İlk uzun metrajlı filmleri Ölümcül Oyun - Ich seh ich seh'te bir anne ve ona yabancılaşan iki oğlu arasında geçen  yüksek tansiyonlu, sert bir gerilim öyküsü anlatıyordu Severin Fiala ve Veronika Franz ikilisi. Annenin fiziksel olarak değişimi, oğullarında ona dair bir şüphe yaratmaya yetmiş, annedeki fiziksel değişim de "annelikle tanımlanan benliğini" aslında reddedebileceğini aklına getirmişti. Aile olmakla ilgili duygu, her iki tarafın da birbirine korku ve düşmanlık beslediği gergin bir oyuna dönüşmüştü söz konusu filmde. İkilinin Sundance Film Festivali'nde dünya prömiyerini yapan ve övgüye boğulan yeni filmi Dağ Evi - The Lodge'da da gerilimi inşa ederken benzer temaları kullandığını söylemek mümkün. Aileyi ürkütücü, tehlikeli bir kavram olarak ele alan ve ailenin aynı zamanda en temel korkuların kaynağı bir bataklık olabileceğini söyleyen bir film Dağ Evi. Hem de her çeşit ailenin. Arasında kan bağı olmayan insanların oluşturduğu bir çekirdek aile, yahut tamamen yabancılardan oluşan dini bir tarikat. Her birinde "aile olmak"la ilgili gizli bir pakt söz konusu. Çoklukla bu paktın mührünü vuran da, paktın bozulması hâlinde yaptırımı uygulayacak olan da inanç ve din şüphesiz. Dağ Evi: Edinilmiş Aile ya da Kurumayan Bir Korku Bataklığı Dağ Evi'nde dinin karakterler üzerindeki etkisi çok büyük. Örneğin ana karakter Grace'in, ergen yaşlarındayken dini bir tarikatın üyesi olduğunu, bu tarikatın tüm üyelerinin günün birinde intihar ettiğini ancak bu toplu intihardan sadece Grace'in kurtulduğunu (onlara uymadığını) öğreniyoruz filmde. Bugünse Grace, bu tarikat hakkında bir kitap yazan Richard'la bir ilişki yaşıyor. Önceki evliliğinden iki çocuğu olan Richard, Grace'le pek de profesyonel olmayan bir biçimde yakın ilişki kurmuş ve şimdi de evlilik arefesindeler. Richard istiyor ki Grace çocuklarına annelik etsin, çocukları da onu hemen anneleri olarak kabullensin. Böylelikle her biri yeniden yek vücut bir aileye kavuşmuş olacak. Bir nevi edinilmiş aileye. Bunun için gidilen, medeniyetten uzakta bir dağ evinde Grace'i ve çocuklarını birkaç günlüğüne yalnız bırakıyor Richard. Bunun yakınlaşmaları için bir fırsat olduğunu düşünüyor. Lakin ne çocukların Grace'e karşı bir sempatileri var, ne de Grace'in aniden iki çocuğun annesi olmakla ilgili müthiş bir motivasyonu... Üstelik Grace çocuk denebilecek bir yaşta korkunç bir travma yaşamış, bununla baş etmek için de ilaç kullanıyor hâlen (ki bundan Richard'ın haberinin olmaması, haberi varsa bile yokmuş gibi davranması inanılır gibi değil pek). Bu noktada aile olmaya dair baskıyı da, bir annelerinin olmamasına dair tutulamamış yasla dolu bir baskıyı da Fiala-Franz ikilisi son derece iyi hissettiriyor izleyiciye. Nispeten yavaş yavaş örülen kurulum kısmının, 70'li yılların parçalanmış aile dramlarını andırdığını dahi söylemek mümkün. Bir noktadan sonra Grace ve çocuklar arasındaki gerilimin tırmandığı, fırtınada mahsur kaldıkları bu medeniyete kilometrelerce uzaklıktaki Dağ Evi'nin cehenneme döndüğü bir süreç yaşanıyor. Dağ Evi'nde aile kavramının terörize edebileceği alanlara yenilerini ekleyen, hikâyedeki tüm gerilim unsurlarını aile kavramı üzerinden devşiren ikili için işler belli bir noktaya kadar yolunda gidiyor diyebiliriz. Filmin tematik olarak iyi düşünülmüş, doğru kurulmuş olduğunu söylemek de yerinde olur. Lakin Grace ve çocuklar arasındaki çatışma sertleştikçe senaryo bazı meseleleri izah etmekte zorlanıyor. Filmde çocukların Grace'ten kurtulmak için kurguladıklarını anladığımız bir oyun mevcut örneğin. Bu oyunun sac ayağı tamamen Grace'in akıl sağlığının kırılganlığı üzerine kurulu. Grace öylesine hızlı bir şekilde dengesini yitiriyor…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Dağ Evi'nin tematik olarak iyi düşünülmüş, doğru kurulmuş olduğunu söylemek de yerinde olur. Lakin karakterler arasındaki çatışma sertleştikçe senaryo bazı meseleleri izah etmekte zorlanıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
65

İlk uzun metrajlı filmleri Ölümcül Oyun – Ich seh ich seh’te bir anne ve ona yabancılaşan iki oğlu arasında geçen  yüksek tansiyonlu, sert bir gerilim öyküsü anlatıyordu Severin Fiala ve Veronika Franz ikilisi. Annenin fiziksel olarak değişimi, oğullarında ona dair bir şüphe yaratmaya yetmiş, annedeki fiziksel değişim de “annelikle tanımlanan benliğini” aslında reddedebileceğini aklına getirmişti. Aile olmakla ilgili duygu, her iki tarafın da birbirine korku ve düşmanlık beslediği gergin bir oyuna dönüşmüştü söz konusu filmde. İkilinin Sundance Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ve övgüye boğulan yeni filmi Dağ Evi – The Lodge’da da gerilimi inşa ederken benzer temaları kullandığını söylemek mümkün. Aileyi ürkütücü, tehlikeli bir kavram olarak ele alan ve ailenin aynı zamanda en temel korkuların kaynağı bir bataklık olabileceğini söyleyen bir film Dağ Evi. Hem de her çeşit ailenin. Arasında kan bağı olmayan insanların oluşturduğu bir çekirdek aile, yahut tamamen yabancılardan oluşan dini bir tarikat. Her birinde “aile olmak”la ilgili gizli bir pakt söz konusu. Çoklukla bu paktın mührünü vuran da, paktın bozulması hâlinde yaptırımı uygulayacak olan da inanç ve din şüphesiz.

Dağ Evi: Edinilmiş Aile ya da Kurumayan Bir Korku Bataklığı

Dağ Evi’nde dinin karakterler üzerindeki etkisi çok büyük. Örneğin ana karakter Grace’in, ergen yaşlarındayken dini bir tarikatın üyesi olduğunu, bu tarikatın tüm üyelerinin günün birinde intihar ettiğini ancak bu toplu intihardan sadece Grace’in kurtulduğunu (onlara uymadığını) öğreniyoruz filmde. Bugünse Grace, bu tarikat hakkında bir kitap yazan Richard’la bir ilişki yaşıyor. Önceki evliliğinden iki çocuğu olan Richard, Grace’le pek de profesyonel olmayan bir biçimde yakın ilişki kurmuş ve şimdi de evlilik arefesindeler. Richard istiyor ki Grace çocuklarına annelik etsin, çocukları da onu hemen anneleri olarak kabullensin. Böylelikle her biri yeniden yek vücut bir aileye kavuşmuş olacak. Bir nevi edinilmiş aileye. Bunun için gidilen, medeniyetten uzakta bir dağ evinde Grace’i ve çocuklarını birkaç günlüğüne yalnız bırakıyor Richard. Bunun yakınlaşmaları için bir fırsat olduğunu düşünüyor. Lakin ne çocukların Grace’e karşı bir sempatileri var, ne de Grace’in aniden iki çocuğun annesi olmakla ilgili müthiş bir motivasyonu… Üstelik Grace çocuk denebilecek bir yaşta korkunç bir travma yaşamış, bununla baş etmek için de ilaç kullanıyor hâlen (ki bundan Richard’ın haberinin olmaması, haberi varsa bile yokmuş gibi davranması inanılır gibi değil pek). Bu noktada aile olmaya dair baskıyı da, bir annelerinin olmamasına dair tutulamamış yasla dolu bir baskıyı da Fiala-Franz ikilisi son derece iyi hissettiriyor izleyiciye. Nispeten yavaş yavaş örülen kurulum kısmının, 70’li yılların parçalanmış aile dramlarını andırdığını dahi söylemek mümkün. Bir noktadan sonra Grace ve çocuklar arasındaki gerilimin tırmandığı, fırtınada mahsur kaldıkları bu medeniyete kilometrelerce uzaklıktaki Dağ Evi’nin cehenneme döndüğü bir süreç yaşanıyor.

Dağ Evi’nde aile kavramının terörize edebileceği alanlara yenilerini ekleyen, hikâyedeki tüm gerilim unsurlarını aile kavramı üzerinden devşiren ikili için işler belli bir noktaya kadar yolunda gidiyor diyebiliriz. Filmin tematik olarak iyi düşünülmüş, doğru kurulmuş olduğunu söylemek de yerinde olur. Lakin Grace ve çocuklar arasındaki çatışma sertleştikçe senaryo bazı meseleleri izah etmekte zorlanıyor. Filmde çocukların Grace’ten kurtulmak için kurguladıklarını anladığımız bir oyun mevcut örneğin. Bu oyunun sac ayağı tamamen Grace’in akıl sağlığının kırılganlığı üzerine kurulu. Grace öylesine hızlı bir şekilde dengesini yitiriyor ve gerçekle rüya arasındaki çizgiyi öyle kolay kaybediyor ki, filmin açılışta tutturduğu kısık ateşte kaynayan gerilim yerini oturduğumuz yerde sıçradığımız kimi numaralara bırakıyor. Ayrıca Grace’in bu durumunu onunla uzun süredir birlikte olduğunu anladığımız Richard’ın bilmemesi, tahmin edememesi, evde olmadığı üç-dört gece boyunca onunla konuşamamasına rağmen hiç şüphelenmemesi de inandırıcılığa gölge düşürüyor. Filmin aceleye geldiği hissi veren çözüm bölümündeyse bu problemler ayyuka çıkıyor ve tek başına değerlendirildiğinde leziz görünebilecek kapanış sekansının etkisini de düşürüyor.

Halbuki film bu problemlerin dışında çok doğru sularda seyrediyor. Yorgos Lanthimos’un filmlerinden tanıdığımız görüntü yönetmeni Thimios Bakatakis’in kamera çalışması gerçekten de takdire şayan. Grace rolündeki Riley Keough da karakterin endişelerini, paranoyalarını izleyiciye aktarmakta çok mahir. Bununla beraber filmin ciddi bir senaryo sorunu yaşadığını, en azından vaziyetin böyle göründüğünü söylemek mümkün. Örneğin çocuklar Grace’i anneleri olarak kabul etmek istemiyorlar ama buldukları çözüm de onu başka bir aileye, eski ailesine, yani üyesi olduğu tarikata döndürmek. Ya da o ruh hâline. Bunu başardıklarındaysa bir nevi yeryüzü cehenneminin kapısını tamamen aralamış oluyorlar ve ortaya amorf, hiçbir şeye benzemeyen yeni bir aile çıkıyor finalde ki kabul etmek gerekir bunun kağıt üzerindeki etkisi müthiş. Ancak filmin senaryosu ne yazık ki bu finale ulaşana dek birçok virajı alamıyor. Bu da Dağ Evi’nin olmak istediği filmin çok gerisine düşürüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi