Sylvester Stallone’nun, Rocky rolüne geri döndüğü, Rocky serisinin altıncı filmi Rocky Balboa (2007) ile Rocky'nin beyazperdedeki yolculuğunun sona erdiğini düşünüyorduk-en azından Stallone'nun karakteri son kez canlandırdığını düşünüyorduk da diyebiliriz. Stallone’nun ilerleyen yaşı sebebiyle Rocky'nin Stallone'un canlandırdığı bir filmde daha fazla ringlere çıkması mümkün değildi zira. Bu doğrultuda, her ne kadar devam filmi olarak değerlendirebilsek de aslında yeni bir hikâyeye yelken açan Creed (2015), Rocky Balboa'nın beyazperdede yedinci kez karşımıza çıkışıydı. Ryan Coogler'ın yazıp yönettiği film, Rocky serisinin yedinci, Creed serisinin ise ilk filmi oldu. Hem Rocky'nin hikâyesini kaldığı yerden devam ettiren film hem de serinin ilk dört filminde Rocky'ye eşlik eden Apollo Creed karakterinin oğlu Adonis Creed üzerinden yeni bir hikâye inşa ediyordu. 2000'lerden itibaren özgün senaryo yoksunluğu çeken Hollywood’un, kült filmleri yeniden çekme veya hikâyeleri kaldığı yerden devam ettirme konusunda başarısız olduğu yıllarda Creed, bu konuda başarılı olan ender örneklerden biriydi. Coogler, Sundance'ta aldığı büyük ödülün ardından tek filmle devler ligine yükseldiği filmde Rocky (1976)'nin formülünü olduğu gibi kullandı. Seriyi belki daha ileri taşımadı ancak Rocky'nin mirasına sahip çıkarak sevenlerinin yüreğine su serpmeyi başardı. Özellikle tek plan çektiği boks mücadelesi ve Rocky'nin dramatik yapısını koruması filme karşı oluşan önyargıyı yıktı geçti. Fakir ama gururlu boksör Rocky'nin yerini zengin ve şımarık bir çocuğun aldığı bu yeni hikâyeyi benzer bir tema üzerinden işlemek zor bir tercih olsa da altından başarıyla kalkılmıştı. İkinci filmde Coogler yok; Creed II'nin senaryosu yeniden Sylvester Stallone ve Juel Taylor'a emanet. Yönetmen koltuğunda ise Steven Caple Jr. oturuyor. Tıpkı Rocky (1976)'de olduğu gibi Creed'in ilk filmi de ringde kaybeden boksörümüzün gönüllerin şampiyonu olmasıyla sona erdi. Rocky serisinde olduğu gibi -belki biraz daha hızlandırılarak- ikinci filmin hemen başında dünya şampiyonu olan Adonis (Michael B. Jordan), yaşadığı şampiyonluğun ve dünyanın bir numarası olmanın tadını çıkaramadan, hiç beklemediği bir meydan okumayla karşılaşır; babasını öldüren Ivan Drago (Dolph Lundgren)'nun oğlu Victor (Florian Munteanu) da boksör olmuştur ve bu kez kendisinden kemeri devralmak ister. Victor, babasını Sovyetler Birliği'nde madara eden Rocky'den intikam almak isterken, Adonis ise babasının intikamını almak için eline geçen fırsatı kaçırmaz. Creed II: Efsane Yükseliyor: Babalar ve Oğulları Tıpkı kendisini yetiştirenler gibi Drago da oğlunu makine gibi yetiştirmiş. Duyguları yüzüne yansımayan bu yalnız adam, intikam ateşiyle yanıp tutuşan babasının hayallerini gerçekleştirmek isteyen bir genç. Rocky'ye kaybettikten sonra arka plana atılan ve kariyeri sona eren Ivan Drago'ya göre Victor, Adonis'i yenecek, halkın ve hükümetin gözünde kaybettiği değeri yıllar sonra yeniden kazanacaktır. Drago kendisini terk eden karısının gözünde dahi tekrar değerli olacak, Victor ise babasının mutluluğuyla kaybolan yıllarının yaralarını saracaktır. Hem Ivan hem de oğlu Victor'un yalnızlığı, her boksörün elbet başına gelecek bir gerçek gibi adeta. Altı film boyunca, tüm dünyanın tanıdığı Rocky'nin şu anki yalnızlığı da Ivan Drago'dan farklı değil zira. Adonis'in hayatı için dönüm noktası anlamı taşıyan sahnelerde Rocky'nin yalnızlığı Stallone'un senaryoda altını çizdiği bir detay. Zira, Adonis ve eşi Bianca'nın çocuklarının olduğu sahnede koridorda tek başına bekleyen adam, filmin son bölümünde herkesin bir arada olduğu sahnede de tek başınadır, tıpkı mezarlıkta Adrian'ın mezarının başında beklediği gibi. Babasız büyüyen Adonis'in babalıkla yüzleşmesi, Rocky'nin altıncı filmde kalbini çok kırdığı oğluyla yıllardır görüşmüyor oluşu da hikâyenin sürekli etrafında dolandığı önemli bir detay olarak…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Adonis, ikinci filmle kendi efsanesini yaratmayı başarıyor ancak Creed serisi tüm ihtişamlı sahneleri ve dokunaklı hikâyesine rağmen Rocky'nin ağırlığı altında ezilmekten kurtulamıyor maalesef. Rocky sevenlere rahatlıkla önerebileceğimiz film kendi efsanesini ise yaratamayacak gibi gözüküyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
70

Sylvester Stallone’nun, Rocky rolüne geri döndüğü, Rocky serisinin altıncı filmi Rocky Balboa (2007) ile Rocky’nin beyazperdedeki yolculuğunun sona erdiğini düşünüyorduk-en azından Stallone’nun karakteri son kez canlandırdığını düşünüyorduk da diyebiliriz. Stallone’nun ilerleyen yaşı sebebiyle Rocky’nin Stallone’un canlandırdığı bir filmde daha fazla ringlere çıkması mümkün değildi zira. Bu doğrultuda, her ne kadar devam filmi olarak değerlendirebilsek de aslında yeni bir hikâyeye yelken açan Creed (2015), Rocky Balboa’nın beyazperdede yedinci kez karşımıza çıkışıydı. Ryan Coogler’ın yazıp yönettiği film, Rocky serisinin yedinci, Creed serisinin ise ilk filmi oldu. Hem Rocky’nin hikâyesini kaldığı yerden devam ettiren film hem de serinin ilk dört filminde Rocky’ye eşlik eden Apollo Creed karakterinin oğlu Adonis Creed üzerinden yeni bir hikâye inşa ediyordu. 2000’lerden itibaren özgün senaryo yoksunluğu çeken Hollywood’un, kült filmleri yeniden çekme veya hikâyeleri kaldığı yerden devam ettirme konusunda başarısız olduğu yıllarda Creed, bu konuda başarılı olan ender örneklerden biriydi. Coogler, Sundance’ta aldığı büyük ödülün ardından tek filmle devler ligine yükseldiği filmde Rocky (1976)’nin formülünü olduğu gibi kullandı. Seriyi belki daha ileri taşımadı ancak Rocky’nin mirasına sahip çıkarak sevenlerinin yüreğine su serpmeyi başardı. Özellikle tek plan çektiği boks mücadelesi ve Rocky’nin dramatik yapısını koruması filme karşı oluşan önyargıyı yıktı geçti. Fakir ama gururlu boksör Rocky’nin yerini zengin ve şımarık bir çocuğun aldığı bu yeni hikâyeyi benzer bir tema üzerinden işlemek zor bir tercih olsa da altından başarıyla kalkılmıştı. İkinci filmde Coogler yok; Creed II’nin senaryosu yeniden Sylvester Stallone ve Juel Taylor’a emanet. Yönetmen koltuğunda ise Steven Caple Jr. oturuyor.

Tıpkı Rocky (1976)’de olduğu gibi Creed’in ilk filmi de ringde kaybeden boksörümüzün gönüllerin şampiyonu olmasıyla sona erdi. Rocky serisinde olduğu gibi -belki biraz daha hızlandırılarak- ikinci filmin hemen başında dünya şampiyonu olan Adonis (Michael B. Jordan), yaşadığı şampiyonluğun ve dünyanın bir numarası olmanın tadını çıkaramadan, hiç beklemediği bir meydan okumayla karşılaşır; babasını öldüren Ivan Drago (Dolph Lundgren)’nun oğlu Victor (Florian Munteanu) da boksör olmuştur ve bu kez kendisinden kemeri devralmak ister. Victor, babasını Sovyetler Birliği’nde madara eden Rocky’den intikam almak isterken, Adonis ise babasının intikamını almak için eline geçen fırsatı kaçırmaz.

Creed II: Efsane Yükseliyor: Babalar ve Oğulları

Tıpkı kendisini yetiştirenler gibi Drago da oğlunu makine gibi yetiştirmiş. Duyguları yüzüne yansımayan bu yalnız adam, intikam ateşiyle yanıp tutuşan babasının hayallerini gerçekleştirmek isteyen bir genç. Rocky’ye kaybettikten sonra arka plana atılan ve kariyeri sona eren Ivan Drago’ya göre Victor, Adonis’i yenecek, halkın ve hükümetin gözünde kaybettiği değeri yıllar sonra yeniden kazanacaktır. Drago kendisini terk eden karısının gözünde dahi tekrar değerli olacak, Victor ise babasının mutluluğuyla kaybolan yıllarının yaralarını saracaktır. Hem Ivan hem de oğlu Victor’un yalnızlığı, her boksörün elbet başına gelecek bir gerçek gibi adeta. Altı film boyunca, tüm dünyanın tanıdığı Rocky’nin şu anki yalnızlığı da Ivan Drago’dan farklı değil zira. Adonis’in hayatı için dönüm noktası anlamı taşıyan sahnelerde Rocky’nin yalnızlığı Stallone’un senaryoda altını çizdiği bir detay. Zira, Adonis ve eşi Bianca’nın çocuklarının olduğu sahnede koridorda tek başına bekleyen adam, filmin son bölümünde herkesin bir arada olduğu sahnede de tek başınadır, tıpkı mezarlıkta Adrian’ın mezarının başında beklediği gibi. Babasız büyüyen Adonis’in babalıkla yüzleşmesi, Rocky’nin altıncı filmde kalbini çok kırdığı oğluyla yıllardır görüşmüyor oluşu da hikâyenin sürekli etrafında dolandığı önemli bir detay olarak dikkat çekiyor. Nitekim, filmin hikâyesinin son derece iyi kurulduğunu düşünüyorum.

Ryan Coogler, ilk filmde çektiği plan sekansla dövüş sahneleri konusunda çıtayı oldukça yukarı çekti. Steven Caple Jr. ise boks sahneleri dendiğinde aklımıza gelecek tüm klişeleri kullanıyor. Steven Caple Jr.’ın üzerinde epey kafa yorduğu hissedilen estetik sahneler Coogler’ın yükselttiği çıtaya erişemiyor olsa da, seyir zevki yüksek sahneler ortaya çıkmasına yetiyor. Özellikle, Rocky serisindeki boks sahnelerinin gerçek boks müsabakalarından farklı ve tamamen seyircide heyecan yaratmak odaklı olduğunu hatırlıyoruz. Creed II de ise bu seyir zevki yüksek sahneler, gerçek hayattaki müsabakalarla benzerlikler taşıyor. Tercih edilen şarkıların da filmin yukarıda bahsettiğimiz seyir zevkine önemli bir katkı sağladığını atlamamak gerekiyor. 

Rocky serisinin tek mesafeli durduğumuz filmidir Rocky IV. Amerikan milliyetçiliğinin tavan yaptığı, soğuk savaş yıllarının A.B.D propagandası olan bu film, serinin en zayıf halkasıdır şüphesiz. Stallone’un kaleminden çıkan ve serinin dördüncü filminin devamı niteliğindeki bir senaryonun, Amerikan milliyetçiliği konusunda tarafsız olmasını bekleyemeyiz elbet, lakin Rocky IV’e kıyasla bunu en azından daha örtülü bir şekilde yaptığını söyleyebiliriz.

Adonis, ikinci filmle kendi efsanesini yaratmayı başarıyor ancak Creed serisi tüm ihtişamlı sahneleri ve dokunaklı hikâyesine rağmen Rocky’nin ağırlığı altında ezilmekten kurtulamıyor maalesef. Rocky sevenlere rahatlıkla önerebileceğimiz film, kendi efsanesini ise yaratamayacak gibi gözüküyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi