’ yapılmıştı. Bu anlaşmayla, bir ülkenin 40 yıllık kanlı geçmişi, tek bir hamlede silinmişti. Hem soldan hem sağdan yüzlerce birçok siyasi mahkûm serbest kalmış ve yaşananlarda bizzat sorumluluk taşıyanlara da yargılanmama hakkı tanınmıştı. Unutma Anlaşması ile Franco döneminin tüm acıları, tüm kötü hatıraları sanki hiç yaşanmamış gibi davranılmıştı. İspanya, bir hafıza kaybı yaşıyordu. Ancak rejimin ezip geçtiği muhalifler, yıllar sonra adalet arayışına girişti. Böylece bir ülkenin zorla yok edilen belleği, tekrar ortaya çıkmaya başladı. ‘’Arjantin Davası’’ olarak bilinen bu süreci konu alan Diğerlerinin Sessizliği, İspanya üzerinden toplumsal bellek meselesine bakıyor. Diğerlerinin Sessizliği: Öç Almıyoruz, Onurumuzu Arıyoruz Pedro ve Agustín Almodóvar’ın yapımcılığını üstlendiği belgesel, İspanya’nın unutulmaya yüz tutmuş geçmişini ortaya çıkarıyor. Altı yıllık bir süreci kapsayan belgeselin çekimleri davalarda yaşananları yıl yıl aktarıyor. Belgeselde, dönemin kurbanlarından sık sık duyduğumuz ’’Öç almıyoruz, onurumuzu arıyoruz.’’ söylemleri aracılığıyla, bu davanın aslında İspanya için bütünlüklü bir demokratik çözüm arayışı olduğunu anlıyoruz. Çünkü mağdurlar, aslında sorumluların çarmıha gerilmesini, kendilerine yapılanların onlara da yapılmasını istemiyorlar. Onlar sadece, adil bir yargılanma ve ‘’Unutma Yasası’’yla birlikte, ülke tarihinde bir sayfa gibi yırtıp atılan geçmişlerini,gelecek nesillere anlatmak, uzun yıllar süren sessizliklerine bir ‘’ses’’ verilmesini istiyorlar. Belgesel aslında burada sadece dönemin mağdurlarını değil, koca bir kuşağın yaşadığı dilsizliği de anlatıyor. Mağdurlardan kimisi doğum sırasında ona öldüğü söylenen, fakat gerçekte ondan kaçırılan bebeğinden haberdar oluyor, kimisi ise yıllar önce annesinin gömüldüğü toplu mezarı keşfediyor. Diğerlerinin Sessizliği, sadece fetih ve kahramanlık öykülerini hatırlayarak kendisini onurlandıran bir ülkenin ancak kendi utançlarını da andığı zaman gerçek bir belleğe kavuşacağının altını çiziyor. Belgesel, geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde İzleyici ve Barış ödüllerini kazanmıştı.

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Diğerlerinin Sessizliği, sadece fetih ve kahramanlık öykülerini hatırlayarak kendisini onurlandıran bir ülkenin ancak kendi utançlarını da andığı zaman gerçek bir belleğe kavuşacağının altını çiziyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
70

Ulus devletlerin can çekiştiği dönem, iki dünya savaşı arasındaki zaman dilimini kapsar. Bu dönem içinde varlığını sürdüren ulus devletleri, ya daha da güçlenmiş ya da hepten zayıflamıştır. Özellikle savaşlarda ağır yenilgiler almış uluslarda, aşırı milliyetçilik duyguları kabarmaya başlamıştır. Sürekli olarak yenilen, başka ülkeler tarafından aşağılanan, devamlı ezilen ulusların sahip olduğu birlik duyguları zayıflamaya başlamıştır. Ne olursa, nasıl olursa, kim olursa olsun; içinde yaşadığı ulusunun dik durmasını, sürekli kazanan olmasını isteyen bir ülkenin vatandaşlarının korkuları, tarihin gördüğü en zalim diktatörlerini ortaya çıkartmıştır. Diktatöre sarılmak, ona tüm yetkileri vermek, özellikle ezilen toplumların kurtuluşu için son çare olmuş, yirminci yüzyılı, askeri diktatörlüklerin çağı yapmıştır.

İç savaş zamanlarındaki İspanya, Franco’yu ortaya çıkarmıştı. Ülkede yaşanan iç savaşı, dönem itibarıyla milliyetçilere karşı cumhuriyetçilerin kazanması düşük bir ihtimaldi. Zira demokratik sisteme sahip ve böyle bir sistemi arzulayan çok az ülke vardı. Dünya ırkçı söylemlerle yanıp tutuşuyordu. Hitler, Stalin ve Mussolini, ülkelerinde neden desteklendiyse, Franco da İspanya’da aynı nedenle desteklenmişti. İç savaşta Franco’yu destekleyenler, daha sonra kurduğu 36 yıllık rejiminin yaratacağı toplumsal travmayı bilselerdi, belki de ona bu kadar bağlanmazlardı. Çünkü Franco rejimi, ona karşı olan herkesi ortadan kaldırmayı amaçlamıştı. İşkenceler, toplu mezarlar ve çocuk kaçırmalarla tamamlanan politik öjeni uygulamalarıyla muhaliflerin sesi, kuşaklar sonra tamamen kısılmıştı. Ancak Franco, 1975 yılında öldüğünde, ülkede demokratikleşmek için uygun zemin oluşmaya başlamıştı. Ardından 1977 yılında ‘’Unutma Anlaşması’’ yapılmıştı. Bu anlaşmayla, bir ülkenin 40 yıllık kanlı geçmişi, tek bir hamlede silinmişti. Hem soldan hem sağdan yüzlerce birçok siyasi mahkûm serbest kalmış ve yaşananlarda bizzat sorumluluk taşıyanlara da yargılanmama hakkı tanınmıştı. Unutma Anlaşması ile Franco döneminin tüm acıları, tüm kötü hatıraları sanki hiç yaşanmamış gibi davranılmıştı. İspanya, bir hafıza kaybı yaşıyordu. Ancak rejimin ezip geçtiği muhalifler, yıllar sonra adalet arayışına girişti. Böylece bir ülkenin zorla yok edilen belleği, tekrar ortaya çıkmaya başladı. ‘’Arjantin Davası’’ olarak bilinen bu süreci konu alan Diğerlerinin Sessizliği, İspanya üzerinden toplumsal bellek meselesine bakıyor.

Diğerlerinin Sessizliği: Öç Almıyoruz, Onurumuzu Arıyoruz

Pedro ve Agustín Almodóvar’ın yapımcılığını üstlendiği belgesel, İspanya’nın unutulmaya yüz tutmuş geçmişini ortaya çıkarıyor. Altı yıllık bir süreci kapsayan belgeselin çekimleri davalarda yaşananları yıl yıl aktarıyor. Belgeselde, dönemin kurbanlarından sık sık duyduğumuz ’’Öç almıyoruz, onurumuzu arıyoruz.’’ söylemleri aracılığıyla, bu davanın aslında İspanya için bütünlüklü bir demokratik çözüm arayışı olduğunu anlıyoruz. Çünkü mağdurlar, aslında sorumluların çarmıha gerilmesini, kendilerine yapılanların onlara da yapılmasını istemiyorlar. Onlar sadece, adil bir yargılanma ve ‘’Unutma Yasası’’yla birlikte, ülke tarihinde bir sayfa gibi yırtıp atılan geçmişlerini,gelecek nesillere anlatmak, uzun yıllar süren sessizliklerine bir ‘’ses’’ verilmesini istiyorlar. Belgesel aslında burada sadece dönemin mağdurlarını değil, koca bir kuşağın yaşadığı dilsizliği de anlatıyor. Mağdurlardan kimisi doğum sırasında ona öldüğü söylenen, fakat gerçekte ondan kaçırılan bebeğinden haberdar oluyor, kimisi ise yıllar önce annesinin gömüldüğü toplu mezarı keşfediyor.

Diğerlerinin Sessizliği, sadece fetih ve kahramanlık öykülerini hatırlayarak kendisini onurlandıran bir ülkenin ancak kendi utançlarını da andığı zaman gerçek bir belleğe kavuşacağının altını çiziyor. Belgesel, geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde İzleyici ve Barış ödüllerini kazanmıştı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi