Advertisement
Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa

 The Pianist ( 2002)

the-pianist-filmloverss-

Gişe Hasılatı : $ 120.000.000

Repulsion,Rosemary’s Baby,Macbeth, Tess, Chinatown gibi muhteşem filmlerin yönetmeni Roman Polanski’nin yönetmenlik koltuğuna oturduğu  The Pianist bugüne kadar soykırım üzerine yapılan filmlerden farklı bir anlatım tarzı tercih etmesi bakımından son yılların en başarılı filmleri arasında kendine yer buluyor. Senaryosunu Being Julia, The Diving Bell and the Butterfly filmlerinin senaristi Ronald Harwood’un kaleme aldığı film, Polonya’lı ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman’ın anılarını anlattığı aynı isimli kitaptan sinemaya uyarlandı. Esir kampına düşmekten son anda kurtulan ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman’ın Varşova sokaklarında hayatta kalma mücadelesine odaklanan film, Nazi işgali altında olan Polonya’da ki yaşamı çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Ayrıca kıtlığa ve aşağılanmalara maruz kalan piyanistin bir gün oradan kaçma şansı bulmasıyla kaybettiği umudunu yeniden kazanmasına şahit oluyoruz. Bu filmdeki rolüyle Oscar ödülü kazanan Adrien Brody, piyanistin eski hayatından kopup bilmediği bir hayatta varlık göstermeye başlaması ile birlikte yaşadığı kültür şokunu izleyiciye harika bir şekilde  yansıtıyor.İzleyicinin hiç beklemediği karelerin içine sürükleyen Roman Polanski, bunu yaparken yarattı atmosferden, detaycı bir bakış açısıyla yarattığı sinematografisinden sonuna kadar yaralanıyor. Müzikleriyle de adından söz ettiren film, tarihte yaşanan gerçekçilikten  bir an için ödün vermemesiyle izleyicinin kanına girmeyi başarıyor. Akıllardan çıkmayan sahneler barındıran film, her şeyiyle sinemaseverlerin izlemesi tekrar ve tekrar gereken filmlerin başında geliyor. Gösterildiği yılda Oscar kazanan ve Cannes’da Altın Palmiye Ödülü’nü almasının etkisiyle gişede inanılmaz bir başarı sergileyen film kelimelerin tarif edilemeyen unutulmaz bir yapım.

 The Tree Of Life (2001)

the-tree-of-life-filmloverss

Gişe Hasılatı: $ 54.000.000

Sinema dünyasında var olduğu günden beri kendine has tarzıyla film çeken Terrence Malick’in senaryosunu yazdığı ve yönetmenlik koltuğuna oturduğu The Tree Of Life; yönetmenin tüm benliğiyle sinemasının tüm özelliklerini sonuna kadar yansıttığı bir yönetmenlik harikasıdır. Bugüne kadar izlediğiniz hiçbir filme benzemeyen ve yıllar sonra dönüp baktığınızda asla unutamayacağınız türden bir film olan The Tree Of Life, derin bir felsefeyle altyapısını oluşturan bunu da deneysel bir bakış açısıyla izleyiciye aktaran eşi benzeri olmayan bir başyapıttır. 1950’li yıllarda yaşayan bir aileyi odak noktasına alan film, bu ailenin en büyük oğlu Jack’in çocukluğundan başlayarak yetişkinlik dönemine kadar olan süreyi, aynı zamanda Jack’in babası ile olan ilişkisini içerisinde barındırdığı metaforik sahneler eşliğinde anlatan film, bunu yaparken de otorite, inanç, aşk gibi kavramları sorgulamamıza yol açan bir yapıtı ekranlara getiriyor. Emmanuel Lubezki’nin muazzam görüntü yönetmenliği sayesinde görsel yapısını oluşturan film, ani zaman atlamalarıyla kendine özgü bir kurgu oluşturuyor. Bu kurgunun alışılmamış bir yapıda olması izleyicinin filmi hazmetmesini zorlaştırabiliyor. Bu özelliklerinden dolayı  Cannes Film Festivali’nde eleştirmenleri ikiye bölmesine rağmen Altın Palmiye kazanan farklı aynı zamanda faklı tarzına rağmen gişede sürpriz yaparak iyi bir sonuç elde eden The Tree Of Life her izlediğinizde başka anlamlar çıkarabileceğiniz, size bambaşka bir sinema deneyimi sunan çok ama çok özel bir film.

 Sex, Lies, and Videotape (1989)

sex-lies-and-videotape-filmloverss

Gişe Hasılatı: $ 50.000.000

Filmografisine baktığımızda farklı tarzda filmler çeken ve üretken olmasıyla bilinen Steven Soderbergh’ün 1989 yılında yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği Sex, Lies, and Videotape, düşük bütçesine rağmen gişede büyük bir başarı elde eden Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ve FIPRESCI ödüllerini kucaklayan bir bağımsız filmdir. Yönetmen Steven Soderbergh’ün ilk uzun metraj çalışması olma özelliği taşıyan ve bağımsız sinemanın öncü filmlerinden biri olan Sex, Lies, and Videotape, müthiş bir ustalıkla yazılmış diyalogları ile adından söz ettirmişti.  Evlilik, cinsellik, kardeşlik gibi temaları işleyen film, cinsel doyuma ulaşamayan ve düzenli olarak psikoloğa giden bir kadın olan Ann, onun avukat kocası John, Ann’in kız kardeşi Cynthia ve John’un eski okul arkadaşı Graham arasındaki karşık ilişkilere odaklanıyor. Cynthia ve John arasında bir yasak ilişkinin başlamasıyla gelişen olaylar Graham’ın onların hayatına girmesiyle değişik bir hal alır. Ann’in Graham ile tanıştıktan sonra  evliliğini düşünmeye başlaması, evlilik kurumunun ne kadar güvenli bir kavram olduğunu aynı zamanda cinselliğin evliliği ayakta tutan önemli bir şey olup olmadığını izleyiciye sorgulatıyor. Soderbergh’ün her karesinde etkisini gösterdiği film, erotizmden fazlasıyla yararlanarak bunu da Andie MacDowell, Peter Gallagher, James Spader ve Laura San Giacomo’nun oyunculuklarıyla birleştirerek  varlık gösteriyor. Sürükleyici ve alışılmadık konusuyla dikkat çeken film farklı film türlerinden yararlanarak hikayesini güzel bir şekilde işleyen bir yapımdır.

 Dancer in The Dark (2000)

dancer-in-the-dark-filmloverss

Gişe Hasılatı : $ 40.000.000

Antichrist, Melankoli, Nymphomaniac filmleriyle  kendine özgü bir tarz yaratan Lars von Trier’in yönetmenliğini üstlendiği Dancer in The Dark, yönetmenin kurucusu olduğu Dogma 95 akımının bütün özelliklerini hissettiren yönetmenin filmografisinde masalsı bir anlatım  benimsemesinden dolayı farklı bir yerde duran bir filmdir. Bir karavanda 10 yaşındaki oğluyla beraber  hayatını sürdürmeye çalışan Selma Jezkova isimli bir kadının yaşam öyküsünü anlatan film, Selma’nın yavaş yavaş görme yetisini tamamen kaybetmesiyle ve oğlunun da aynı şeyi yaşamaması için verdiği mücadeleyle altyapısını oluşturur. Dancer in The Dark. Oğlunun daha iyi bir hayat yaşaması için kazandığı tüm geliri oğlunu ameliyat ettirmek üzere biriktiren Selma’nın işten çıkarılmasıyla akabinde gelişen olaylar güvendiği insanlardan arkadaş kazığı yemesiyle devam eder. Selma’nın şarkılar söyleyerek bir nevi hayatta kalma çabasını ve onun saflığını her karesinde görebildiğimiz film bir yandan bu yönüyle masalsı bir anlatım biçimini benimserken diğer bir yandan yaşadığı yerdeki sistemin kötü yönlerine maruz kalmasıyla karanlık bir atmosferin varlığından da söz etmemize olanak sağlıyor. Zaten Selma’nın görme yetisini yavaştan kaybedip bilinmeyen bir dünyaya daha doğrusu karanlığa adım atması bunu destekler nitelikte. Yaşadığı tüm şeylere rağmen umudunu kaybetmeyen ve hayattan bir şekilde kopmamaya çalışan Selma karakterine harika bir oyunculuk performansıyla hayat veren Björk’ün oyunculuğu filmin en güçlü yanlarından birini oluşturuyor. Eleştirmenler tarafından oldukça beğenilen film,  Altın Palmiye Ödülü’nü kazanarak sinema dünyasında varlık göstermiştir.

The  Mission (1986)

the-mission-filmloverss

Gişe Hasılatı : $ 37.000.000

The Killing Fields, The Scarlet Letter, Vatel gibi unutulmaz filmlerini izleyici ile buluşturan Roland Joffé’nin  yönetmenliğini üstlendiği, başrollerinde Robert De Niro ve Jeremy Irons’ın yer aldığı, sinematografi dalında Oscar kazanan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülünü kucaklayan The  Mission gösterime girdiği yıl yaptığı gişe hasılatıyla adından söz ettirmiş ve izleyicinin sevdiği yapımlar arasında yer aldığı filmlerden bir olma özelliğini taşımıştır. 1750’lerde geçen film, Guarani isimli bir yerli kabile arasında Hristiyanlığı yayması için görevlendirilen İspanyol bir din adamı Peder Gabriel ile benzer amaçlar doğrultusunda yola çıkan Mendoza ile yaşadıklarını odak noktasına alıyor. Bu sene Oscar kazanan İtalyan besteci Ennio Morricone’un bestlelediği harika müzikleriyle etkileyici bir ton yakalayan film, yavaş temposuna rağmen anlattığı şeyler bakımından ilgiyi hak eden bir yapım. Bir dinin milli çıkar uğruna nasıl yozlaşabileceğini tüm çıplaklığı ile anlatan film dinin nasıl istismar edildiğini çok iyi bir şekilde işlemiştir. Robert Bolt’un senaryosunu yazdığı film, aynı zamanda sömürgeci Avrupalı devletlerin para uğruna ne kadar ileri gidebilecekleri gerçeğini de tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Vermek istediği mesajı muazzam doğa görüntüleriyle sunan film izleyiciyi filmin içine sokarak o dönemde insanların kendisine dayatılan sistem karşısında hangi koşullarda hayatta kaldığını düşündürmeye sevk ediyor. Sistem eleştirisi yapan ve oyunculukların üst düzeyde olduğu bir film olan The Mission türün meraklıları tarafından mutlaka izlenmesi gereken bir yapım.

Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information