“Şiddet, aç olan için normal bir davranıştır

ve şiddetin zamanı, sömürgecinin sömürülenin varlığının farkında vardığı andır.”

Glauber Rocha, Açlığın Estetiği

1950 ve 60’lı yılların Latin Amerika’sında Küba Devrimi’nden Che Guevara’nın ölümüne, “Cordobazo” işçi ayaklanmasından Tlatelolco Katliamı’na kadar toplumu sarsan pek çok olay yaşandı. Bir dışavurum metodu olarak görülen sinema, ardı ardına yaşanan siyasi ve toplumsal olayların Latin Amerika coğrafyasına yüklediği büyük, nemli ve stresli duyguların; gerçek, sert, öfkeli ancak estetik ve şairane bir üslupla yansıtılması için kullanıldı. 1960’lı yıllarda Latin Amerika sinemasında giderek artan politik tavır, özellikle yoksulluk, gecekondulaşma ve kimlik arayışındaki Brezilya’da daha güçlü ve belirgindi. 1950’li yıllarda Brezilya’da başlayan ve 70’li yıllara dek varlığını sürdüren Cinema Novo (Yeni Sinema) hareketi, Brezilya halkına sömürü karşısında farkındalık bilinci aşılamak amacıyla sınıf çatışması, baskı rejimi, adalet-adaletsizlik gibi temel başlıklar çerçevesinde hayat buldu.

Üçüncü Sinema’yla birbirlerine yakın dönemlerde ortaya çıksalar da Cinema Novo, endüstriyel sinemaya karşı duruşuyla Üçüncü Sinema’nın da esin kaynağı oldu. Hollywood filmlerini, I. Dünya Savaşı yıllarında Amerika ve Avrupa sinemasının etkisinde kalan ve özellikle 1930-59 yılları arasında Brezilya’da hâkim olan “chanchada” adlı Hollywood’tan esinlenmiş düşük bütçeli kahramanlık filmlerini ve Brezilya Sineması’nı reddeden Cinema Novo; Hollywood estetiğinden uzak, kendine özgü, endüstriyel olmayan ve “gerçek” estetiği misyon edinen filmler çekebilmek için Fransız Yeni Dalga akımına yol çizen auteur kuramından ve İtalyan Yeni Gerçekçilik akımından etkilendi.

Cinema Novo’nun Brezilya’daki en önemli temsilcisi kabul edilen Glauber Rocha, sokakta yaşanan gerçek şiddeti birebir eserlerine yansıtarak aslında yozlaşmış olan ahlakî değerleri protesto eden bir üslupla betimlemeler yaptı. 1962 yapımı ilk uzun metrajlı filmi Dönen Rüzgâr – Barravento’da balıkçı bir toplum üzerinden yarı pagan bir dinin sosyal ve siyasi sonuçlarını ele aldı. 1964 yapımı Siyah Tanrı Beyaz Şeytan – Deus E O Diabo Na Terra Do Sol adlı filminde, Godard sinemasını andıran teatral betimlerin ortasında köylü bir çiftçinin, bir din adamı ve bir haydutla kurduğu ilişki üzerinden mistik bir hikâyeye yer verdi. Yerel mitlerin Hristiyanlıkla karşı karşıya geldiği filmde adalet, eşitlik gibi kavramların sorgulamasını imgeler aracılığıyla seyirciye aktarıldı. Öte yanda Brezilya’ya özgü kültürel betimler, müzik, tarihi göndermeler, coğrafî görüntülerden oluşan arka mizansen, Brezilya’yı realistik bir biçimde dünyaya sunuşu açısından da önem taşır.

Brezilya’daki en büyük sorunun yoksulluk ve açlık olduğunu ve bu açlığın şiddeti doğurduğunu  öne süren Rocha, 1965 tarihli Açlığın Estetiği – A Estética da Fome adlı çalışmasında söz konusu açlığı ironik bir kavrama dönüştürerek geleneksel olanı yıkan, “yeni” sinemaya yedirilmiş bir estetik yaklaşımı ortaya koyar.  Rocha, kıtlık içindeki insanın gösterdiği normal davranışının şiddetle dolu olduğunu, ancak bunun ilkel olarak algılanmasının yanlış olduğunu vurgular:

“Cinema Novo’dan öğrenilmesi gereken şudur, şiddetin estetiği ilkel olmaktan önce devrimcidir. Tam da burası başlangıç anıdır; sömürgecinin sömürgeleştirilenin farkına vardığı zaman. Yalnızca bu şiddetle yüz yüze geldiği zaman sömürgeci içine düştüğü korku ve dehşetle sömürdüğü kültürün direnme gücünü ve dayanıklılığını anlamaktadır. Sömürgeleştirilen silahlarına sarılmadıkça, o zaman köle olarak kalmaya devam eder; Fransızların Cezayirlilerin farkına varması için ilk polis ölmek zorundaydı.”[1]

Cinema Novo’nun Önemli Sinemacıları: Diegues, Santos, Guerra

Sinemanın bir tüketim aracı olmaktan çıkıp tarih ve realizmle yeni bir şekle büründüğü Cinema Novo Carlos Diegues, Nelson Pereira dos Santos, Ruy Guerra, Leon Hirszman, Joacquim Pedro de Andrade gibi üretkenleri bir araya topladı.  Bu akımı yansıtan önemli filmler arasında Glauber Rocha’nın Kötülüğün Ejderi Savaşçı Azize Karşı – O Dragao da Maldade Contra o Santo Guerreiro, Ruy Guerra’nın Tanrılar ve Ölüler – Os Deuses E Os Mortos, Carlos Diegues’ın Varisler – Os Herdeiros gösterilebilir. Bu akımın sinemacılarına bakıldığındaysa Rocha’nın ardından şüphesiz Diegues, Santos ve Guerra gelir.

Cinema Novo’nun ilk örneklerinden kabul edilen ve gecekondu mahallelerinde yaşanan yoksulluğu ele alan 1962 yapımı Tavela Five Times – Beş Kez Gecekondu filminin Leon Hirszman, Joacquim Pedro De Andrade, Miguel Borges, Marcos Farias’la beraber beş yönetmeninden biri olan Diegues, senaryosunu da kaleme aldığı 1963 yapımı Ganga Zumba adlı filminde Afro-Brezilyalı kölelerin yaşadıkları sorunları yerel ve tarihsel veriler sunarak aktardı.  Diegues, yine bu dönem üretimlerinden olan ancak daha kişisel ve romantik bir tat yakaladığı 1966 yapımı The Big City adlı filminde de Rio de Janiero’ya nişanlısını bulmak için gelen genç bir kızın sıra dışı bir atmosferde karşılaştığı pişmanlık ve korkularına değinir.

Barravento filminin kurgusunu yapan Nelson Pereira dos Santos, 1963 yapımı Çorak Yaşamlar – Vidas Secas adlı filminde yoksulluğun pençesindeki bir ailenin, artan kuraklıkla tüm umutlarını yitirmesi anlatılır. Graciliano Ramos’un aynı adlı romanından beyazperdeye aktarılan filmde eğitim açısından da oldukça geride olan kırsal bölge halkının yaşam koşulları realistik betimlerle ifade edilir. Santos, 1971 yapımı Küçük Fransız’ım Nasıl Lezzetliydi – Como Era Gostoso o Meu Frances adlı filminde ise Avrupalıların, Latin Amerika’ya uyguladığı sömürge rejimini Fransızlarla ittifak, Portekizlilerle de düşman olan yerli bir kabile üzerinden anlatır. Yerli kabilenin Avrupalılarca yamyam olarak görüldüğüne vurgu yapılan film, Santos’un Latin Amerika’nın maruz kaldığı siyaseti nasıl algıladığını da gösterir nitelikte.

Mozambikli yönetmen Ruy Guerra, 1964 yapımı Silahlar – Os Fuzis filminde şiddet kavramını kırsal bir bölgedeki köylüler ve askerlerin arasındaki sürekli artan gerilimli atmosferde tasvir eder.  Filmin bir diğer realistik göndermesi de yoksulluktur. Zira hikâyedeki gerilim bu yoksulluktan öte gelir. Yoksulluktan kırılan askerlerin, yoksulluktan kırılan köylüleri bir besin deposunu yağmalamasınlar diye verdikleri çaba, o dönem Latin Amerika’da yaşanılan “açlığın”, yine sinema “estetiği”nde yansımasıdır.

70’li yılların başında hem Üçüncü Sinema akımında üretim gösteren hem de Cinema Novo hareketini benimseyen sinemacılar için ağır yaptırımlar uygulandı. Halkı için üretim gösteren, maddi yetersizliklere rağmen manevi güçleriyle zorluklara göğüs geren birçok sinemacı, eserlerinin bedelini ağır ödedi. Mozambikli yönetmen Ruy Guerra, Bolivyalı yönetmen Jorge Sanjinés, Solanas ile Getino başta olmak üzere çok sayıda yönetmen sürgüne gönderildi. Shadi Abdel Salam, The Night of Counting the Years’dan başka uzun metrajlı film çekemedi. Moritanyalı yönetmen Med Hondo, tüm filmlerini sürgüne gittiği Paris’te çekebildi. Aralıklarla cezaevinde mahkûmiyete terk edilen Yılmaz Güney ise sürgünde, vatandaşlıktan men edilmiş bir hâlde yaşamını yitirdi.

[1] Rocha Glauber, An Esthetic of Hunger, New Latin American Cinema, s. 60. (çeviri: Zahit Atam).

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi