pLrvo1ab4XM


Christopher Nolan filmlerinde zaman kavramının nasıl kullanıldığını ve manipüle edildiğini inceleyen bir video essay yayınlandı.

Christopher Nolan’ın kariyeri boyunca altına imza attığı filmlerinde zaman kavramıyla oynaması, onu doğal ve doğrusal akışından çıkararak bir bozulmaya uğratması, yönetmenlik stili ile kolaylıkla bağdaştırılacak bir olgu. Bu hafta vizyona girecek olan Tenet filmi de çekim teknikleri ve bu olgu birlikte düşünüldüğünde, yönetmenin bu tarzının yeni bir ürünü olarak görülebilir. Ancak filmografisine geri dönüp bakıldığında Inception, Batman üçlemesi, Memento ve daha birçok filmde Nolan tarzının nasıl bir yapboz gibi işlediğini görebiliriz.

Cinefix’in geçtiğimiz hafta yayınladığı video essay, Christopher Nolan’ın filmlerinde zaman kavramına nasıl yaklaştığına odaklanıyor. Videodaki örneklerden ilki Following filmi. Nolan’ın 1998 yapımı 70 dakika uzunluğundaki Following filmi düşük bütçesi ve çekim zorluklarına rağmen senaryosu ile olumsuz havayı değiştiriyor. Filmlerde gizemli bir atmosfer yaratan “Tanıdığını sandığın kişi kim? Kime güvenebilirsin?” sorularını sorarken Nolan hikâyeyi lineer akışından çıkararak izleyici merak uyandıran bir dünyanın içine davet ediyor.

Christopher Nolan Inception Filminde Zamanı Manipüle Ederken Slow-Motion Tekniğine Başvuruyor

2010 yapımı Inception filminde rüyalar ile beraber kurguladığı dünyanın kurallarını dizayn ederken bu kuralları kendine özgü numaralarıyla çözümlüyor. Baştaki prolog kısmında izlenen görüntüler filmin devamında anlamlı bir şekilde zihnimizde oturuyor. Nolan, film boyunca kurulan rüyanın farklı katmanlarında, slow-motion tekniği ile zamanı olabildiğince manipüle ediyor. Bu manipülasyon seyirciyi, izlediği şeyin gerçekliğini sorgulamaya da itiyor.

Inception’dan 10 yıl önce yönettiği Memento filmi ise yönetmenin güvenilmez anlatıcı kavramı ile oynadığı, dönemin büyük çıkış yapan filmlerinden biri.  Oscar ödüllü filmde Nolan, izleyiciyi ana kahramanın yerine koymak için zamanla bir oyun içerisinde. Seyircinin izlediği şeyleri sorgulaması için değil karakterin yaşadıklarını deneyimlemesi için böyle bir yola başvuruyor. Böylelikle Nolan, karakterin yaşadığı çözülmeyi seyircinin de hissetmesini istiyor. 

Seyirciyi karakterin, mekânın içerisine dâhil etmesi, bir bütünleşmeyi gerçekleştirmesi 2017 yapımı Dunkirk filminde de işlenen temalardan biri. Bir adada, kumsalda askerler ile birlikte bıraktığı seyircisini bir savaşın ortasına atıyor. Ancak uçaklar haricinde seyirci kendisini bir sıcak savaşın içinde bulmazken karakterleri savaşın yarattığı kaosun içinde bırakıyor. Bu kaos birbirinin üstüne binen zaman akışları ile farklı bir hâl alıyor. Kazanmanın ya da bir kahraman olmanın asıl mesele olmadığı bir savaşın yarattığı kaos.

“İyi Bir İnsanı Kötü Yapan Şey Nedir?”

2008 yapımı The Dark Knight filminde Nolan, benzer bir taktiği kullanıyor. Kronolojik olarak akan hikâyede zamanı kurgusal anlamda bozuyor. Nerede olduğu ile ilgilenmeyip seyirciyi en sonuna kadar soru işaretleri ile bırakırken bir anda tehlikeli bir kaosun içine daldırıyor. Kaos ve gergin atmosferi hızlı gelişen bir kurgu ile başarırken filmin ana temalarından birini güçlendiriyor: “İyi bir insanı kötü yapan şey nedir?”

2002 yapımı Insomnia filminde Al Pacino’nun canlandırdığı detektif Will Dormer’ın hatıraları ile hayal gücünü benzer kurgu tekniği ile aktaran Nolan, zaman kavramını yeniden karmaşıklaştırıyor. Dormer’ın gittikçe olayın içine çekilmesi hayal gücü ve hatıra kavramlarını olabildiğince bulanıklaştırmaya başlıyor. 

Son olarak Tenet filmi vizyona giren yönetmen Nolan, beklentileri oldukça arttırmıştı. Filmografisine dönüp tekrar bakmak için de bu essay iyi bir tercih olacaktır. Video essay bu örneklerin yanı sıra The Prestige, Batman Begins, The Dark Knight Rises, Interstellar filmlerinde de Nolan’ın tarzını mercek altına alıyor. 

Kaynak: Cinefix

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information