Dev Avcısı’nın merkezindeki karakter Barbara, yeni ve tek arkadaşı Sophia’ya “İnsanlar anlamadıkları şeylerden korkarlar.” diyor. 14-15 yaşlarındaki bu genç kız, sahilde ya da ormanda korkusuzca avlamak için tuzaklar kurduğu devleri anlamış görünüyor. Onların varlığını çoktan kabullenmiş ve onlara karşı savaşabilmek adına her donanıma sahip. Ama onun da anlayamadığı, dolayısıyla yüzleşmekten korktuğu ve devleri nasıl avladığını anlatacak kadar kendine yakın gördüğü arkadaşından dahi sakladığı bir sırrı var. Danimarkalı yönetmen Anders Walter’ın ilk uzun metrajlısı Dev Avcısı, filmin senaryosuna da imza atan Joe Kelly’nin aynı isimli çizgi romanının sinema uyarlaması. 2013’te ölüm döşeğindeki küçük bir çocuğun hayal dünyasına daldığı Helium adlı kısa filmiyle bu dalda Oscar kazanan yönetmen, Dev Avcısı’nda da benzer sularda yüzüyor. Walter bu kez yaşadığı bir travmadan sonra kendi gerçekliğini yaratmış bir çocuk olan Barbara’nın dünyasına davet ediyor seyirciyi. Burası, devlerin sıradan insanların sıradan hayatlarını tehdit ettiği, gerçeklikle fantezinin birbirine karıştığı kendine has bir alem. Bu alemin koruyuculuğunu üstlenmiş Barbara ise devlerin tüm tehditlerini savuşturacak bilgiye ve cesarete sahip güçlü bir figür. Dev Avcısı: Hayalle Gerçek Arasında Avcılık Dev Avcısı’nda yönetmen, filmin anlatısını iki damardan ilerletiyor. Birincisi, Barbara’nın yaşadığı kasabayı tehdit eden devlerle girdiği mücadele. Diğeri ise, Barbara’nın zihninde gerçeklikten uzak böylesi bir dünya yaratmasına neden olacak çocukluk travmasının ne olabileceğinin etrafında yaratılan merak unsuru. Barbara ve devler arasındaki çatışma anlatılırken tercih edilen, ziyadesiyle aşkın üslup gayet iyi sonuç veriyor. Yönetmenin hem görsel efekt, hem de duygulara hitap etme konusunda elini korkak alıştırmadığı bu bölümler, filmin de seyir zevkinin zirve yaptığı anlara tekabül ediyor. Ama aynısını, seyircinin Barbara’nın duygu dünyasına nüfuz etme yolunu açacak dramatik yapı için söylemek zor. Genç kızın hayatındaki geri dönüşü neredeyse imkansız duygusal yaralanmayı seyirciye aktarma noktasında yalpalıyor Dev Avcısı. Barbara’nın fantastik dünyasına gösterilen özen, filmdeki yan karakterlerin sıradan hayatlarına gösterilmemiş ne yazık ki. Ne Barbara’yla birlikte yaşayan ve yeni bir hayat kurmaya çalışan ablası, ne onu anlamaya çalışan rehber öğretmeni, arkadaşı Sophia, ne de okul hayatını ona zindan eden zorba kız yeterince güçlü karakterler. Hepsi filmin finale kazasız belasız gitmesi için öyküye yerleştirilmiş piyonlar gibi görünüyor. Bu tercih tamamen kendi dünyasını yaratmış ana karakteri merkeze alan bir başka filmde, mevcut durumun seyirciye aktarılmasında gayet işlevsel olabilirdi. Lakin devleri avlarken gözünü kırpmayan Barbara’nın zihninin derinliklerinde o hayali yaratıklardan çok daha büyük sorunlar var. Hâl böyleyken, bu öykü daha güçlü bir dramatik yapı talep ediyor. Ama yönetmen Walter, bu talebi finale kadar es geçiyor. Gerçeklikle fantezinin iç içe geçtiği bir büyüme hikâyesi anlatan Dev Avcısı’nın, finalde benzerine  az rastlanan, yeni bir şey söylediğini söylemek güç. Fakat oldukça sempatik ve güçlü çizilmiş Barbara’nın korkup kaçtığı gerçeklikle yüzleşmesi, çok insani ve naif bir biçimde perdeye yansıyor. Çünkü yönetmen bu kısımda film boyunca kullandığı aşkın dili dengeleyerek anlatının duygu sömürüsü bölgesine geçişini büyük ölçüde engelliyor. Böylelikle bu genç ve güçlü kadının, filmin zayıf dramatik yapısının zedelediği hikâyesinin çocukluk bölümü, hüzünlü olduğu kadar cesaret verici bir sona ulaşıyor. Yetişkinliğin ilk cümleleri fısıldanırken perde kararıyor.

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Oldukça sempatik ve güçlü çizilmiş Barbara’nın korkup kaçtığı gerçeklikle yüzleşmesi, çok insani ve naif bir biçimde perdeye yansıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.08 ( 5 votes)
65

Dev Avcısı’nın merkezindeki karakter Barbara, yeni ve tek arkadaşı Sophia’ya “İnsanlar anlamadıkları şeylerden korkarlar.” diyor. 14-15 yaşlarındaki bu genç kız, sahilde ya da ormanda korkusuzca avlamak için tuzaklar kurduğu devleri anlamış görünüyor. Onların varlığını çoktan kabullenmiş ve onlara karşı savaşabilmek adına her donanıma sahip. Ama onun da anlayamadığı, dolayısıyla yüzleşmekten korktuğu ve devleri nasıl avladığını anlatacak kadar kendine yakın gördüğü arkadaşından dahi sakladığı bir sırrı var.

Danimarkalı yönetmen Anders Walter’ın ilk uzun metrajlısı Dev Avcısı, filmin senaryosuna da imza atan Joe Kelly’nin aynı isimli çizgi romanının sinema uyarlaması. 2013’te ölüm döşeğindeki küçük bir çocuğun hayal dünyasına daldığı Helium adlı kısa filmiyle bu dalda Oscar kazanan yönetmen, Dev Avcısı’nda da benzer sularda yüzüyor. Walter bu kez yaşadığı bir travmadan sonra kendi gerçekliğini yaratmış bir çocuk olan Barbara’nın dünyasına davet ediyor seyirciyi. Burası, devlerin sıradan insanların sıradan hayatlarını tehdit ettiği, gerçeklikle fantezinin birbirine karıştığı kendine has bir alem. Bu alemin koruyuculuğunu üstlenmiş Barbara ise devlerin tüm tehditlerini savuşturacak bilgiye ve cesarete sahip güçlü bir figür.

Dev Avcısı: Hayalle Gerçek Arasında Avcılık

Dev Avcısı’nda yönetmen, filmin anlatısını iki damardan ilerletiyor. Birincisi, Barbara’nın yaşadığı kasabayı tehdit eden devlerle girdiği mücadele. Diğeri ise, Barbara’nın zihninde gerçeklikten uzak böylesi bir dünya yaratmasına neden olacak çocukluk travmasının ne olabileceğinin etrafında yaratılan merak unsuru. Barbara ve devler arasındaki çatışma anlatılırken tercih edilen, ziyadesiyle aşkın üslup gayet iyi sonuç veriyor. Yönetmenin hem görsel efekt, hem de duygulara hitap etme konusunda elini korkak alıştırmadığı bu bölümler, filmin de seyir zevkinin zirve yaptığı anlara tekabül ediyor. Ama aynısını, seyircinin Barbara’nın duygu dünyasına nüfuz etme yolunu açacak dramatik yapı için söylemek zor. Genç kızın hayatındaki geri dönüşü neredeyse imkansız duygusal yaralanmayı seyirciye aktarma noktasında yalpalıyor Dev Avcısı.

Barbara’nın fantastik dünyasına gösterilen özen, filmdeki yan karakterlerin sıradan hayatlarına gösterilmemiş ne yazık ki. Ne Barbara’yla birlikte yaşayan ve yeni bir hayat kurmaya çalışan ablası, ne onu anlamaya çalışan rehber öğretmeni, arkadaşı Sophia, ne de okul hayatını ona zindan eden zorba kız yeterince güçlü karakterler. Hepsi filmin finale kazasız belasız gitmesi için öyküye yerleştirilmiş piyonlar gibi görünüyor. Bu tercih tamamen kendi dünyasını yaratmış ana karakteri merkeze alan bir başka filmde, mevcut durumun seyirciye aktarılmasında gayet işlevsel olabilirdi. Lakin devleri avlarken gözünü kırpmayan Barbara’nın zihninin derinliklerinde o hayali yaratıklardan çok daha büyük sorunlar var. Hâl böyleyken, bu öykü daha güçlü bir dramatik yapı talep ediyor. Ama yönetmen Walter, bu talebi finale kadar es geçiyor.

Gerçeklikle fantezinin iç içe geçtiği bir büyüme hikâyesi anlatan Dev Avcısı’nın, finalde benzerine  az rastlanan, yeni bir şey söylediğini söylemek güç. Fakat oldukça sempatik ve güçlü çizilmiş Barbara’nın korkup kaçtığı gerçeklikle yüzleşmesi, çok insani ve naif bir biçimde perdeye yansıyor. Çünkü yönetmen bu kısımda film boyunca kullandığı aşkın dili dengeleyerek anlatının duygu sömürüsü bölgesine geçişini büyük ölçüde engelliyor. Böylelikle bu genç ve güçlü kadının, filmin zayıf dramatik yapısının zedelediği hikâyesinin çocukluk bölümü, hüzünlü olduğu kadar cesaret verici bir sona ulaşıyor. Yetişkinliğin ilk cümleleri fısıldanırken perde kararıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi