Gerilim türü sinemanın en özel türlerinden biri ve onun alt türlerinden biri olan psikoseksüel gerilim filmleri üzerinde durmadan geçmek olmaz diye düşündük. Sinema tarihinin en özel filmlerinden bazıları bizi cinsel normların ve önyargıların sınırlarına iterek limitlerimizi zorlamayı da ihmal etmiyor. Cinselliğin büyülü olduğu kadar tehlikeli sularına dalarak en derinlerde gizli olan arzuları açığa çıkaran bu filmler Freud’un cinselliğe ve cinsel kimliğe yönelik anlatılarından ilham alarak gerilim ve cinselliği birleştiriyor. En temel ihtiyaçlarımızdan biri olan cinselliğin ve ona yön veren ilkel dürtülerimizin izinden giden psikoseksüel gerilim filmleri hiçbir korkunun olmadığı bir şehvet ve tatmin duygusu ekseninde yaşama gücünü cinsel hazdan alıyor. Cinsel hazzı elinden alınmaya kalkılırsa tehlikeli bir silaha dönüşme potansiyeli taşıyan karakterler; yaşama tutkusuyla ölüm arzusunun harmanlandığı bir cinsel pratiği gerilim duygusuyla birleştiriyor. Seks, cinayet ve gerilim unsurlarını iç içe geçirerek bastırılmış arzuları serbest bırakan bu filmler en derinlerimize gizlenerek bilinçdışına itilmiş dürtülerimize de meydan okuyor!

Tüm bu bilgiler ışığında, Psycho’dan Basic Instict’e, Dressed to Kill’den Swimming Pool’a cinsel hazzın doruklarında keşfe çıkan 10 psikoseksüel gerilim filmini sizler için derledik!

Cinsel Hazzın Doruklarında Keşfe Çıkan 10 Psikoseksüel Gerilim Filmi

Psycho (1960)

Gerilim-korku sinemasının usta ismi Alfred Hitchcock’un belki de en çok bilinen eserlerinden biri, elbette o kültleşen banyo sahnesiyle, Psycho’dur. Usta yönetmenin siyah beyaz olarak çektiği ve kırmızı rengini kullanmadan dahi izleyiciyi germeyi başardığı filmi Psycho’nun başrolünde oldukça sakin, kibar ve utangaç bir görüntünün ardına saklanan ama aslında saplantılı bir karakter olan Norman Bates var. Bates, babasının ölümünün ardından annesine tehlikeli bir biçimde bağlanmıştır ve saplantı derecesine varan bu bağ başka ölümlere de sebebiyet verecektir. Psikoseksüel gerilim türünün mihenk taşlarından biri olarak kabul edilen Psycho; Janet Leigh’in duşta bıçaklandığı ikonik sahneyle sinema tarihine geçer. Leigh’in oldukça acı verici biçimde öldürülmesi faile derin bir cinsel haz yaşatırken; filmin tümüne yayılan psikoseksüel gerilim Bates karakterinin bastırılmış cinsel arzularını da açığa çıkarır.

Dressed to Kill (1980)

Brian De Palma’nın gerilim, cinayet, tutku, psikolojik rahatsızlıklar gibi temaları ele aldığı filmlerinin başında gelen Dressed to Kill; psikoseksüel gerilimin tavan yaptığı filmlerden biri olarak Hitchcock’un Psycho’suna da yoğun göndermeler taşır. Brian Kate, New York’ta yaşayan, evliliğinde sorunları olan özgür ruhlu bir kadındır. Psikiyatristi Dr. Robert Elliot’a yaşadığı sorunlardan bahsettikten sonra gittiği müzede bir adamla tanışır ve takside başlayan ilişkileri eve kadar devam eder. Sonraki sabah, adamın evinden ayrılan Kate asansöre biner. Yüzüğünü evde unuttuğunu fark ederek geri dönmek için aceleyle asansörden inince güneş gözlüğü takan, uzun boylu sarışın bir kadın tarafından öldürülür. Telekızlık yapmakta olan Liz Blake ise olayın tek görgü tanığı ve katilin sonraki hedefidir. İlk kez vizyonla buluştuğu dönem homofobik olarak nitelendirilen Brian De Palma imzalı Dressed to Kill’in sonradan kült bir yapıma dönüştüğünü de eklemeden geçmeyelim.

Body Heat (1981)

Billy Wilder’ın Double Indemnity isimli klasikleşmiş filminden esinlenilmiş bir senaryoya sahip olan Body Heat; henüz ilk yönetmenlik denemesinde baş döndürücü bir psikoseksüel gerilime imza atan Lawrence Kasdan’ın tanınmasını da sağladı. Başrollerinde William Hurt ve Kathleen Turner’ın yer aldığı film; gelecekteki birçok erotik ve psikoseksüel gerilim filmine ilham vermesinin yanı sıra ihanet, entrika, ihtiras vb. temalarıyla da sinema tarihinin en dikkat çeken yapımlarından birine dönüştü. Baştan çıkarıcı femme fatale karakteriyle psikoseksüel gerilim dozunu adım adım artıran Body Heat; kara filmlere öykünen bir pastiş niteliği de taşır. Erotizm dozu bir hayli yüksek olan filmin, birkaç sahnesinden dolayı ABD’de -daha çok cinsel içerikli filmlere verilen- “R” sertifikası alarak gösterime sokulduğunu da ekleyelim.

Blue Velvet (1986)

Evinden bir süredir uzak olan Jeffrey Beaumont babasının geçirdiği kalp krizi üzerine geri döndüğünde evinin yakınlarında kesilmiş bir kulak bulur. Polisin vakayla yakından ilgilenmemesi üzerine olayı kendisi araştırmaya koyulan Jeffrey, kendisini karmaşık bir dizi olayın içinde bulmuştur bile. Uyuşturucu bağımlısı psikopat Frank Booth şarkıcı Dorothy’nin küçük oğlunu Dorothy’e işkence etmek için kaçırmıştır. Sürrealist dünyanın efsanesi, belki de sinemanın en anlaşılmaz ismi David Lynch’in en ünlü filmlerinden biri olan Blue Velvet, Lynch filmografisini keşfe çıkmak isteyenler için ilk durak olmayı hak edenlerden. Filmin başrollerinde ise Dennis Hopper ile Isabella Rossellini yer alırken; Jungyen anima/animus arketipleri filmdeki psikoseksüel gerilim dozunu artırarak Blue Velvet’ı bir başyapıta dönüştürür.

Fatal Attraction (1987)

Adrian Lyne tarafından yönetilen ve başrollerinde Glenn Close ve Michael Douglas’ı bir araya getiren 1987 yapımı psikoseksüel gerilim filmi Fatal Attraction; karısını aldatan bir erkeğin başına gelen olayları konu ediniyor. Karısı ve kızı şehir dışındayken tek gecelik bir ilişki yaşamaya kalkışan Dan Gallagher’ın yayıncı Alex Forrest ile yaşadığı bu ilişkinin ona pahalıya patlayacağından haberi ise yoktur. Dan, bu tek gecelik ilişkiden sonra iletişimi kesmeye çalışır; ama Alex ilişkiyi bitirmeyi hiçbir şekilde istemez. Dan’in onu geri çevirmesi üzerine çileden çıkan Alex şiddete başvururken, artık Dan’in ailesi de büyük bir tehlike altındadır. Psikoseksüel gerilim filmi denince akla ilk gelen yapımlardan biri olma özelliği de taşıyan Fatal Attraction’ı izlemeden geçmeyin deriz!

Basic Instict (1992)

Bir döneme damgasını vurmuş ve hâlâ erotizm dendiğinde akla gelen ilk film olma özelliğine sahip olan Basic Instinct, psikoseksüel gerilim türünün en güzide örneklerinden biri olarak bu listenin olmazsa olmazı. Michael Douglas ile Sharon Stone’un başrollerinde yer aldığı film, pek çok filmden etkilendiği gibi arasında Poison Ivy, Wild Things gibi yapımların yer aldığı birçok filmin de yaratılmasına neden olmuştu. Bir ‘femme fatale’ olarak hafızamıza kazınan Stone’un hayat verdiği Catherine Tramell karakteriyle ve yarattığı atmosferle sinema tarihine adını yazdıran Basic Instict; eski rock star ve San Fransisco gece kulübü sahibi Johnny Boz’un yatağında vahşi biçimde öldürülmüş olarak bulunması akabinde, cinayeti soruşturmakla görevli Dedektif Nick Curran ve cinayetin baş zanlısı Catherine Tramell arasında yaşanan cinsel gerilim dozu yüksek oyunlar ekseninde geçiyor.

American Psycho (2000)

Bret Easton Ellis’in aynı isimli kült romanından beyazperdeye uyarlanan American Psycho gösterime girdiği 2000 yılında izleyicileri ikiye bölmüş; kimi filmi çok sevip, kült filmler listesinin en üst sıralarına yerleştirirken, kimisi de filmden aynı derecede nefret etmişti. Film, Wall Street’te çalışan Patrick’in hırslarına ve statü kaygısına odaklanarak elde ettiklerini koruma uğruna insan öldürmekten bile çekinmeyecek obsesif bir adamın sanrılarını ekrana taşır. Materyalizmin aşırı boyutu, psikoseksüel gerilim ile harmanlanırken; Patrick karakteri üzerinden, tüketim çılgınlığının bireylerin yeme, içme, giyim, iş, günlük aktivite gibi ilişkilerini nasıl belirlediğini ve manipüle ettiğini bariz bir biçimde gözlerimizin önüne seren film Amerikan rüyasına karşı çok sert eleştiriler de içerir.

The Piano Teacher (2001)

Film, Viyana konservatuarında piyano öğretmenliği yapan ve kırk yaşını aşmasına rağmen otoriter korumacı annesiyle birlikte yaşayan Erika Kohut’un ekseninde aşkın ve cinselliğin psikoseksüel boyutlarını Schubert ve Bach gibi klasik müziğin büyük ustalarının eserleri eşliğinde anlatıyor. Erika’nın genç ve yakışıklı öğrencisi Walter’ın çekimine kapılarak hayatı boyunca bastırdığı tehlikeli cinsel arzuların kölesi olmasını izlerken; aynı zamanda da annesi tarafından yıllardır sürdürülen psikolojik baskılarla örülen duygusal duvarlarının bir anda yıkılmasına şahit oluyoruz. Kışkırtıcı ve tabu yıkıcı filmleriyle tanıdığımız usta yönetmen Michael Haneke’nin başyapıtı niteliğinde sayılan The Piano Teacher, Cannes Film Festivali başta olmak üzere birçok festivalden de ödülle ayrılmıştı.

Swimming Pool (2003)

Dünyaca meşhur İngiliz cinayet romanı yazarı Sarah Morton, tatil yapmak ve biraz da çalışmak amacıyla, editörü John Bosload’ın Fransa’daki evine misafir gelir. Bölgenin sezonu olmadığı için sessiz bir ortamdır ve yazara iyi geleceğinden emindir John. Bu harika şehir, telaşsız adımları ile Sarah için son derece canlandırıcı bir motivasyon kaynağıdır. Ta ki bir gece yarısı John’un tembel ve ilgisiz Fransız kızı Julie’nin umulmadık bir biçimde eve gelişine dek. Bir gece, Fransız editörün genç kızı Julie, Sarah’nın hayatına altüst edici bir giriş yapar ve kadın yazarın yaşamındaki bütün sükunet, bir daha geri dönmemek üzere bozulur. Sarah’nın yaratıcılık süreci ile olası bir gerçek hayat cinayeti tehlikeli bir biçimde harmanlanmaya başlar. Erotizm ve cinsel tutku dozu yüksek filmleriyle bizleri kendine hayran bırakan François Ozon, Swimming Pool’da cinsel hazzın ve psikoseksüel gerilimin mayınlı bölgelerinde gezinmeyi de ihmal etmiyor.

3-Iron (2004)

İnsanlığın en temel ihtiyaçlarından barınma olgusunu, bir modern dünya göçebesi üzerinden, kendi bakış açısıyla ele alan Kim Ki-Duk, sessizliği gerçek bir çığlığa çevirir.  Başrollerinde yer alan karakterlerin hiç konuşmadığı 3-Iron, çok çeşitli zengin çıkarımlara müsait alt metninin yanında yalnızlık hissini çok başarılı şekilde seyirciye geçirmeyi başarırken; psikoseksüel gerilim unsurları içeren birçok etmene de sahiptir. Tae-suk, motorsikletine atlayıp yollara düşen ve karşılaştığı boş apartman dairelerinde bir hayalet gibi yaşayan bir karakterdir. Özel işlerinden dolayı evlerinden bir süre ayrı kalan insanları takip eden Tae-suk, bu evlerde bir süre misafir olarak kalmakta ve bunun karşılığında ev sahiplerinin çalışmayan ev aletlerini tamir ederek borcunu ödediğini düşünmektedir. Fakat bu ziyaretlerinden biri esnasında evde yalnız olmadığını fark eden Tae-suk ile Sun-hwa arasında duygusal olduğu kadar gerilim dozu da yüksek bir ilişki yaşanmaya başlayacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi