Gündelik hayatımızın önemli bir bölümünü, gördüğümüz verilerin, enformasyonların sayılar, algoritmalar üzerinden belirlendiği büyük ya da küçük ekranlara bakarak geçirdiğimiz bir çağdayız. Bireylerin kişisel fikir ya da kararlarının yerini, istatistiklerle belirlenmiş veriler alıyor yavaş yavaş. Böylesi bir dünyada yaşarken de bireysel olarak bir tür ikiye bölünme hâli içerisinde kalıyoruz ister istemez. İnsanlık büyük ölçüde, kişilerin benlikleriyle istedikleri şeyler ve çevrenin ya da daha geniş bir açıdan bakacak olursak kamuoyunun, beklenti ya da talepleri arasında kalmış durumda. Son olarak Personal Shopper'da gerilim ve dram arasında eşsiz bir denge yakalayan Fransız auteur Olivier Assayas, yeni filmi Doubles vies'de kağıt üzerinde son derece sade görünen bir ilişkiler komedisinden, insanlığın içinde bulunduğu çağa dair son derece yerinde çıkarımlar yapıyor. Doubles vies: Gösterişsiz Ama Yoğun Bir Dijital Çağ Portresi Doubles vies'nin çok karakterli yapısı içinde, bu karakterin yaşadığı ikilemlerin filmin anlatısına yön verdiğini söyleyebiliriz. Bu karakterlerden biri olan, Juliette Binoche'un hayat verdiği Selena polisiye türündeki bir televizyon dizisinde, son derece fiziksel bir rol oynuyor. Birkaç sezondur canlandırdığı bu karakterden sıkıldığı için kariyerinde yeni bir sayfa açmak istese de, gerek dizi yapımcılarının ısrarı gerekse dizinin seyirciler tarafından seviliyor, yani rating alıyor (rakamsal bir done) olması sebebiyle rolü oynamaya devam ediyor. Bu noktada Doubles vies, karakterlerinin ikili yaşamı hakkında ilk ipucunu bir oyuncu üzerinden veriyor. Böyle bir meslek üzerinden böyle bir konuya eğilmek kolaycı bir tercih gibi görünse de Assayas karakterini öylesine başarıyla katmanlandırıyor ki, film boyunca her şey, izlediğimizin bir kurgu olduğunu unutturacak düzeyde bir doğallıkla akıyor. Zira Assayas'ın detaylı ama gösterişten son derece uzak karakterizasyonu sayesinde Selena'nın yaşadığı ikilem, kişisel arzular ve mesleki beklentiler arasındaki gelgitten taşıp başka boyutlara da geçiyor filmin devamında. Guillaume Canet tarafından canlandırılan Selena'nın eşi Alain ise ülkenin saygın yayıncılarından biri ve onun yaşadığı ikilem içinde bulunduğumuz dijital çağın getirdikleriyle doğrudan bağlantılı. E-kitap fikrine alışmakta zorlanan, hâlâ matbu kitapların daha saygın olduğuna inan bir karakter Alain. Ama teknolojinin gelişimine de kayıtsız kalamaması sebebiyle iş anlamında sürekli bir ikilem içerisinde buluyor kendini. Katıldığı televizyon programında bu konuda çelişkili beyanlarda bulunuyor. Edebiyat yayıncılığının günümüzdeki durumuna dair fikir yürütmek için kurgulanmış bir karakter olabilme riski taşımasına rağmen Assayas'ın yazarlık becerisini devreye girip Alain'i de filmin çok boyutlu anlam dünyası içinde derinleştiriyor. Alain'in idarecisi olduğu yayınevinin yazarlarından olan Léonard ise, çağın getirdiği dertlerden başka bir şekilde muzdarip. Önceki kitaplarıyla son derece hatırı sayılır başarılar kazanmış olan yazar, en başta Alain tarafından reddedilse de devamında yayınlanan yeni romanında otobiyografik ögelerle kişisel hayatını gereğinden fazla dışa vurduğu için eleştiriliyor. Filmin birçok noktasında yazarların bloglar ya da Twitter gibi mecralarda daha çok okunduğundan, buralarda kendini daha çok açık eden bir üslup kullanmasıyla ilgili diyaloglar olduğunu düşünürsek Léonard'ın, sosyal medya çağında kendini var etmeye çalışan bir yazar olarak senaryoya yeni bir boyut kattığını söyleyebiliriz. Zira sosyal medya üzerinden sürekli kişisel hayatlarımızı başkalarıyla paylaşıyor. Hâl böyleyken Léonard'ın böyle bir yaklaşımla kaleme aldığı kitabının kamuoyundan ilgi görmesi kaçınılmaz bir bakıma. Bu üç karakter, Assayas'ın bu konuşkan filminin lokomotifi gibi görünse de anlatı içerisinden hikâyeye girip çıkan birçok yan karakter de bulunuyor. Bu karakterler, dijital çağda edebiyat yayıncılığının yaşadığı dönüşümü anlatan şablon bir film olmak yerine,…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Neredeyse tamamı diyaloglar üzerinden yürüyen film, takip edilmesi zor deneyim olma riski taşırken, Assayas'ın karakterin dünyasını alabildiğine genişletmesi, diyalogların pürüzsüz şekilde akan ritmi ve son derece başarılı bir kurgu marifetiyle bu zorluk ortadan kalkıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.4 ( 4 votes)
70

Gündelik hayatımızın önemli bir bölümünü, gördüğümüz verilerin, enformasyonların sayılar, algoritmalar üzerinden belirlendiği büyük ya da küçük ekranlara bakarak geçirdiğimiz bir çağdayız. Bireylerin kişisel fikir ya da kararlarının yerini, istatistiklerle belirlenmiş veriler alıyor yavaş yavaş. Böylesi bir dünyada yaşarken de bireysel olarak bir tür ikiye bölünme hâli içerisinde kalıyoruz ister istemez. İnsanlık büyük ölçüde, kişilerin benlikleriyle istedikleri şeyler ve çevrenin ya da daha geniş bir açıdan bakacak olursak kamuoyunun, beklenti ya da talepleri arasında kalmış durumda. Son olarak Personal Shopper’da gerilim ve dram arasında eşsiz bir denge yakalayan Fransız auteur Olivier Assayas, yeni filmi Doubles vies’de kağıt üzerinde son derece sade görünen bir ilişkiler komedisinden, insanlığın içinde bulunduğu çağa dair son derece yerinde çıkarımlar yapıyor.

Doubles vies: Gösterişsiz Ama Yoğun Bir Dijital Çağ Portresi

Doubles vies’nin çok karakterli yapısı içinde, bu karakterin yaşadığı ikilemlerin filmin anlatısına yön verdiğini söyleyebiliriz. Bu karakterlerden biri olan, Juliette Binoche’un hayat verdiği Selena polisiye türündeki bir televizyon dizisinde, son derece fiziksel bir rol oynuyor. Birkaç sezondur canlandırdığı bu karakterden sıkıldığı için kariyerinde yeni bir sayfa açmak istese de, gerek dizi yapımcılarının ısrarı gerekse dizinin seyirciler tarafından seviliyor, yani rating alıyor (rakamsal bir done) olması sebebiyle rolü oynamaya devam ediyor. Bu noktada Doubles vies, karakterlerinin ikili yaşamı hakkında ilk ipucunu bir oyuncu üzerinden veriyor. Böyle bir meslek üzerinden böyle bir konuya eğilmek kolaycı bir tercih gibi görünse de Assayas karakterini öylesine başarıyla katmanlandırıyor ki, film boyunca her şey, izlediğimizin bir kurgu olduğunu unutturacak düzeyde bir doğallıkla akıyor. Zira Assayas’ın detaylı ama gösterişten son derece uzak karakterizasyonu sayesinde Selena’nın yaşadığı ikilem, kişisel arzular ve mesleki beklentiler arasındaki gelgitten taşıp başka boyutlara da geçiyor filmin devamında.

Guillaume Canet tarafından canlandırılan Selena’nın eşi Alain ise ülkenin saygın yayıncılarından biri ve onun yaşadığı ikilem içinde bulunduğumuz dijital çağın getirdikleriyle doğrudan bağlantılı. E-kitap fikrine alışmakta zorlanan, hâlâ matbu kitapların daha saygın olduğuna inan bir karakter Alain. Ama teknolojinin gelişimine de kayıtsız kalamaması sebebiyle iş anlamında sürekli bir ikilem içerisinde buluyor kendini. Katıldığı televizyon programında bu konuda çelişkili beyanlarda bulunuyor. Edebiyat yayıncılığının günümüzdeki durumuna dair fikir yürütmek için kurgulanmış bir karakter olabilme riski taşımasına rağmen Assayas’ın yazarlık becerisini devreye girip Alain’i de filmin çok boyutlu anlam dünyası içinde derinleştiriyor.

Alain’in idarecisi olduğu yayınevinin yazarlarından olan Léonard ise, çağın getirdiği dertlerden başka bir şekilde muzdarip. Önceki kitaplarıyla son derece hatırı sayılır başarılar kazanmış olan yazar, en başta Alain tarafından reddedilse de devamında yayınlanan yeni romanında otobiyografik ögelerle kişisel hayatını gereğinden fazla dışa vurduğu için eleştiriliyor. Filmin birçok noktasında yazarların bloglar ya da Twitter gibi mecralarda daha çok okunduğundan, buralarda kendini daha çok açık eden bir üslup kullanmasıyla ilgili diyaloglar olduğunu düşünürsek Léonard’ın, sosyal medya çağında kendini var etmeye çalışan bir yazar olarak senaryoya yeni bir boyut kattığını söyleyebiliriz. Zira sosyal medya üzerinden sürekli kişisel hayatlarımızı başkalarıyla paylaşıyor. Hâl böyleyken Léonard’ın böyle bir yaklaşımla kaleme aldığı kitabının kamuoyundan ilgi görmesi kaçınılmaz bir bakıma.

Bu üç karakter, Assayas’ın bu konuşkan filminin lokomotifi gibi görünse de anlatı içerisinden hikâyeye girip çıkan birçok yan karakter de bulunuyor. Bu karakterler, dijital çağda edebiyat yayıncılığının yaşadığı dönüşümü anlatan şablon bir film olmak yerine, zekice kurgulanmış, oyuncaklı bir düşünce pratiğine dönüştürüyor Doubles vies’yi. Neredeyse tamamı diyaloglar üzerinden yürüyen film, takip edilmesi zor bir deneyim olma riski taşırken, Assayas’ın karakterin dünyasını alabildiğine genişletmesi, diyalogların pürüzsüz şekilde akan ritmi ve son derece başarılı bir kurgu marifetiyle bu zorluk ortadan kalkıyor. Assayas’ın çağımızın en büyük yönetmenlerinden biri olmasının sırrı da burada yatıyor aslında. Başyapıt düzeyindeki son iki filmi Clouds of Sils Maria ve Personal Shopper’a kıyasla çok daha minimal ve iddiasız bir proje olsa da Doubles vies, çarpıcı bir sinema aklının ürünü olduğunu her anında hissettiriyor. Diyaloglar arasına dijital çağda yayıncılık ve entelektüelite, kadın-erkek ilişkileri arasına fikirler sıkıştırırken, herhangi bir yargıda bulunmaması, doğrunun ya da yanlışın peşine düşmek yerine mevcut durumun bir portresini çıkartması filmi, tam da ilgilendiği konunun, yani ikili ya da çift yönlü hayatlar yaşıyor oluşumuzun bir yansımasına dönüştürerek daha da tatminkar bir hâle büründürüyor.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi