Advertisement

Netflix’in sevilen dizisi Dark’ın 27 Haziran’da ekranlara gelen 3. sezonundaki en dikkat çekici 10 detayı derledik.

Netflix’in Almanya yapımı ilk orijinal dizisi olan ve 2017 yılında yayınlanmaya başladıktan sonra kısa sürede Netflix’in en popüler dizilerinden biri hâline gelen Dark, 27 Haziran’da 3. sezonuyla izleyici karşısına çıktı. Dizi, sekiz bölümden oluşan 3. sezonuyla ekranlardaki yolculuğunu tamamlarken, ilk bölümden beri merak konusu olan pek çok soruyu cevapladı.

Her 33 yılda bir çocukların gizemli bir şekilde kaybolduğu Winden isimli bir Alman kasabasında geçen Dark, bu kayıp vakalarıyla zaman yolculuğu arasındaki bağlantıyı keşfeden ve her yeni keşifle birlikte daha da karmaşık bir dünyanın içine çekilen kasaba sakinlerinin hikâyesini anlatıyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü Dark 3. sezon ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

İlk iki sezon boyunca bu karakterlerin farklı zamanlardaki yolculuklarını izlediğimiz dizi, 3. sezonda farklı zamanlara bir de farklı dünyaları ekledi ve hikâyesine yeni bir boyut daha kazandırdı. Son sezonda detaylarını öğrendiğimiz paralel evrenlerin olayların çözümlenmesinde bu kadar büyük rol oynaması ilk bakışta yazarların istedikleri sona ulaşmak için sonradan ekledikleri bir hikâye olarak görülebilir ancak hem 3. sezondaki, hem de önceki sezonlardaki bazı detaylar, bu hikâyenin en başından planladığını gösterdi. Nitekim daha 3. sezon başlamadan önce ortaya atılan teoriler, bu olayların pek çoğunu öngördü.

Dark’ın 3. Sezonundaki En Dikkat Çekici 10 Detay

Tannhaus – Sic Mundus Bağlantısı

Zaman yolculuğu kitabının yazarı, Claudia ve Jonas’ın kullandığı zaman makinesinin mucidi olan H.G. Tannhaus, genç yaşlardan beri zaman yolculuğu ve uzay-mekân ile yakından ilgili olan bir saatçi. Bunun nedeni ise aslında tüm Tannhaus ailesinin bu konuyla yakın bir ilişkiye sahip olması. Yetişkin Jonas ve yanına aldığı Magnus, Franzeska ve Bartosz 1888’de bir tanrı parçacığı geçidi açmaya çalışırken kaldıkları yer Tannhaus Dökümhanesi. Buranın sahibi olan yaşlı Tannhaus, zaman yolcularının varlığına inanıyor, çünkü aslında Tannhaus ailesi daha eskiden beri bu konuyla ilgili ve Sic Mundus’un kuruluşunda da pay sahibiler. Dizide açıkça belirtilmiyor olsa da, bu ilginin ve Sic Mundus’un ortaya çıkışının arkasında muhtemelen H.G. Tannhaus’un bir noktada geçmişe gitmesi ve tüm bunların temelini atması yatıyor. Sic Mundus üyelerini yan yana gösteren fotoğrafın H.G. Tannhaus’ta olması da bir noktada geçmişe gitmiş olabileceği teorisini destekliyor. Yani 3. sezonda gördüğümüz yaşlı Tannhaus’un sözünü ettiği dedesi H.G. Tannhaus olabilir.

Döngünün Kaynağı

Jonas, henüz zaman yolculuğunu ve 33 yıllık döngüyü ilk öğrendiği dönemde, döngünün kaynağının Mikkel’in kaybolması olduğunu düşünüyor. Yıllar sonra Adam (Jonas) ve Eva (Martha) kaynağın çocukları olduğuna kanaat getiriyor. Ancak sonunda kaynağın her ikisi de olmadığı anlaşılıyor. Sonunda gerçeği ortaya çıkaran ise yıllardır iki dünya arasında gidip gelen Claudia oluyor. Hem 33 yıllık döngünün, hem de iki dünyayı birbirine bağlayan düğümün asıl kaynağı, H.G. Tannhaus’un oğlu, gelini ve torununun öldüğü trafik kazası. Hem 33 yıllık döngü, hem de Jonas ve Martha’nın dünyaları, H.G. Tannhaus’un bu kazadan sonra yaptığı makine yüzünden ortaya çıkıyor.

Yazgı Paradoksu

Dark’ın 2. sezonunda ortaya çıkan en önemli detaylardan biri, Charlotte’ın annesinin, aslında kızı olan Elisabeth çıkmasıydı. Yazgı paradoksunun parçası olan bu iki karakter, aslında başı ve sonu olmayan bir döngünün parçası. 3. sezon ise sadece Elisabeth ve Charlotte’ın değil, aslında gördüğümüz pek çok karakterin benzer bir paradoksun parçası olduğu teorisini doğruladı. Özellikle Nielsen ailesinin tamamı bir paradoks. Her iki dünyada da Martha ve Mikkel’in dedesi olan Tronte Nielsen’in babası, Martha ile Jonas’ın adını hiç öğrenemediğimiz, 3. sezonda çocuk, yetişkin ve yaşlı hâlini yan yana gördüğümüz oğlu. Jonas ve Martha, bu sonsuz döngünün Adam & Eva’sı, yani Adem ve Havva’sı.

Soy Ağaçları

Başta Nielsen ailesi olmak üzere dizide gördüğümüz pek çok karakterin yazgı paradoksunun parçası çıkması, hâlihazırda karmaşık olan soy ağaçlarını daha da karıştı. Bu sezonda öğrendiklerimizle birlikte hikâyenin merkezinde yer alan dört ailenin soy ağacı şöyle şekillendi:

Geçmişe dönen Hannah ile Egon’un kızı olan Silja, 1900’lerin başında Bartosz ile evlendi. Bu evlilikten Noah (Hanno) ve Agnes doğdu.

Noah daha sonra geleceğe giderek burada Elisabeth ile evlendi ve kızları Charlotte doğdu. Charlotte, geçmişe gönderildi ve burada Peter Doppler ile tanıştı. Kızları Franziska ve Elisabeth doğdu. Fransizka 1888’e döndükten sonra Magnus ve Jonas (Adam) ile yaşamaya devam etti. Elisabeth ise 2020’de sığınağa girerek kıyametten kurtulduktan sonra Noah ile tanıştı, evlendi ve kızları (annesi) Charlotte doğdu.

Agnes, Martha ve Jonas’ın ismini bilmediğimiz oğlu ile evlendi. Bu evlilikten Tronte doğdu. Tronte’nin iki oğlu oldu: Ulrich ve Mads. Mads çocuk yaşta kaçırılıp öldürüldü. Ulrich, Katharina ile evlendi ve çocukları Magnus, Martha ve Mikkel doğdu. Mikkel geçmişe gitti, burada büyüdü. Hannah ile yaptığı evlilikten Jonas doğdu.

Bartosz, Oğlu Tarafından Öldürüldü

Henüz 2. sezonun başında ortaya çıkan, ancak sezon boyunca cevaplanmayan en önemli sorulardan biri, 1921’de genç Noah’ın öldürdüğü esrarengiz adamın kim olduğuydu. Bu adamın Bartosz’a benzerliği, 1921’de bir kazmayla öldürüldüğüne şahit olduğumuz karakterin aslında Bartosz’un yetişkin hâli olduğu teorisini ortaya çıkardı. 3. sezonda bu teori doğrulanırken, bu olaya yeni bir katman daha kazandırdı. Zira Noah (asıl adıyla Hanno) ve Agnes, aslında Bartosz ve Silja’nın çocukları. Yani genç Noah aslında bu sahnede babasını öldürüyor.

Jonas’ın Kuantum Dolanıklığı

Eva’nın dünyasında Martha’nın vurarak öldürdüğü Jonas, kendi dünyasında yaşamaya devam ediyor. Dahası dizi boyunca gördüğümüz yetişkin Jonas bu olayı hatırlamıyor bile. Çünkü o aslında bu olayı hiç yaşamıyor. Matristeki bir hata nedeniyle Jonas aynı anda iki farklı paralel evrende yer alıyor. Birinde kıyamet sırasında evin altındaki sığınağa iniyor, sonra Claudia ve genç ile birlikte yıllarca nükleer santraldeki geçidi stabilize etmeye çalışıyor. Diğerinde ise kıyametten hemen önce diğer dünyadan gelen Martha ile birlikte o dünyaya geçiyor ve bir süre sonra burada öldürüyor. Matristeki bu hatanın sebebi ise yaşanan kıyametin sebep olduğu kuantum dolanıklığı. 3. sezonda H.G. Tannhaus’un “Schrödinger’in kedisi” örneğiyle açıkladığı gibi, Jonas dünyanın farklı varyasyonlarında aynı anda hem canlı hem ölü olabiliyor.

Göldeki Hayalet

2. sezonda hikâyenin merkezinde yer alan gençleri gölde gördüğümüzde, Bartosz, yıllar önce gölde boğulan, o günden beri de bir hayalet olarak oraya musallat olan bir kadından bahsediyor. Gölde geçirdikleri vakit sırasında Jonas, sonradan Martha’ya vereceği Aziz Christopher kolyesini buluyor. Magnus ve Bartosz’un Martha’yı korkutmak için anlattıkları bu hikâyedeki kadın, aslında Magnus ve Martha’nın annesi olan Katharina. Oğlu ve eşini geri getirmek için geçmişe giden Katharina, burada kendi annesi tarafından öldürülüyor ve göle atılıyor. Aziz Christopher kolyesi de bu boğuşma sırasında kumların arasına düşüyor.

Final

Dizide Adam ve Eva sonsuz bir döngünün içinde iki farklı amaç için mücadele veren iki karşıt tarafı temsil ediyor: Karanlık ve aydınlık, ölüm ve yaşam, Sic Mundus ve Erit Lux. Adam, tüm bu döngüyü bitirmek istiyor, Eva ise oğlunu ve ondan sonra gelen herkesi hayatta tutmak için bu döngüyü korumak için geçmişi şekillendiriyor. Ancak sonunda Claudia’nın yardımıyla Adam isteğine kavuşuyor. Tüm bunların kaynağı olan üçüncü dünyaya gitmenin tek yolunun kıyamet anına geri dönüp, zamanın bir an için durduğu bu anda dünyalar arasında seyahat etmek olduğunu öğrenen Adam, bunu gerçekleştirmeleri için Jonas ve Martha’yı üçüncü dünyaya, yani her şeyin başladığı yere gönderiyor. Jonas ve Martha burada H.G. Tannhaus’un oğlunu kurtarınca, Tannhaus kendi dünyasında zaman makinesini icat etmiyor. Böylece Jonas ve Martha’nın dünyası ortaya çıkmamış oluyor.

Geriye Kalanlar

Katharina, Hannah ve Peter döngünün parçası olmadıkları için geriye kalan tek dünyada da yaşıyorlar. Ancak Ulrich, Mikkel ve Charlotte olmadığı için üçü de farklı kişilerle birlikte. Sonuç olarak bu dünyada onların çocuklarının da hiçbiri yer almıyor. Claudia ve kızı Regina da döngünün parçası olmadıkları için bu dünyada yer alıyor. Regina’nın eşi olan Aleksander bu dünyada da var olduğu için Bartosz’un da olması pekâlâ mümkün. Ancak daha genç yaştayken Aleksander ve Regina’nın yollarının kesişmesinin sebebi Ulrich ve Katharina olduğu için, Ulrich’in olmadığı bu dünyada Regina’nın Aleksander ile hiç tanışmadığını varsayabiliriz.

Karanlık – Dark

Jonas, Martha ve onların yarattığı döngüdeki diğer karakterlerin yer almadığı üçüncü dünyada yenilen akşam yemeğinde, Hannah bir önceki gece gördüğü rüyayı anlatıyor. Rüyasında ışıkların yanıp söndüğünü, büyük bir gürültü duyduğunu, sonra her şeyin karanlığa gömüldüğünü söylüyor. Adam ve Eva’nın dünyaları karanlığın içinde yok olup  gidiyor. Ancak günün sonunda bu karanlık Hannah tarafından hoş karşılanıyor. Çünkü sonsuz bir döngünün içinde sürekli aynı hataları yapmaya mahkum olan tüm bu karakterler için karanlık, bu döngüden kurtulmanın tek yolu. Hannah’ın sözleriyle “Her yer karardı ve bir daha aydınlanmadı. O an içimi çok garip bir his kapladı. Bana iyi geldi nedense. Her şeyin bitmiş olması. Birden bütün yüklerden kurtulmuş olmak. Ne bir istek. Ne bir zorunluluk. Sonsuz bir karanlık“.

Kaynak: ScreenRant, Insider, CBR

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information