Tozlu Raflar köşesinde yazacağımız filmleri seçerken iki kriterimiz var: birincisi, zamanında bir rafa öylesine koyulmuş olması, ikincisi de o rafta üzerinde toz birikecek kadar uzun zaman beklemiş olması. Bugün bahsedeceğim yapım da tam olarak böyle; ancak ilginçtir ki dünyanın en iyi filmlerinden birkaçını çekmiş, bu filmlerin en meşhurunda ise nadir bir başarıya imza atarak seyirciler ve eleştirmenleri aynı anda tatmin edebilmiş bir yönetmen tarafından çekilmiş. Filmin jeneriklerinde adı Francis Coppola diye geçen Francis Ford Coppola’dan ve ilk filmi Dementia 13’ten bahsediyorum!

Nicholas Ray-Wim Wenders, yahut Wim Wenders-Jim Jarmusch usta-çırak ilişkisi gibi bir ilişki Roger Corman ve Francis Ford Coppola arasında da mevcut 60’lı yılların başında. Poe uyarlamaları ve kendine özgü korku filmleri ile sinemada yer etmiş Corman’ın bir diğer özelliği de Jonathan Demme, Martin Scorsese ve James Cameron gibi pek çok ünlü sinemacıya el veren kişi olması. Yani Coppola yalnız değil. Corman ile çalışan Coppola onun himayesinde bir film çekmeye karar veriyor. Bu film, senaryosunu da kendisinin yazdığı bir korku filmi, Dementia 13. 1963 tarihli film, her ne kadar genç bir yönetmenin ilk filmi de olsa -muhtemelen Corman’ın da etkisi ile- içinde Patrick Magee gibi önemli bir ismi de barındırıyor. Magee ise Samuel Beckett’ten Peter Brook’a Harold Pinter’dan Stanley Kubrick’e pek çok önemli tiyatrocu ve sinemacı ile çalışmış bir Britanyalı aktör. Corman’ın İrlanda’da çektiği bir filmden kalan bütçe ve materyal ile Coppola’nın yazdığı senaryonun filme aktarılması olarak özetleyebileceğimiz film, Coppola’nın istediği şekilde sonlanmayacak ama yine de ortaya ileride dünya devlerinden olacak bir yönetmenin siyah-beyaz bir denemesi kalacaktır.

Coppola’nın özgün senaryosunu çektiği filmin konusu ise şöyle: Louise ve John Haloran genç bir çifttir. John’ın annesinin mirasına konmak isterler fakat John aniden ölünce Louise, John’ın ölümünü gerekli mercilere bildirmez ve mirası ele geçirmenin yollarını arayarak John’ın annesi Lady Haloran’ı İrlanda’da yaşadıkları şatoya davet eder. Lady Haloran ve oğulları, çocukken trajik bir şekilde boğularak hayatını kaybeden ailenin en küçük üyesi Kathleen’in ölümünün üstesinden gelememişlerdir. Şatoya dadanan kimliği belirsiz bir katil ve şatodaki gölette keşfedilen sır, aile doktoru Justin Caleb’i devreye sokacak, geçmişin sırları -kanlı bir şekilde de olsa- bir bir ortaya dökülecektir.

Dementia 13: Usta Olma Yolunda Coppola

Coppola’nın sıradan ama çekici bir hikâye ile yola çıktığı bu film, Psycho’nun etkisinin hâlâ sürdüğü yıllarda ikinci sınıf bir Psycho olabilmesi için planlanıyor. İlk filmini çekme fırsatını yakalayan genç yönetmen, bu teklifin üzerine atlıyor, senaryosunu yazıyor ama film çekildikten sonra istediği şekliyle gösterime sokamıyor. İşte bu noktada Roger Corman ile estetik bir kavgaya tutuşuyorlar. Fakat yine de Coppola sette sınırsız özgürlüğe sahip bir şekilde filmi çekiyor. Zaten filmin süresi iki kopyada 75 ila 80 dakika arasında değişiyor. Çok fazla atılan ya da yeniden çekilen sahne yok. Coppola’nın özellikle deliliği anlatmakta kullandığı sahnelerde deneysel açılar ve lenslerle yaptığı oyunlar etkileyici. Film, başlı başına fena olmayan bir hikâyeye dayansa da bu deneysellik, enteresan İrlanda ve tarihi doku, usta bir yönetmenin gençlik döneminde -tam yirmi dört yaşında!- yaptığı bir filmi izlemek gibi unsurların karşısında arka plana geçiyor. Yine de Psycho’nun etkisi uzaktan hissediliyor; Hikâyenin kendisinde olmasa da numaralarında -başkarakter sandığımız kişinin erken ölmesi gibi- ve kuruluşunda kendini sezdiriyor.

Muhtemelen izleyen herkesin de üzerinde anlaşacağı üzere, tüm eleştirmenler de filmdeki görselliğin yenilikçiliği konusunda hemfikir. Öncelikle Coppola filmin korku sekanslarını epey bir planlamış ve çalışmış gibi görünüyor. Muhtemelen hikâyeye ve filmin kurgusuna müdahale edileceğini bildiği için ve üst sınırı çok belli bir “açık çeki” yönettiği için de bazı sekanslara özellikle önem vermiş ve titizlikle çalışmış. Bu Coppola’nın sonraki filmlerinde de nasıl çalışacağına dair ipuçları barındırıyor. Baba – The Godfather’da Vito Corleone’nin vurulduğu sahne ya da Kıyamet – Apocalypse Now’da Kurtz ve Willard arasındaki son karşılaşma gibi…

Dementia 13’in Roger Corman’ın görece daha fazla set kullanan, daha grotesk filmleri ile büyük bir akrabalığı da yok üstelik. Dementia 13, gerçekten usta olma yolunda Coppola’nın yaptığı kumdan kale gibi. İlk dalgada yok olacağını bilse de en iyi şekilde yapmaya çalıştığı kale yer yer dökülüyor elbet. Zaten çıkarttığı kalıbı birebir göremiyoruz da. Ama yine de üzerinde titizlikle çalıştığı o sekanslardan “usta olacak amatörü” bir şekilde sezmek mümkün. Bu yüzden de özellikle Coppola hayranları ve korku severler için kaçırılmayacak bir film Dementia 13.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi