Modern dünyanın canavarları biçim değiştirdiler. Eski dünyanın tek gözlü, orantısız vücutlu, çok başlı yürekli canavarları artık aramızda bulunmuyor. Canavar, artık daha çok temsili düzeyde. Bugün canavarlık hem bir öteki simgesi, hem bir post-modernizm nesnesi. Artık canavarı sevmek, ona sarılmak toplumsal yaşamın vazgeçilmezi olan bir global vizyon göstergesi. Böyle olmasaydı The Shape of Water, Oscar heykelini nasıl alabilirdi? Canavar, artık kabuğundan çıkmayan toplumsal norm düşmanı. O bazen bir filozof, bazen devlet düşmanı, bazen bir kadın, bazen bir erkek. Antik ve Orta Çağ’da canavarlar insan soyundan olmayan, kendi türünden dünyaya getirilen doğaya aykırı canlılar olarak görülüyordu. Örneğin çok gövdeli bir baş, yarısı at yarısı keçi olan başka bir hayvan, hatta ejderha bile insanın belirlediği, sınırlarını çizdiği bir doğa düzenine uyup uymamasına göre ‘’canavar’’ olarak anılıyordu. O dönem canavarların, Tanrı’nın büyüklüğünün veya gazabının sonucu olarak dünyada oldukları düşünülüyordu. Buna cadı denilerek yakılan kadınlar ve bilim insanları da dahildi. Çünkü bu insanlar, yine bir canavar olduğu düşünülen şeytan tarafından esir alınmıştı sözde. Sonraları ise canavar imgesi korkunçluğunun yanında ilginçliğini de getirdi. Saint-Pierre (Chauvigny) gibi bir kilisenin sütunlarına insanı dişleriyle yeme görüntüleri oyulan canavarlar, Rönesans ve sonrasında daha farklı bir şekilde karşımıza çıkacaktı; önce keşfedilmemiş yeni canlı türlerini, ardından da medeniyetten uzak kalmış ilkel insan topluluklarını kapsayacaktı. Hatta bu ‘’ilginçleşme’’ şehir hayatından uzak olması gereken hayvanları da bir canavar olarak görecek, günümüzde ne yazık ki hâlâ varlığını koruyan hayvanat bahçesi, sirkler gibi seyir alanları yaratacaktı. Sonraları ise canavar tanımı kölelik, ötekileştirme, cinsiyetçilik, ırkçılık gibi çağdaş dünyanın sorunlarını kapsayacaktı. Fakat canavarlık sürekli kalacaktı, sadece biçim değişecekti. Canavar: Dehşetin Karşı Konulamaz Çekiciliği 27 yaşındaki Moll (Jessie Buckley), ailesiyle birlikte bir adada yaşamaktadır. Bu ada son derece kapalı bir yapıya sahip, aile ve akraba geleneklerinin bireyleri sıkıca bağladığı bir yaşam yeridir. Moll, ada sakinleriyle birlikte hep bir ağızdan söylenen şarkılara katılmakta zorlanıyor, adanın onu gittikçe daha fazla boğan steril yaşam tarzından kaçmak istiyordur. Avcılık yapan ve üzerindeki toz toprak izleriyle adanın vahşisi olarak lanse edilen Pascal'la (Johnny Flynn) tanıştığında ada yaşantısı daha çekilir hâle gelmiştir. Ancak Moll da buna paralel olarak kendi vahşi tarafıyla tanışmaktadır. Hatta gittikçe toprakla bütünleşmekte, ailesinin ona pis ve vahşi olarak öğrettiği doğaya daha çok yakınlaşarak kendi ‘’canavarıyla’’ karşılaşmaktadır. İkilinin arasındaki aşk, toprakla çimin ilişkisini betimlemektedir. Her ne kadar kişisel olarak ben bu benzetmeye katılmasam da, filmde gördüğümüz Moll, düzene sokulmuş, uyum ve itaat eşliğinde yaşamaya zorlanan kişi olarak çim temsiliyken, Pascal ise o aynı steril insanın kökünde bulunan - ve aslında geçmişi olan - toprağı temsil etmektedir. Film, bu güçlü göndermelerine rağmen insan-doğa ilişkisi hakkında oldukça yüzeysel çıkarımlar yapmakta. Örneğin doğayı daima vahşet ve ölümle eş tutarak göstererek onu tek bir niteliğiyle ele almakta. Aynı zamanda filmde Moll hakkında yeterince bilgi öğrenirken, Pascal hakkında oldukça yetersiz miktarda bilgilendiriliyoruz. Bu da sadece Moll’a odaklanmamıza neden oluyor. Eğer öykü sadece genç kadını merkeze alsaydı, böyle bir anlatım tercih edilebilirdi. Ancak öykü doğaya olan özlemle ortaya çıkan yabancılaşma, canavarlaşma ve bundan doğan bir aşk üzerine. Böylesi bir konuyu da tek boyutlu ele almak filmi zayıflatan bir özellik oluyor. Kısa filmleriyle BAFTA adaylıkları alan Michael Pearce’in yönetimindeki…

Yazar Puanı

Puan - 69%

69%

Canavar, birçok yönden 2016 yapımı RAW filminin büyük etkisi altında kalmış ancak ona özenirken oldukça kolaya kaçmış bir yapım. Yine de hepimizin kendi içinde yarattığı canavarları düşündürerek, bizlere ortalama bir gerilim filmi sunuyor.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 2 votes)
69

Modern dünyanın canavarları biçim değiştirdiler. Eski dünyanın tek gözlü, orantısız vücutlu, çok başlı yürekli canavarları artık aramızda bulunmuyor. Canavar, artık daha çok temsili düzeyde. Bugün canavarlık hem bir öteki simgesi, hem bir post-modernizm nesnesi. Artık canavarı sevmek, ona sarılmak toplumsal yaşamın vazgeçilmezi olan bir global vizyon göstergesi. Böyle olmasaydı The Shape of Water, Oscar heykelini nasıl alabilirdi? Canavar, artık kabuğundan çıkmayan toplumsal norm düşmanı. O bazen bir filozof, bazen devlet düşmanı, bazen bir kadın, bazen bir erkek.

Antik ve Orta Çağ’da canavarlar insan soyundan olmayan, kendi türünden dünyaya getirilen doğaya aykırı canlılar olarak görülüyordu. Örneğin çok gövdeli bir baş, yarısı at yarısı keçi olan başka bir hayvan, hatta ejderha bile insanın belirlediği, sınırlarını çizdiği bir doğa düzenine uyup uymamasına göre ‘’canavar’’ olarak anılıyordu. O dönem canavarların, Tanrı’nın büyüklüğünün veya gazabının sonucu olarak dünyada oldukları düşünülüyordu. Buna cadı denilerek yakılan kadınlar ve bilim insanları da dahildi. Çünkü bu insanlar, yine bir canavar olduğu düşünülen şeytan tarafından esir alınmıştı sözde. Sonraları ise canavar imgesi korkunçluğunun yanında ilginçliğini de getirdi. Saint-Pierre (Chauvigny) gibi bir kilisenin sütunlarına insanı dişleriyle yeme görüntüleri oyulan canavarlar, Rönesans ve sonrasında daha farklı bir şekilde karşımıza çıkacaktı; önce keşfedilmemiş yeni canlı türlerini, ardından da medeniyetten uzak kalmış ilkel insan topluluklarını kapsayacaktı. Hatta bu ‘’ilginçleşme’’ şehir hayatından uzak olması gereken hayvanları da bir canavar olarak görecek, günümüzde ne yazık ki hâlâ varlığını koruyan hayvanat bahçesi, sirkler gibi seyir alanları yaratacaktı. Sonraları ise canavar tanımı kölelik, ötekileştirme, cinsiyetçilik, ırkçılık gibi çağdaş dünyanın sorunlarını kapsayacaktı. Fakat canavarlık sürekli kalacaktı, sadece biçim değişecekti.

Canavar: Dehşetin Karşı Konulamaz Çekiciliği

27 yaşındaki Moll (Jessie Buckley), ailesiyle birlikte bir adada yaşamaktadır. Bu ada son derece kapalı bir yapıya sahip, aile ve akraba geleneklerinin bireyleri sıkıca bağladığı bir yaşam yeridir. Moll, ada sakinleriyle birlikte hep bir ağızdan söylenen şarkılara katılmakta zorlanıyor, adanın onu gittikçe daha fazla boğan steril yaşam tarzından kaçmak istiyordur. Avcılık yapan ve üzerindeki toz toprak izleriyle adanın vahşisi olarak lanse edilen Pascal’la (Johnny Flynn) tanıştığında ada yaşantısı daha çekilir hâle gelmiştir. Ancak Moll da buna paralel olarak kendi vahşi tarafıyla tanışmaktadır. Hatta gittikçe toprakla bütünleşmekte, ailesinin ona pis ve vahşi olarak öğrettiği doğaya daha çok yakınlaşarak kendi ‘’canavarıyla’’ karşılaşmaktadır. İkilinin arasındaki aşk, toprakla çimin ilişkisini betimlemektedir. Her ne kadar kişisel olarak ben bu benzetmeye katılmasam da, filmde gördüğümüz Moll, düzene sokulmuş, uyum ve itaat eşliğinde yaşamaya zorlanan kişi olarak çim temsiliyken, Pascal ise o aynı steril insanın kökünde bulunan – ve aslında geçmişi olan – toprağı temsil etmektedir.

Film, bu güçlü göndermelerine rağmen insan-doğa ilişkisi hakkında oldukça yüzeysel çıkarımlar yapmakta. Örneğin doğayı daima vahşet ve ölümle eş tutarak göstererek onu tek bir niteliğiyle ele almakta. Aynı zamanda filmde Moll hakkında yeterince bilgi öğrenirken, Pascal hakkında oldukça yetersiz miktarda bilgilendiriliyoruz. Bu da sadece Moll’a odaklanmamıza neden oluyor. Eğer öykü sadece genç kadını merkeze alsaydı, böyle bir anlatım tercih edilebilirdi. Ancak öykü doğaya olan özlemle ortaya çıkan yabancılaşma, canavarlaşma ve bundan doğan bir aşk üzerine. Böylesi bir konuyu da tek boyutlu ele almak filmi zayıflatan bir özellik oluyor.

Kısa filmleriyle BAFTA adaylıkları alan Michael Pearce’in yönetimindeki Canavar, yönetmenin ilk uzun metraj denemesi. Ve bana kalırsa film, birçok yönden 2016 yapımı Raw’un büyük etkisi altında kalmış ancak ona özenirken oldukça kolaya kaçmış bir yapım. Yine de hepimizin kendi içinde yarattığı canavarları düşündürerek, bizlere ortalama bir gerilim filmi sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi