1873 yılında dünyaya gelen Sidonie-Gabrielle Colette 20.yüzyılın ilk döneminin en önemli kadın yazarlarından birisiydi. Döneminde son derece popular olan Claudine isimli karakterin yaratıcısı yazar, aynı zamanda yaşadığı zamana aykırı bir kişiliğe sahipti. Fransa’nın şehirden uzak Burgundy bölgesinde yaşayan Colette’in hayatı, yazar ve entelektüel Willy’le evlenerek Paris’e, şehir merkezine geldikten ve Willy için kitap yazmayı kabul ettikten sonra bambaşka bir yol aldı. Film, yavaş kalan ritmiyle hayatındaki bütün sınırlamalara karşın önlenemez bir yeteneğin büyümesini ve insanları etkisi altına almasını anlatıyor. Fransa’nın Burgundy bölgesinde ailesiyle beraber yaşarken tanıştığımız Colette (Keira Knightley), kısa süre içerisinde Paris’te yaşayan yazar ve eleştirmen Willy takma isimli Henri Gauthier-Villars (Dominic West) ile evlenerek şehre taşınıyor. 20. yüzyılın başlarındaki Paris sosyetesine ayak uydurma konusunda çektiği zorluk Willy’nin kendisini aldattığını öğrendiğinde ve savunmasını "erkekler için bu durumun çok normal olduğu"yla yapmasıyla zirveye çıkıyor. Anlatısını kısa süreli zaman dilimleri aracılığıyla bölümlere ayıran filmde Colette evliliğine bir şans daha vermeyi tercih ediyor. Bu sırada, kitaplarını başka yazarlara yazdıran Willy’nin yazarlarına para ödeyemeyecek duruma gelmesiyle beraber yazı yazmaya başlıyor ve asıl yeteneği ortaya çıkıyor. Colette, Claudine karakterini yaratıyor ve kitaplarını Willy’nin isminin altında yayınlama teklifini kabul ediyor. Yönetmenliğini Wash Westmoreland’in üstlendiği film, taşradan gelen ve ölümünden 6 yıl önce Nobel ödülüne aday gösterilen Colette’in Claudine’le kendini, yeteneğini bulmasını ve hatta koskoca bir akım yaratmasının gerçek hikâyesini anlatıyor. Colette: Bağnaz Bir Toplumun Gölgesinde Yetenekli Bir Kadın Olmak Ağır kostümleri ve tarihi dekorlarıyla tam bir dönem filmi olan Colette, hikâyesine 1800’lü yılların sonunda başlayıp 1900’lü yıllarda sürdürüyor. Yazarın henüz ailesinin yanında yaşayan bir genç kızken tanışıp, evliliğini, karmaşık ilişkilerini ve kariyerindeki ilerleyişi gözlemliyoruz. Film her ne kadar geçen yılları atlayarak hikâyesini anlatsa da, hedeflediği hızın altında kalıyor. Claudine’in döneminde ne kadar popüler olduğunu hızlıca geçerken hikâyesini Colette ve Willy’nin arasındaki ilişkiye daha fazla odaklanarak oldukça yavaş anlatıyor. Aynı zamanda yazarın günümüzdeki etkisini, bir fenomen olarak çağımızdaki yerini anlatmayarak bir dönem filmi olarak güncelliğini yitiriyor. Halbuki o, aykırı yapısı ve kendine has yeteneğiyle kadınların pantolon giymelerinin kabul edilemez, kendi isimlerini kullanarak yazar olabilmelerinin ise hayal edilemez olduğu bir dönemin tabularını yıkmış ve böyle bir dönemde anılarıyla kitlelerce genç kızı peşine takmış güçlü bir karakterin yaratıcısı. Dolayısıyla izleyici için oldukça bağ kurulabilir ve etkileyici bir karakter. Ancak film, ilişkiler üzerinden bir hikâye anlatsa da, yazarın sahip olduğu eşsizliğin zamansızlığını ve hiç bitmeyen etkisini kaçırıyor. Filmde kitleleri etkisi altına alan Claudine karakterinin yazarın gençliğinin yansıması olduğunu ve aslında Colette’in güçlü bir karakterini izliyoruz fakat Claudine’i yani yazarın en başarılı eserini daha fazla tanıyamıyoruz. Bu yüzden, sanatına hayran kalmamız gereken yazarın eserini ve eserinin içeriğini hiçbir zaman tam anlamıyla öğrenme fırsatını yakalayamıyoruz. Bu durum, genellikle Willy’nin bir parçası olarak izlediğimiz Colette’i tam anlamıyla tanımamızın önüne geçiyor. Yazarı güçlü ve olağanüstü bir karakter olarak tanıtmak için özel yaşantısına odaklanmayı tercih eden filmde, Colette, Keira Knightley’nin başarılı performansıyla hayat buluyor. Film, genel anlamda yavaş ilerliyor olsa da, genç kadının yazmaya başlamasıyla daha sonra da kadınlara olan ilgisini keşfetmesiyle ritmini arttırmayı başarıyor. Willy ve Colette arasındaki ilişkinin değişik dinamiği hikâyeyi ilginçleştiriyor ve hikâyenin asıl sanatsal yönünün verilmeyişini neredeyse unutturuyor. Yazar, yaşadığı…

Yazarın Puanı

Puan - 65%

65%

Colette, yavaş kalan ritmine ve ana karakterinin yarattığı dünyayı kaçırmasına rağmen, hayatındaki bütün sınırlamalara ve kapalı görüşlere karşın eşsiz bir yeteneğin önlenemez şekilde büyümesini ve kitleleri etkisi altına alışını anlatıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.83 ( 4 votes)
65

1873 yılında dünyaya gelen Sidonie-Gabrielle Colette 20.yüzyılın ilk döneminin en önemli kadın yazarlarından birisiydi. Döneminde son derece popular olan Claudine isimli karakterin yaratıcısı yazar, aynı zamanda yaşadığı zamana aykırı bir kişiliğe sahipti. Fransa’nın şehirden uzak Burgundy bölgesinde yaşayan Colette’in hayatı, yazar ve entelektüel Willy’le evlenerek Paris’e, şehir merkezine geldikten ve Willy için kitap yazmayı kabul ettikten sonra bambaşka bir yol aldı. Film, yavaş kalan ritmiyle hayatındaki bütün sınırlamalara karşın önlenemez bir yeteneğin büyümesini ve insanları etkisi altına almasını anlatıyor.

Fransa’nın Burgundy bölgesinde ailesiyle beraber yaşarken tanıştığımız Colette (Keira Knightley), kısa süre içerisinde Paris’te yaşayan yazar ve eleştirmen Willy takma isimli Henri Gauthier-Villars (Dominic West) ile evlenerek şehre taşınıyor. 20. yüzyılın başlarındaki Paris sosyetesine ayak uydurma konusunda çektiği zorluk Willy’nin kendisini aldattığını öğrendiğinde ve savunmasını “erkekler için bu durumun çok normal olduğu”yla yapmasıyla zirveye çıkıyor. Anlatısını kısa süreli zaman dilimleri aracılığıyla bölümlere ayıran filmde Colette evliliğine bir şans daha vermeyi tercih ediyor. Bu sırada, kitaplarını başka yazarlara yazdıran Willy’nin yazarlarına para ödeyemeyecek duruma gelmesiyle beraber yazı yazmaya başlıyor ve asıl yeteneği ortaya çıkıyor. Colette, Claudine karakterini yaratıyor ve kitaplarını Willy’nin isminin altında yayınlama teklifini kabul ediyor. Yönetmenliğini Wash Westmoreland’in üstlendiği film, taşradan gelen ve ölümünden 6 yıl önce Nobel ödülüne aday gösterilen Colette’in Claudine’le kendini, yeteneğini bulmasını ve hatta koskoca bir akım yaratmasının gerçek hikâyesini anlatıyor.

Colette: Bağnaz Bir Toplumun Gölgesinde Yetenekli Bir Kadın Olmak

Ağır kostümleri ve tarihi dekorlarıyla tam bir dönem filmi olan Colette, hikâyesine 1800’lü yılların sonunda başlayıp 1900’lü yıllarda sürdürüyor. Yazarın henüz ailesinin yanında yaşayan bir genç kızken tanışıp, evliliğini, karmaşık ilişkilerini ve kariyerindeki ilerleyişi gözlemliyoruz. Film her ne kadar geçen yılları atlayarak hikâyesini anlatsa da, hedeflediği hızın altında kalıyor. Claudine’in döneminde ne kadar popüler olduğunu hızlıca geçerken hikâyesini Colette ve Willy’nin arasındaki ilişkiye daha fazla odaklanarak oldukça yavaş anlatıyor. Aynı zamanda yazarın günümüzdeki etkisini, bir fenomen olarak çağımızdaki yerini anlatmayarak bir dönem filmi olarak güncelliğini yitiriyor. Halbuki o, aykırı yapısı ve kendine has yeteneğiyle kadınların pantolon giymelerinin kabul edilemez, kendi isimlerini kullanarak yazar olabilmelerinin ise hayal edilemez olduğu bir dönemin tabularını yıkmış ve böyle bir dönemde anılarıyla kitlelerce genç kızı peşine takmış güçlü bir karakterin yaratıcısı. Dolayısıyla izleyici için oldukça bağ kurulabilir ve etkileyici bir karakter. Ancak film, ilişkiler üzerinden bir hikâye anlatsa da, yazarın sahip olduğu eşsizliğin zamansızlığını ve hiç bitmeyen etkisini kaçırıyor. Filmde kitleleri etkisi altına alan Claudine karakterinin yazarın gençliğinin yansıması olduğunu ve aslında Colette’in güçlü bir karakterini izliyoruz fakat Claudine’i yani yazarın en başarılı eserini daha fazla tanıyamıyoruz. Bu yüzden, sanatına hayran kalmamız gereken yazarın eserini ve eserinin içeriğini hiçbir zaman tam anlamıyla öğrenme fırsatını yakalayamıyoruz. Bu durum, genellikle Willy’nin bir parçası olarak izlediğimiz Colette’i tam anlamıyla tanımamızın önüne geçiyor.

Yazarı güçlü ve olağanüstü bir karakter olarak tanıtmak için özel yaşantısına odaklanmayı tercih eden filmde, Colette, Keira Knightley’nin başarılı performansıyla hayat buluyor. Film, genel anlamda yavaş ilerliyor olsa da, genç kadının yazmaya başlamasıyla daha sonra da kadınlara olan ilgisini keşfetmesiyle ritmini arttırmayı başarıyor. Willy ve Colette arasındaki ilişkinin değişik dinamiği hikâyeyi ilginçleştiriyor ve hikâyenin asıl sanatsal yönünün verilmeyişini neredeyse unutturuyor. Yazar, yaşadığı dönemin özellikle kadınlarla ilgili bütün cinsiyetçi kurallarına rağmen hayatını yaşayabilecek kadar güçlü gösterilirken, Willy ise korkak, insanlara fazlasıyla bağımlı ve başarısının zamanı geçmiş olan bir yazar olarak resmediliyor. Willy, Colette’in kendi yeteneğinden habersiz ve çizdiği çemberin içerisinde kalması için elinden geleni yapıyor. Bu anlamda anlatısını bölümlere ayıran filmin, karakterlerini bütün özellikleriyle açıkça ve sağlam bir şekilde yansıtmayı başardığını gözlemliyoruz. Anlatısını bölümlere bölmesi ise hızını arttırıyor ve bizlere yazarın hayatının dönemlerine göre zamanla yaşadığı değişimi, kazandığı olgunluğun geçişini izleme şansı veriyor. Genç kadın, hiçbir şeyden habersiz taşralı bir kızdan, yeteneklerinin, isteklerinin ve tutkularının bilincinde güçlü ve etkileyici bir kadına evriliyor; bütün yasaklara ve kısıtlamalara karşı bozmadığı dik duruşuyla sadece kendisini tam anlamıyla bulmakla kalmıyor, aynı zamanda çok sayıda genç kadının hayatını etkiliyor ve onlar için bir ses, bir ekol hâline geliyor. Film, yazarın karakterini tüm gücüyle tanıtıyor ve gerçekten yaşanmış bu hikâyeyi gündemimize taşıyarak bizlere gerçek yeteneklerin büyüsünün kalıplara veya kurallara sığmadığını anlatıyor.

Colette’in gücünü ve eşsizliğini, ilişkilerine ve ilişkilerinin ilginç dengesine yoğunlaşarak göstermeyi hedefleyen film, onun yaratıcısı olduğu dünyayı ve hayalgücünü resmetmeyi atlıyor. Hikâyesini bölümlere bölerek zamanda ileriye atlıyor olsa da ritmi, yazarı tam anlamıyla tanıyamadığımız ve aslında Claudine ile ilgili yeterli seviyede bilgiye sahip olmadığımız için düşük kalıyor. Yine de, 20. yüzyılın bütün kısıtlamaları ve dar görüşlü kalıplarına rağmen yazar, daima kendi hayatını yaşamayı göze alabildiği için eşsizliğini koruyor ve sağlam bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Film, Colette’in yazar kimliğini gerçek anlamda tanıtamayıp erişebileceği potansiyelinin altında kalsa da, Keira Knightley etkileyici oyunculuğunu ortaya koyuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi