Orson Welles’in sinema tarihinin en önemli figürlerinden biri olduğuna şüphe yok. Sadece 25 yaşındayken çektiği Yurttaş Kane – Citizen Kane’den başlayarak Muhteşem Ambersonlar – The Magnificent Ambersons, Şanghaylı Kadın – The Lady from Shanghai, Bitmeyen Balayı – Touch of Evil ve F for Fake gibi birçok başyapıta imza atmış bir sinemacı o. Bugün teknik özellikleri ve anlatım biçimiyle tüm zamanların en önemli filmlerinden biri olarak gösterilen, klasik anlatı sinemasının bugün olduğu şey olması yolunda devrimsel nitelikte katkılar yapmış olan Citizen Kane ile adını duyurmuş olsa da Welles’in sinema alanındaki çalışmaları bu tarihten önce başlamıştır.

Tarih kitapları, Orson Welles’in Citizen Kane’den önce dört adet yapımda yönetmen koltuğunda oturduğunu yazar. Bu yapımlar arasında uzun metrajlı olan tek film 67 dakikalık süresiyle 1938 yapımı Too Much Johnson’dır. Lakin bu yapımın da doğrudan sinema eseri olduğunu söylemek büyük ölçüde yanlış olacaktır. Zira Welles’in bir haber kameramanı ile çektiği bu görüntüler, yönetmenin hazırladığı üç perdelik bir tiyatro oyununda, her perdeden önce gösterilmek üzere üç bölüm olarak tasarlanmıştır. Ama oyun sahneye koyulduğunda bu görüntüler hazır olmamaları ya da teknik sorunlar sebebiyle gösterilememiştir. Filmin tek kopyasının 1970 yılında, Orson Welles’in Madrid’deki villasında çıkan yangınla yandığı, dolayısıyla tamamen tarihe karıştığı düşünülürken, 2013’te İtalya’nın Pordenone kentinde yeni bir kopya bulunmuş, bu kopyanın restore edilmiş versiyonu aynı yılın Ekim ayında ilk kez gösterilmiştir. Too Much Johnson’ın genel itibarıyla o dönemin sessiz sinema yıldızları Buster Keaton ve Harold Lloyd’dan ilham alan bir slapstick komedisi olduğunu söyleyebiliriz. Filmin Orson Welles’in zihninde tam olarak nasıl tasarlandığını bilebilmek pek tabii ki mümkün değil, ama birçok sekansta bahsettiğimiz isimlerin filmlerini andıran bu yapımın, usta sinemacının sinemanın kendisiyle, bu sanat dalının sunduğu imkânlarla ne kadar yakından ilgilendiğinin net bir kanıtı olduğu aşikâr. Başta Citizen Kane olmak üzere sinema sanatına yön veren eserlere imza atmış Welles’in kariyerinin başında, bu sanat üzerinden bir takım denemeler yapıtığının tek göstergesi Too Much Johnson değil. Sinemacı, 1934 yılında arkadaşı William Vance ile birlikte avangart ve gerçeküstücü sinemanın etkilerinin yoğun şekilde hissedildiği, The Hearts of Age isimli bir kısa filme imza atmıştır.

Orson Welles’in Gerçeküstücü Kısa Filmi: The Hearts of Age

Orson Welles’in kariyerine baktığımızda Hollywood’un normlarına uymayı reddetmesi, kendi sinematik duruşunu öne çıkarmayı tercih etmesi sebebiyle tamamlanamamış birçok proje ile karşılaşıyoruz. Bunların en bilineni geçtiğimiz yıl Venedik Film Festivali’nde gösterildikten sonra Netflix’te yayınlanan The Other Side of the Wind belki de. Bir Hollywood yönetmeninin “yenilikçi” bir film çekmek isterken baş etmek zorunda kaldığı sorunları, Hollywood normlarını tamamen reddederek perdeye yansıttığı film, Welles’in sanat hayatı boyunca karşılaştıklarının bir yansıması olarak da görülebilir pekâlâ. Bu filmi, paralel olarak yine Netflix’te yayınlanan, They’ll Love Me When I’m Dead isimli belgeselle birlikte ele aldığımızda yönetmenin yaşadıkları daha da görünür hâle geliyor.

Welles’in, Citizen Kane öncesinde çektiği üç kısa filmden biri olan The Hearts of Age, onun kalıpların ve sınırların dışına çıkmak konusunda kariyerinin devamında sergileyeceği tavrın ilk ipucu gibi adeta. Yönetmen Too Much Johnson ile sessiz komediler üzerine kafa yorup biraz daha seyirci dostu bir filme imza atmışken The Hearts of Age ile yaptığı, bu duruştan son derece uzaktır. Bu kez gerçeküstü sinemanın etkileri görünür filmde, özellikle de Luis Buñuel ve Jean Cocteau gibi bu akımın ustalarının. Özellikle Buñuel’in Endülüs Köpeği – Un chien andalou’nun galasına, seyircilerin filme olası tepkilerine karşı kendini korumak adına cebine taş doldurarak gitmesini düşünürsek, bu türden yapımlara o dönem nasıl bakıldığı daha net şekilde görünür. Tabii ki Amerika’da o dönemde, amatör imkânlarla, 19 yaşında olan Welles’in yakın çevresiyle çektiği bir filmin, sanat dünyası fokur fokur kaynamakta olan Avrupa’da, Buñuel ve Salvador Dalí’nin hayata geçirdiği bir proje kadar ciddiye alınması beklenemez. Ama burada asıl önemli olan kariyerinin henüz başında olan bir sinemacının böyle bir işe imza atması gerçeğidir. Çünkü The Hearts of Age, Orson Welles’in Amerika’da sinemaya reva görülen sınırların dışına çıkacağının net bir göstergesidir.

The Hearts of Age, genel itibarıyla zamanın geçişi ve ölüm üzerine bir filmdir. Zamanın akışını simgeler şekilde yakın plan çan görüntüleriyle açılır. Sonrasında yaşı ilerlemiş bir kadının bir çan üzerinde oturduğu bir görüntüye geçilir. Bu çan yüzü siyaha boyanmış bir hizmetkâr tarafından bir ip yardımıyla sallanmaktadır. Sonra bu kadının yanından, farklı meslek mensubu oldukları, farklı özellikler taşıdıkları dış görünüşlerinden belli olan erkekler geçmeye başlar. Bu kişiler arasından bir adamın tekrar tekrar geçiyor oluşu dikkat çeker. Görünüşüyle karanlık ve ürkütücü bir his uyandıran bu adam, kadının ilgisini çeken tek kişidir. Filmin ikinci bölümü, karanlık bir iç mekânda geçer. Gölge ve ışık kullanımıyla Alman Dışavurumculuğu’nu da andıran bu bölümde, aynı adamın, içinde ölü bir kadının yatmakta olduğu bir piyanoyu çalmakta olduğu görülür. The Hearts of Age’in kapınışı işe Welles’in sinemanın doğasıyla oynamak gayesini bir kez daha açık eder. Adam, ölümü çağrıştıran ifadeler yazan ve mezar taşına benzeyen kartonlar arasından birini seçer; üzerinde “The End” yazmaktadır. Filmlerinin sona erdiğini açık eden bu ifadenin perdede bu şekilde görünmesi, anlatının sonu ile hayatın sonunu, yani ölümü birbirine eşitleyerek The Hearts of Age’ı daha katmanlı hâle getirir. Bu eseri, gerçeküstücü sinemanın saygın örnekleri arasında sayamayız belki ama Orson Welles gibi bir dehanın 19 yaşındayken çektiği bir film olması itibarıyla böylesi güçlü bir sinema aklının doğuşuna işaret eder. Biçimsel ve anlatı anlamında Orson Welles’in bilindik işlerinin çok uzağında konumlansa da, kalıpları aşmayı ve kuralları yıkmayı şiar edinmiş tutumunun belirgin bir habercisidir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi