Çalıştığı departmandaki saygınlığını kaybetmiş, alkolik ve fiziken çökmüş bir kahraman, polisiye filmlerinde sık kullanılan bir karakterler klişesidir. Bu karakterlerin trajedisi ya ailenin eksikliğinden ya da sevilen bir insanın kaybedilmesinden doğar. Karakter bu aşamadayken, melankolik bir ruh hâliyle çevresindeki insanların sürekli olarak dikkatini çekmeye başlar. Ruhen ne kadar çökmüş olsa da işinde hâlâ başarılıdır veya olmaya çalışır. Genelde bu klişeyi kullanan polisiye filmlerinin arızalı, bunalımdaki karakterleri erkek olarak karşımıza çıkar. Karakter erkekse, kaybettiği iktidarını daha sonra mutlaka ele geçirecektir, aksi takdirde film gerçek anlamda bitmeyecektir. Eğer karakter kadınsa, bu melankolik durumdan kurtulana kadar biçimsel olarak ‘’çirkin’’ kalacaktır ve ardından gözümüze daha ‘’seksi’’ olarak sunulacaktır. Genelde bu karakter kalıplarını kullanan filmler, onları sunarken, cinsiyetleri üzerinde oldukça katı bir şekilde dururlar. Bu nedenle böylesi ‘’kalıp’’ filmlerde güzellik temsilleri gibi cinsiyet temsilleri de kalıplara sıkışmıştır. Bazı polisiye filmleri, bu kalıp karakterleri kullanarak öyle usta bir şekilde çekici ‘’yeni’’ karakterler tasarlar ki onların sıradanlıklarına aldırmadan kendimizi filme kaptırmakta sıkıntı yaşamayız. Bu yeni gibi gözüken karakter, ne kadar bilindik ve tanıdık olsa da canlılığıyla, çekiciliğiyle, bizler için bir seyir zevki olmaya devam eder. Destroyer filminde Nicole Kidman’ın canlandırdığı Erin Bell karakteri, bu klişelerin büyük bir kısmına uyuyor. Ancak ne yazık ki Erin Bell, özgünlüğü zayıf, izlemesi zor bir karakter. Destroyer, geçmişiyle geleceği arasında bağ kurmaya çalışan, kişisel kurtuluşunu arayan bir dedektifin öyküsüne odaklanıyor. Bu bakımdan film, karakterin geçmişiyle geleceği arasında, anlatı olarak paralellik kuruyor. Filmde Erin Bell, tehlikeli bir soyguncunun peşine düşüyor ve kendini bu melankolik, ruhen yaralı olan durumdan kurtarmaya çalışıyor. Bu arada kocasıyla ve 16 yaşındaki kızıyla da büyük sorunları olan Erin, işindeki saygınlığını kazanmaya çalıştığı gibi kızının da iyi bir geleceğe kavuşması için çaba sarf ediyor. Destroyer: Yeniden Başlamak İçin Her Şeyi Yıkmak Destroyer, aslında bir nebze filmdeki ‘’yaratıcı’’ güce verilmiş bir isim. Ancak buradaki yaratıcı güç, yeni bir şey üreten, bir sorunun çözümü için olumlayıcı, onarıcı yollara başvuran bir büyük güç değil. Burada yok ederek yaratan, yok ederek sorunların üstesinden gelen bir güç söz konusu. Yani ‘’yıkarak yapmak’’, Erin Bell’in kurtuluş için sığındığı bir düşünce oluyor. Burada film, iki ayrı tanrısal güç ve adalet seçeneği sunuyor: Yapıcı güç, iyimser bir şekilde üreterek gerçekleşen yaratıcılığı; yok edici güç ise yıkarak, parçalayarak her şeyi sıfırlayan bir yaratıcılığı kapsıyor. Erin, yok edici gücü tercih ediyor. Girlfight, Aeon Flux, The Invitation gibi filmlerle tanınan Karyn Kusama’nın yönetmenliğini yaptığı Destroyer’ın merak ögeleri oldukça zayıf. Hikâyenin büyük bir kısmı, Erin’in ruhsal çöküntüsünü açıklamaya çalışmakla geçiyor. Bu amaçla film, bazen geçmişe bazen geleceğe dönüp duruyor. Ayrıca hikâye akışında sürekli olarak ertelediği sürpriz sonuyla, iki saatlik süresi boyunca seyirciyi oyalamaktan başka bir şey yapmıyor. Bu bakımdan film, kendini sondaki kilit sahne için bekletiyor. Aslında suç filmlerinde bu tip geciktirilmiş ‘’her şeyin başlangıcı’’ sahneleri, genelde seyircideki gerilim hissini diri tutmak için kullanılır. Ancak bu filmler, sıklıkla bir alt hikâyeye de sahiptir. Bu alt katmandaki hikâye, seyirciyi o kilit sahneye gelene kadar farklı kurgusal bağlantılarla ciddi anlamda ‘’doyurur’’, oyalamaz! O kilit sahneye gelene kadar diğer karakterlerin yan öykülerini ortaya serer, bağlantıları ortaya çıkarır vb. Oysa Destroyer, sadece Erin Bell’in bakış açısından anlatıldığı…

Yazar Puanı

Puan - 40%

40%

Karyn Kusama’nın yönetmenliğini yaptığı Destroyer’ın merak ögeleri oldukça zayıf. Hikâyenin büyük bir kısmı, Erin’in ruhsal çöküntüsünü açıklamaya çalışmakla geçiyor. Bu amaçla film, bazen geçmişe bazen geleceğe dönüp duruyor. Ayrıca hikâye akışında sürekli olarak ertelediği sürpriz sonuyla, iki saatlik süresi boyunca seyirciyi oyalamaktan başka bir şey yapmıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
40

Çalıştığı departmandaki saygınlığını kaybetmiş, alkolik ve fiziken çökmüş bir kahraman, polisiye filmlerinde sık kullanılan bir karakterler klişesidir. Bu karakterlerin trajedisi ya ailenin eksikliğinden ya da sevilen bir insanın kaybedilmesinden doğar. Karakter bu aşamadayken, melankolik bir ruh hâliyle çevresindeki insanların sürekli olarak dikkatini çekmeye başlar. Ruhen ne kadar çökmüş olsa da işinde hâlâ başarılıdır veya olmaya çalışır. Genelde bu klişeyi kullanan polisiye filmlerinin arızalı, bunalımdaki karakterleri erkek olarak karşımıza çıkar. Karakter erkekse, kaybettiği iktidarını daha sonra mutlaka ele geçirecektir, aksi takdirde film gerçek anlamda bitmeyecektir. Eğer karakter kadınsa, bu melankolik durumdan kurtulana kadar biçimsel olarak ‘’çirkin’’ kalacaktır ve ardından gözümüze daha ‘’seksi’’ olarak sunulacaktır.

Genelde bu karakter kalıplarını kullanan filmler, onları sunarken, cinsiyetleri üzerinde oldukça katı bir şekilde dururlar. Bu nedenle böylesi ‘’kalıp’’ filmlerde güzellik temsilleri gibi cinsiyet temsilleri de kalıplara sıkışmıştır. Bazı polisiye filmleri, bu kalıp karakterleri kullanarak öyle usta bir şekilde çekici ‘’yeni’’ karakterler tasarlar ki onların sıradanlıklarına aldırmadan kendimizi filme kaptırmakta sıkıntı yaşamayız. Bu yeni gibi gözüken karakter, ne kadar bilindik ve tanıdık olsa da canlılığıyla, çekiciliğiyle, bizler için bir seyir zevki olmaya devam eder. Destroyer filminde Nicole Kidman’ın canlandırdığı Erin Bell karakteri, bu klişelerin büyük bir kısmına uyuyor. Ancak ne yazık ki Erin Bell, özgünlüğü zayıf, izlemesi zor bir karakter.

Destroyer, geçmişiyle geleceği arasında bağ kurmaya çalışan, kişisel kurtuluşunu arayan bir dedektifin öyküsüne odaklanıyor. Bu bakımdan film, karakterin geçmişiyle geleceği arasında, anlatı olarak paralellik kuruyor. Filmde Erin Bell, tehlikeli bir soyguncunun peşine düşüyor ve kendini bu melankolik, ruhen yaralı olan durumdan kurtarmaya çalışıyor. Bu arada kocasıyla ve 16 yaşındaki kızıyla da büyük sorunları olan Erin, işindeki saygınlığını kazanmaya çalıştığı gibi kızının da iyi bir geleceğe kavuşması için çaba sarf ediyor.

Destroyer: Yeniden Başlamak İçin Her Şeyi Yıkmak

Destroyer, aslında bir nebze filmdeki ‘’yaratıcı’’ güce verilmiş bir isim. Ancak buradaki yaratıcı güç, yeni bir şey üreten, bir sorunun çözümü için olumlayıcı, onarıcı yollara başvuran bir büyük güç değil. Burada yok ederek yaratan, yok ederek sorunların üstesinden gelen bir güç söz konusu. Yani ‘’yıkarak yapmak’’, Erin Bell’in kurtuluş için sığındığı bir düşünce oluyor. Burada film, iki ayrı tanrısal güç ve adalet seçeneği sunuyor: Yapıcı güç, iyimser bir şekilde üreterek gerçekleşen yaratıcılığı; yok edici güç ise yıkarak, parçalayarak her şeyi sıfırlayan bir yaratıcılığı kapsıyor. Erin, yok edici gücü tercih ediyor.

Girlfight, Aeon Flux, The Invitation gibi filmlerle tanınan Karyn Kusama’nın yönetmenliğini yaptığı Destroyer’ın merak ögeleri oldukça zayıf. Hikâyenin büyük bir kısmı, Erin’in ruhsal çöküntüsünü açıklamaya çalışmakla geçiyor. Bu amaçla film, bazen geçmişe bazen geleceğe dönüp duruyor. Ayrıca hikâye akışında sürekli olarak ertelediği sürpriz sonuyla, iki saatlik süresi boyunca seyirciyi oyalamaktan başka bir şey yapmıyor. Bu bakımdan film, kendini sondaki kilit sahne için bekletiyor. Aslında suç filmlerinde bu tip geciktirilmiş ‘’her şeyin başlangıcı’’ sahneleri, genelde seyircideki gerilim hissini diri tutmak için kullanılır. Ancak bu filmler, sıklıkla bir alt hikâyeye de sahiptir. Bu alt katmandaki hikâye, seyirciyi o kilit sahneye gelene kadar farklı kurgusal bağlantılarla ciddi anlamda ‘’doyurur’’, oyalamaz! O kilit sahneye gelene kadar diğer karakterlerin yan öykülerini ortaya serer, bağlantıları ortaya çıkarır vb. Oysa Destroyer, sadece Erin Bell’in bakış açısından anlatıldığı gibi bütün merak ögesini de Erin’in nasıl bu hâle geldiğini açıklamak üzerine kuruyor. Bu da filmin seyir zevkini oldukça düşüren bir anlatım tercihi. Özetle Destroyer, güçlü oyuncu kadrosuna rağmen heyecan ve merak uyandıran bir seyir sunamıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi