Advertisement

28 Gün Sonra – 28 Days Later, Gün Işığı – Sunshine ve Beni Asla Bırakma – Never Let Me Go gibi bilimkurgu türünün çok farklı sularda yüzen kalburüstü örneklerinin senaristi olarak dikkat çeken Alex Garland, imza attığı iki filmle bu janranın en dikkat çekici yönetmenlerinden biri. Garland ilk yönetmenlik deneyiminde yapay zeka mevhumunu ele alan en güçlü filmlerden biri olan, 2014 yapımı Ex Machina’yla ciddi bir beklenti yaratmıştı. Dört yıl sonra, Jeff VanderMeer’in romanından uyarladığı Yok Oluş – Annihilation ise aşina olduğumuz korku ve bilimkurgu unsurlarını yenilikçi bir yaklaşımla bir araya getirerek sakin, tekinsiz ve zihin açıcı bir anlatı sunmuştu. Şimdi ise kamera arkasına geçtiği üçüncü proje ile karşımızda Alex Garland: FX on Hulu için hazırladığı 8 bölümlük mini dizi Devs.

Devs, şu ana kadar yayınlanan iki bölümden de görebileceğimiz üzere Alex Garland’ın filmografisiyle son derece uyumlu bir proje. Zira dizi, kuantumla ilgilenen bir tür teknoloji şirketinin içinde geçen olayları konu ediniyor geneli itibarıyla. Gaspar Noé’nin Love filminden hatırlayabileceğimiz Karl Glusman’ın canlandırdığı Sergei ve Garland’ın iki uzun metrajında da rol alan Sonoya Mizuno’nun hayat verdiği Lily Chan karakteriyle tanışıyoruz ilk bölümün hemen başlarında. Çift farklı departmanlarda olsa da olayların geçtiği teknoloji şirketi Amaya’da çalışıyorlar. Lily, şifreleme alanında çalışırken, Sergei bir yapay zeka uzmanı ve bir organizmanın eylemlerini beş saniye önceden görebilen, dolayısıyla onu birebir olarak taklit edebilen bir sistem geliştirmiş durumdalar. Her ne kadar bu süre oldukça kısıtlı olsa da Sergei’nin bu performansı Amaya’nın kurucusu ve başı konumundaki, Nick Offerman’ın canlandırdığı Forest’ın takdirini kazanıyor. Böylelikle Sergei, şirketin son derece gizli projesi Devs’e davet ediliyor ve bunu takiben dizi de gerçek anlamda başlamış oluyor.

Devs: İlk 2 Bölüm İncelemesi

Diziye adını veren Devs projesinin tam olarak ne olduğu, burada yapılan çalışmalarla nasıl bir sonuç edinmenin hedeflendiği, Amaya’nın kendi çalışanları tarafından, hatta bu projeye dâhil olan kişilerce dahi bilinmiyor; en azından dizinin ilk iki bölümü itibarıyla gördüğümüz bu. Bu belirsizliğin yanında Sergei’nin yapay zeka üzerine çalışıyor olması gibi unsurlar Devs’i tematik anlamda Garland’ın önceki projeleri Ex Machina ve Annihilation‘a bariz bir şekilde yaklaştırıyor. Fakat hem dizi formunun zamansal doğası gereği sunduğu imkânlar hem de Garland’ın ifade ettiği üzere yapımcıların ona tanıdığı özgürlük Devs’in anlatısını çok geniş bir alana yayma olanağı sunuyor. Garland da hem yönetmeni hem senaristi hem de yaratıcısı olduğu bu projede bu elverişli durumu sonuna kadar kullanacak gibi görünüyor.

Söz konusu geniş alanı, tartışmak istediği konularla temas hâlindeki farklı hikâye akslarıyla donatıyor Alex Garland. Bunlardan biri yukarıda da belirttiğimiz üzere Devs projesinin ve amacının ne olduğu. Şu ana kadar bu konuda çok ciddi ipuçları elde edemesek de konunun projenin başındaki Forest’ın kaybettiği kızı ile bağlantılı olabileceğini varsayabiliriz. Zira Devs binasının da içinde bulunduğu Amaya kampüsünde devasa bir kız çocuğu heykeli buluyor. Forest’ın kızından ilhamla yaptırdığını düşünebileceğimiz bu tekinsiz ve ürpertici heykelin gölgesinde cereyan eden her olayın bir şekilde bu kayıpla alakalı olabilceğine dair bi çıkarım yapmak zorlama olmayacaktır. Garland’ın önceki anlatılarında güttüğü, net yanıtlar vermek konusunda bir zorunluluk hissetmeyen, kaynağını sağlam kaynaklardan alan soru işaretleri yaratma stratejisi Devs’te de devam edecek gibi görünüyor. Devs projesinin doğurduğu soru işaretlerinin yanında, hikâyenin bir tür gerilim aksı da var. Bu aks da gizemin kaynağı Sergei’nin Devs’e girmesinden kısa bir süre sonra –spoiler vermemek adına detaylardan bahsetmeyelim- arkasında sayısız soru işaretleri bırakarak ortadan kaybolmasından ileri geliyor. Bu noktadan itibaren Sergei’nin Rus, Lily’nin ise Çin kökenli olmasıyla parlayan, casusluk gerilimlerini andıran bir kanal daha açılıyor. Bu kanalın dizinin gerilim yükünü çekeceğini pekâlâ söyleyebiliriz şimdiden. Ayrıca bu durumun politik ve ekonomik yönü ile Lily’nin duygu dünyası arasında nasıl bir bağlantı kuracağı Devs’ün devamı için merak oluşturan etmenlerin başında geliyor.

Devs biçimsel anlamda da oldukça dikkat çekici bir proje. Atmosfer yaratma konusundaki ustalığını daha önce de kanıtlamış olan Alex Garland, bu başarısını bir kez daha tekrarlıyor. Özellikle “dış dünya” kısımları ile Devs binası ve çevresinde geçenler arasında bariz farklar göze çarpıyor. Görsel tercihlerdeki ayrışmalar bir yana, dizi işitsel anlamda da bu iki dünya arasına kalın çizgiler çiziyor. Klasik anlamda film müziği kalıbının oldukça uzağında seyreden melodiler, Devs’in anlatının içinde işaret ettiği “farklı” lokasyonun kendine dair öngörülemez kurallara sahip olduğunu vurgularken bir yandan da diziyi yapısal olarak seyirci dostu bir yapım olmaktan oldukça uzaklaştırıyor. Bu noktadan hareketle, şu ana kadar gördüğümüz kadarıyla dizinin seyircinin beklentilerine hitap etmek gibi bir gayesi olmadığını, hatta birçokları için adapte olunması zor bir atmosfer yarattığını söylemekte fayda var. Bu bağlamda Devs’in bilimkurgu alanında rüştünü ispatlamış bir sinemacının auteur dokunuşunu televizyona taşıdığı heyecan verici bir iş olduğunu söyleyebiliriz.

Dizinin henüz başlarında Forest’ın Sergei’ye söylediği, bu evrenin nasıl işlediğine dair, determinizm üzerine kurulu cümleler ise Devs’in anlatısını felsefi anlamda da cazip kılıyor. Kabaca; evrende gerçekleşen olayların çeşitli kurallarca belirlenmiş olduğunu ve bu olayların gerçekleşmesinin zorunluluğu fikrine dayanan determinizmi, Sergei’nin eylemleri üzerinden son derece iyi yazılmış bir monologla açıklayan Forest’in Devs projesinin başında olduğunu da göz önünde bulundurursak (hatta bazı planlarda kendisinin tanrısal bir figürmüşçesine başında hareler varmış gibi göründüğünü de hatırlatalım), kurmaca bir anlatıyı takip eden dizinin içine, hatta çekirdeğine “kontrol edilememezlik” minvalinde bir fikir yerleştirmek oldukça ilginç görünüyor. Yine de şu ana kadar gördüklerimizle Devs’in anlatısını bu perspektiften okumanın aceleci bir tavır olacağını belirtmekte fayda var. Velhasıl dizinin anlatısında önemli bir yer kaplayan kuantum ile determinizm arasındaki zıtlıklar ve anlatının böylesi bir temele dayanması, henüz yayınlanacak 6 bölümü olan Devs’in zihin açıcı bir seyir sunacağına dair umut verici kesinlikle.

Devs, anlatısal anlamda çok geniş bir alana yayılsa da bu büyüklükteki, çok yönlü bir hikâyenin altından kalkabileceğine dair umut veren Garland’ın dokunuşunu her anında hissedebileceğimiz bir çalışma. Cesur teknik tercihleri, üstüne kafa yormayı mümkün kılan arka planı ve belki de en önemlisi anlatısının boyutun karakterlere ihtiyaç duymadan, fikirlerle genişletebilen bir yapım karşımızdaki. Tüm bunlar ışığında Devs, 2020’nin en çok konuşulacak dizilerinden biri olmaya güçlü bir aday.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information