Zamanda yolculuğu kendi içinde bir mitoloji yaratarak tutarlı bir seyir hâline getiren Dark, birinci sezon, temelde sihir ve illüzyon arasındaki fark üzerine kurulu bir anlatıyı soru üstüne sorular sorarak takip ettiğimiz karanlık bir evren sunmuştu. Bu evrende karakterlerimiz mütemadiyen zamanda yolculuk ederken biz de onların deneyiminin bilimsel bir açıklaması var mı yoksa tüm bu olanlar bizim aciz aklımızla açıklayabileceğimizin çok ötesinde, çok daha devasa bir planın parçası mı diye sorduk. Birinci sezon dahilinde olup bitenlere kısaca değinip, Dark 2. sezon ilk sezon hakkında nelere cevap veriyor ve lineer bir anlatı kurgusu içinde gelişmeyen olayları lineer anlatımla açıklamak mümkün mü soruları üzerinden genel bir değerlendirme yapacağımız bu yazıda bolca spoiler olacağını şimdiden belirtelim.

Birinci sezonda, temelde Mikkel’in kayboluşu ve onu ararken olayların içine dalıp zamanda yolculuğa çıkan Ulrich’in başına gelenler üzerinden tüm karakterleri biraz biraz tanımıştık. Ama esas mesele biraz daha bu zaman yolculuğunun nasıl yapıldığına dair şekillenmişti. Bu süreçte de Dark aslında çok açık bir şekilde kendi hikâye evrenini bize tanıtmayı amaçlıyor gibiydi; bir nükleer santral, bir mağara, steampunk tasarımlı bir zaman makinası, ölen kuşlar, gidip gelen elektrikler bir tarafta, bir de bu anlatı evreninin dışına taşan Chernobyl felaketi ve tanrı parçacığı kuramları ve Cern deneyi gibi gerçek olayları da kullanıp, böylelikle inandırıcılığı da arttırmayı amaçlayan bir strateji diğer tarafta, mitolojik bir hikâyenin ortasında bulduk kendimizi. Mitolojik diyorum, çünkü insanlık tarihinde önemli yer alan meseleleri hikâyeleştirerek, stereotipleşen karakterler üzerinden anlatan bir diziden bahsediyoruz. Hemen her karakterin İncil’den teker teker çıkarılarak karşımıza oturtulduğu, Yunan mitolojisinden esinlenilen trajedi ve ilişkiler ağına gömüldüğü anlatımızın ikinci sezonunda da, kanaatimce, bu karakterlerin dönüşümüne ve artık izleyiciye göre tutarlı bir seyir sunan anlatı evreninin daha da olgunlaşmasına alan tanınmış. Bu olgunlaşan anlatı evreninde, doğanın 33 yılda bir yaşanan döngüsüne müdahale edebilen ve zamanda istenilen yıla gidilebilen bir insan icadı ile ne kadar büyük hatalar yapılabileceğini görüyoruz.

Dark 2. Sezon: Başlangıçlar ve Sonlar ve Başlangıçlar ve Sonlar ve Başlangıç

İkinci sezon, ilk bölüm, ilk sahne, ilk kadraj: siyah bir arkaplan üstüne düşen “Uçuruma baktığında uçurum da sana bakar.” cümlesi. Tıpkı pilot bölümün Dark’ın tüm hikâye evrenini tanımlar nitelikte olması gibi, Nietzsche‘nin bu sözüyle başlayan ikinci sezon da aslında bize, olaylara müdahil olacak bir karakterin bu olaylar tarafından müdahaleye uğrayacağının işaretini veriyor. Böylelikle olay seyrini ve bir hikâye evrenini çeşitli karakterler üzerinden tanımaya devam etmekle birlikte, bir ana karakterin artık izleyici için olgunlaşan olay örgüsü içinde nasıl dönüştüğüne de şahit olmaya başlıyoruz.

İlk bölümde, 1921 yılında, karakterlerimizin zamanda yolculuğa çıktığı mağranın içinde kazı yapan iki adam, uzun adı Sic Mundus Creatus Est olan tarikat hakkında konuşuyor, ki bu tarikat ilk sezondan itibaren Dark’ın olayların açıklaması için tutacağı taraf bilim mi tanrı mı sorularını da sormamıza neden olan zemini hazırlamıştı. Her zaman diliminde sürekli aynı tekinsizliğini koruyarak karşımıza çıkan peder Noah da bu tarikatla olan bağlantısı üzerinden ikinci sezonda da olay örgüsüne doğrudan müdahaleleriyle katılmaya devam ediyor. İki adam mağaradan çıktıktan hemen sonra, genç olanın, Noah’nın gençliği olduğunu ve “biri” tarafından ona Noah isminin bahşedildiğini öğreniyoruz. Hemen ardından Noah elindeki kazmayla diğerini vahşice öldürüyor ve birden başka bir zaman diliminde yetişkin Noah’nın elindeki “kutsal” zaman çizelgesinin olduğu deri kaplı defteri görüyoruz; ancak asıl dikkat çeken bu neredeyse kutsal kitap hâlini alan defterin eksik sayfaları ve tüm ekranı kaplayan devasa bir not: 27 Haziran 2020 – Son döngünün başlangıcı. Bu ne demek oluyor? Ayrıca genç Noah o adamı neden öldürdü? Ona Noah ismini bahşeden yüce varlık kim ya da ne? Bu soruların hepsi bizimle birlikte zamandan zamana sürükleniyor. Yine de birkaçına sezon boyunca çok da açık bir yanıta benzemeyen geri dönüşler alabiliyoruz.

Tüm bu sürecin döngüsünü bir şekilde takip edebilmemiz için ise bir kırılma noktası seçilmiş: kıyamet. İkinci sezonda esas olarak karakterlerin dönüşümü kıyameti nasıl körüklüyor, varolan düzene nasıl bir müdahale oluyor da sonumuz bir felaketle sonuçlanıyor gibi soruları da cebimize koyarak ilerlerken, Jonas’ın kıyametle ilgili doğrudan bir müdahale içinde olduğunu anlıyoruz. Ama bu noktada Jonas’tan ziyade Adam isminde başka birinin hükmünden bahsediliyor. Yetişkin Noah ve genç Noah’nın kilisede konuştukları sahnede, Adam’ın “büyük eli” bir kere daha tekrarlanıyor. Peki kim bu Adam? Neden yüzü bu kadar deforme olmuş? Daha doğrusu, madem buraya kadar geldik spoiler içeren esas soruyu soralım: ne oldu da, Jonas uçuruma ne kadar uzun süre baktı da, Adam gibi birine dönüştü?

Jonas’ın geleceğe gidip, post-apokaliptik bir dünyada gözlerini açtığı dönemde hüküm süren Sic Mundus tarikatı üyeleri, her şeyin aşırı soğuk ve gri olduğu bir yerde cenneti vadederek hemen hemen önlerine gelen herkesi asıyor. Bu kadar yüzeysel bir şekilde açıklamayı ben de istemezdim ancak temelde olan bu. Bu arada tarikatın yasaklı bir bölgeyi koruduğunu biliyoruz ve bu yasaklı bölge de siyah maddenin saklandığı bölge. İlerleyen bölümlerde öğreneceğimiz üzere, bu bölgenin ve genel olarak Sic Mundus tarikatının hükümdarı Adam iken, Jonas en sonunda dönüşeceği Adam’a karşı bir tavır sergileyerek bölgede ve genel olarak tüm zaman akışında sonuçların felaketle sonuçlanmaması için elini taşın altına koyuyor. Belki de tam da bu nedenle, yani Jonas’ın olaylara birinci dereceden müdahil olması sebebiyle kaçınılmaz olarak Adam’a dönüşüyor diyebiliriz.

Sic Mundus tarikatı ve zamanda yolculuğun temel olduğu ikinci sezon anlatısının aşırı müdahaleci karakterlerinden birisi de beyaz şeytan olarak tanıtılan Claudia Tiedemann. Nükleer santralin yöneticisi konumundaki Claudia’nın temel motivasyonunu anlamak, anladığımız noktada empati kurabilmek biraz güç olsa da kesin olan bir şey var ki, o da Claudia’nın öncelikle kızı Regina’nın hayatta kalmasını istemesi. Çünkü Regina nedenini tam olarak anlayamadığımız bir nedenden kansere yakalanıyor, bu durumun da muhtemelen Claudia’nın yönetiminde olduğu nükleer enerji santrali ile bir bağlantısı var, çünkü bir şekilde Claudia bu durumu engelleyebileceğini düşünüyor. Ama tabii diğer başkarakterlerimiz gibi, o da yalnızca kendi hayatıyla ilgili bir pişmanlığı ya da ters giden bir olayı değiştirmek için zamanda yolculuk yaptığında, aslında çok daha büyük bir rol üstlendiğini anlıyor. Öyle ki, Jonas intihar eden babasını ölmeden önce uyarmak için zamanda yolculuk yapınca, yaşlanmış hâliyle Claudia beliriyor ve Michael’ın (ya da küçük Mikkel’in zaman yolculuğu yapıp büyümüş hâli mi demeliyiz?) ölmesi gerektiğini, Jonas’ın da düşündüğünden çok daha büyük bir amacı olduğunu söyleyip gidiyor. Bunun üzerine anında ikna olan Jonas, aslında intihar etmeyi düşünmeyen Michael’in kafasına ölüm fikrini yerleştirip gidiyor. Tüm bu olaylar zinciri aslında hiçbir şeyi net bir şekilde açıklamazken bir yandan da bir konuda kesin bir yargıda bulunmamızı sağlıyor; eğer olaylara müdahale edilirse, o olaylar da müdahil olana müdahale eder. Dark 2. sezon, tekrar tekrar bize bu sözü hatırlatırken bir yandan da sürekli bir şekilde gelişen karakterleriyle de soru üstüne soru ekliyor.

Tüm bu detektif hikayesini takip edip olayları anlamlandırmaya çalışırken her şeye müdahil olan hard-boiled detektifimiz Jonas’ın dışında bir de her şeye dışardan bakarak mesafesini koruyan diğer detektif Charlotte’un olayların izini sürmesini izliyoruz. Ulrich’in ortağı Charlotte her ne kadar masum olduğunu ve tamamen meselenin dışında yer aldığını düşünse de, zaman ilerledikçe (!) aslında ailesinin tüm olayların merkezinde yer aldığını öğrenmeye başlıyor. Babasının Noah olduğunu anladıktan hemen sonra, annesinin de Elizabeth Doppler olduğunu öğreniyoruz ki aslında Elizabeth aynı zamanda (!) Charlotte’un kızı. Benzer bir paradoksu Mikkel’in aslında Michael’in çocukluğu olduğunu öğrendiğimizde de görüyoruz, ki bu durumda Hannah karakteri, hem Michael’in (yani Mikkel’in) eşi, hem de Ulrich’in (Mikkel’in babası) sevgilisi olarak Mikkel ve Ulrich arasında bir oedipus kompleksine yol açıyor. Kısaca, Mikkel babasının sevgilisi olan Hannah ile yıllar sonra (!) evleniyor ve bu evlilikten de Dark’taki anlatı evrenimize darbe üstüne darbe vuran Jonas karakteri doğuyor. Ne mitoloji ama!

İşte Charlotte’un kendi kızının kızı olması da buna benzer bir döngüyle, içinden çıkılmaz bir paradoks gibi görünürken Dark bir yandan da bu paradoksu kuantum-vari bir açıklamayla tüm karakterler üzerinden her zamana ait bir benlik oluştuğunu söyleyerek açıklıyor. Bu noktada dizinin sürdürebildiği en iyi şeylerden biri de son derece büyük bir tabu olarak tanımlayabileceğimiz şeyleri, ahlakçı bir yerden değerlendirip kısıtlamaması. Jonas ve herkesin “yabancı” olarak tanıdığı gelecekten gelen Jonas, genç Jonas’a Martha’nın aslında halası olduğunu bilmesine rağmen neden kendisini kontrol etmediğini soruyor ve sonra soruya kendisi yanıt veriyor: “Arzunu kontrol edemezsin.” Bu yanıtı peder kıyafetiyle her zaman diliminde aynı yaşta belirmekten kendisini alamayan kurumsal din figürümüz Noah da benzer bir açıklamayla yapıyor: “Hareketlerimizi seçemeyiz, öyle bir özgürlüğümüz yok. Çünkü isteklerimizi seçemeyiz.” Bu son derece Lacancı yaklaşımla, tanrıcı olmanın ötesinde son derece hakikat yanlısı bir söylem üzerinden, aslında Dark 2. sezon, insanlığın kanunları ve kuralları üzerine de çok ciddi yargılarda bulunuyor.

Dark 2. sezon, yapı ve karakter sayısı itibarıyla her şeyi açıklamak istediğimiz ancak hiçbir şeyi açıklamaya yetemedeğimiz bir anlatı sunarken, kendi evreni içinde tutarlı seyreden zaman bükülmesi kavramına, ikinci sezon sonunda bir de “başka bir dünya”yı ekleyerek belki de bize “başka bir dünyanın mümkün olduğu”nu göstermeyi amaçlıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi