Rumen yönetmen Marius Olteanu’nun ilk uzun metrajı Canavarlar., izleyiciyi Bükreş’te yaşayan modern bir çiftin kasvetli ilişkisine davet ediyor. Evlilikleri krizde olan Dana ve Andrei çiftinin 24 saatini takip ettiğimiz film üç ayrı bölümden oluşuyor. İlk bölümde Dana’nın bir tren istasyonundan çıkıp taksi aramasını ve taksiyi bulduktan sonra evine ya da başka bir yere gitmek yerine şehirde başıboş turlamasını izliyoruz. Tüm gece kiraladığı taksinin şoförü ile sohbeti ilerleten Dana’nın kısa süreli telefon konuşmaları ve her hâline yansıyan mutsuzluğundan zor bir evlilik hayatı olduğunu anlıyoruz. İkinci bölümde ise bu kez Andrei’nin Bükreş sokaklarında başıboş dolaşmasına ve gecenin ilerleyen saatlerinde orta yaşlı ve evli bir adam ile birlikte olmasına şahit oluyoruz. Oldukça başarısız geçen bir sevişmenin ardından ziyaret ettiği evi terk eden Andrei’nin Dana ile telefonda konuşmasıyla birlikte ise son bölüm başlıyor. Çiftimizin geleneksel aile buluşmaları ve ziyaretlerine tanık olduğumuz Canavarlar adlı bu son bölüm filmin de tüm düğümlerini çözüyor. Canavarlar.: Bir Evlilikten Manzaralar Uzun süre 1:1 formatını tercih eden Olteanu, üçüncü bölümden itibaren geniş ekrana geçse de hissedilen klostrofobi ve boğukluk duygusu peşimizi bırakmıyor. Modern dünyada evli olmak ve bir aile kurmak üzerine oldukça pesimist bir bakış açısı olan filmin monoton ritmi ve uzun sekansları da bu damarı besliyor. Olteanu, canavarların film boyunca takip ettiğimiz çift mi yoksa son bölümde uyum sağlamaya çalıştıkları toplumun “normal” üyeleri mi olduğu üzerine de sıkı bir beyin cimnastiği ile baş başa bırakıyor izleyiciyi. Olteanu, yaptığı biçimsel tercihlerle diyaloga çok fazla başvurmadan meramını anlatsa da filmin çözüm sahnesi gibi de yaklaşabileceğimiz çiftin büyükanneyi ziyaret anlarında nihayet karakterlerin tepkisine de şahit oluyoruz. Çiftin diğer evliliklere pek benzemeyen ama bir yandan birbirlerini de tüketen bağlılıklarının bir anlamda ilk kez toplum önünde sınandığı bu sahnede suskunluğuna alıştığımız Dana nihayet içindekileri az da olsa dökebiliyor. Çok eşli olmalarına ve bir bakıma birbirlerinden çok farklı özellikler taşımalarına rağmen aralarında tuhaf bir bağ bulunan çiftin hikâyesini düşünürken Olteanu’nun ilk olarak “Tie” (Bağ) ismini tercih etmesine şaşmamalı. Hem birbirlerinden mesafelerce uzak hem de birbirlerine tuhaf bir bağlılığı/bağımlılığı olan çiftin asıl meselesinin yalnızlık olduğunu da üçüncü bölüm ile birlikte anlıyoruz. Toplumun içinde, arkadaşları ya da aileleriyleyken bulunduklara her ortama yabancı, sonradan eklenmiş gibi duran çiftin bir anlamda birbirlerinden başka kimseleri olmadığını fark ediyoruz. Olteanu özellikle filmin ilk bölümünde izleyiciyi zorlayabilecek yavaş bir ritme başvuruyor. Uzun süre ne olduğunu pek de anlamadığımız, kısa süreli telefon konuşmalarına şahit olduğumuz hikâyedeki bu biçimsel tercihler, son dönemde karşımıza çıkan diğer Rumen Yeni Dalgası filmlerini de hatırlatıyor. Bu tercihin yarattığı ritmin işlevsel olduğunu söylemek ise güç. Olteanu’nun çiftin monoton ve kasvetli ilişkisini bize biçimsel olarak hissettirmek isterken ipin ucunu biraz kaçırdığını ve filmin yer yer yorucu bir seyir deneyimine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Olteanu’nun özellikle 1:1 formatından geniş açıya geçmek gibi meselesini gözümüze sokmak için yaptığı biçimsel tercihler anlatı içinde biraz çiğ duruyor ve içeriğe de pek katkı sağlamıyor. Bu pürüzlerine rağmen Canavarlar., dikkate değer ve ileride kendi damarını bulabilecek bir yönetmenin ilk adımı olarak ilgiyi hak ediyor.

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Yönetmen Olteanu’nun özellikle 1:1 formatından geniş açıya geçmek gibi meselesini gözümüze sokmak için yaptığı biçimsel tercihler anlatı içinde biraz çiğ duruyor ve içeriğe de pek katkı sağlamıyor. Bu pürüzlerine rağmen Canavarlar., dikkate değer ve ileride kendi damarını bulabilecek bir yönetmenin ilk adımı olarak ilgiyi hak ediyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
60

Rumen yönetmen Marius Olteanu’nun ilk uzun metrajı Canavarlar., izleyiciyi Bükreş’te yaşayan modern bir çiftin kasvetli ilişkisine davet ediyor.

Evlilikleri krizde olan Dana ve Andrei çiftinin 24 saatini takip ettiğimiz film üç ayrı bölümden oluşuyor. İlk bölümde Dana’nın bir tren istasyonundan çıkıp taksi aramasını ve taksiyi bulduktan sonra evine ya da başka bir yere gitmek yerine şehirde başıboş turlamasını izliyoruz. Tüm gece kiraladığı taksinin şoförü ile sohbeti ilerleten Dana’nın kısa süreli telefon konuşmaları ve her hâline yansıyan mutsuzluğundan zor bir evlilik hayatı olduğunu anlıyoruz. İkinci bölümde ise bu kez Andrei’nin Bükreş sokaklarında başıboş dolaşmasına ve gecenin ilerleyen saatlerinde orta yaşlı ve evli bir adam ile birlikte olmasına şahit oluyoruz. Oldukça başarısız geçen bir sevişmenin ardından ziyaret ettiği evi terk eden Andrei’nin Dana ile telefonda konuşmasıyla birlikte ise son bölüm başlıyor. Çiftimizin geleneksel aile buluşmaları ve ziyaretlerine tanık olduğumuz Canavarlar adlı bu son bölüm filmin de tüm düğümlerini çözüyor.

Canavarlar.: Bir Evlilikten Manzaralar

Uzun süre 1:1 formatını tercih eden Olteanu, üçüncü bölümden itibaren geniş ekrana geçse de hissedilen klostrofobi ve boğukluk duygusu peşimizi bırakmıyor. Modern dünyada evli olmak ve bir aile kurmak üzerine oldukça pesimist bir bakış açısı olan filmin monoton ritmi ve uzun sekansları da bu damarı besliyor. Olteanu, canavarların film boyunca takip ettiğimiz çift mi yoksa son bölümde uyum sağlamaya çalıştıkları toplumun “normal” üyeleri mi olduğu üzerine de sıkı bir beyin cimnastiği ile baş başa bırakıyor izleyiciyi. Olteanu, yaptığı biçimsel tercihlerle diyaloga çok fazla başvurmadan meramını anlatsa da filmin çözüm sahnesi gibi de yaklaşabileceğimiz çiftin büyükanneyi ziyaret anlarında nihayet karakterlerin tepkisine de şahit oluyoruz. Çiftin diğer evliliklere pek benzemeyen ama bir yandan birbirlerini de tüketen bağlılıklarının bir anlamda ilk kez toplum önünde sınandığı bu sahnede suskunluğuna alıştığımız Dana nihayet içindekileri az da olsa dökebiliyor.

Çok eşli olmalarına ve bir bakıma birbirlerinden çok farklı özellikler taşımalarına rağmen aralarında tuhaf bir bağ bulunan çiftin hikâyesini düşünürken Olteanu’nun ilk olarak “Tie” (Bağ) ismini tercih etmesine şaşmamalı. Hem birbirlerinden mesafelerce uzak hem de birbirlerine tuhaf bir bağlılığı/bağımlılığı olan çiftin asıl meselesinin yalnızlık olduğunu da üçüncü bölüm ile birlikte anlıyoruz. Toplumun içinde, arkadaşları ya da aileleriyleyken bulunduklara her ortama yabancı, sonradan eklenmiş gibi duran çiftin bir anlamda birbirlerinden başka kimseleri olmadığını fark ediyoruz.

Olteanu özellikle filmin ilk bölümünde izleyiciyi zorlayabilecek yavaş bir ritme başvuruyor. Uzun süre ne olduğunu pek de anlamadığımız, kısa süreli telefon konuşmalarına şahit olduğumuz hikâyedeki bu biçimsel tercihler, son dönemde karşımıza çıkan diğer Rumen Yeni Dalgası filmlerini de hatırlatıyor. Bu tercihin yarattığı ritmin işlevsel olduğunu söylemek ise güç. Olteanu’nun çiftin monoton ve kasvetli ilişkisini bize biçimsel olarak hissettirmek isterken ipin ucunu biraz kaçırdığını ve filmin yer yer yorucu bir seyir deneyimine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Olteanu’nun özellikle 1:1 formatından geniş açıya geçmek gibi meselesini gözümüze sokmak için yaptığı biçimsel tercihler anlatı içinde biraz çiğ duruyor ve içeriğe de pek katkı sağlamıyor. Bu pürüzlerine rağmen Canavarlar., dikkate değer ve ileride kendi damarını bulabilecek bir yönetmenin ilk adımı olarak ilgiyi hak ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi