Daha çok beğenilmenin, daha fazla kazanmanın kısacası tüketim kültürünün içselleştirildiği her alanda yaratılmaya çalışılan hipergerçekliğin ortasında kendimizin simülasyonlarına dönüşüyor olabilir miyiz? Daniel Goldhaber imzalı Cam, porno sektörünün içerisinden gündelik yaşantımızla paralellikler kurarak tüketme ve sürekli bir yarış hâlinde olmanın derinliklerine inen bir anlatı kurguluyor.

Pornografinin de cinselliğin ulaştığı bir üst gerçeklik olduğunu belirterek Cam filmini incelemeye başlayabiliriz. Zira, hipergerçeklik tanımı, günümüzde yaşadığımız görsel bombardımanının altında artık gerçekliğin dikkatimizi çekmemeye başlaması ve her zaman bunun bir üstünü arama hâline bürünmemize sebep oluyor. Billboardlardan sosyal medyada maruz kaldığımız video ve fotoğraflara, televizyonda izlediğimiz haberlere, reklamlara ve dizilere kadar artık bize sunulan birçok görseli neredeyse görmeyebiliyor ya da hızlıca geçebiliyoruz. Çünkü kolu kopmuş bir insanı bile defalarca gördüğümüz bir görsel dünya içerisinde yaşamaya başladık ve git gide hissizleştik. Bu yüzden bir dahaki sefere o görseli görünce durmamız için daha da şiddetlisini, fazlasını görmemiz gerekiyor. Belki de kafasını kesen ya da karşısına kamera koyarak intihar eden birini… Ancak ne zaman ki dört-beş kişi daha karşısına kamera koyarak intihar edecek o zaman ne yazık ki buna da alışacağız. Bu kez dikkatimizi çekmesi için daha trajik bir görüntüyle karşılaşmamız gerekecek. Tam da bu yüzden artık gerçek olarak tabir edilen şeyin neliği muğlaklaşmış ve artık gerçekliğin yerini alan imgeler, semboller gerçeğin ta kendisine dönüşmüştür.

Cam: Sevilmek mi Derdimiz?

Cinselliğin daha üst bir boyuta taşınarak farklılaştığı belki de fazlalaştığı pornografi de aynı şekilde, belirli bir süre maruz kalındığında daha uç noktalarda bir şovun gerekliliğini hissettirerek bireylerin gündelik yaşantısında cinsellikten keyif almamaya başlamasına kadar gidebilir. Cam filminde, bir tür porno yıldızı olan Lola’nın, içinde bulunduğu sistemde çalışan tüm kızların kendisine ait online bir odasının olduğunu ve orada istedikleri biçimde kendi şovlarını yapabildiklerini görüyoruz. Bu şovların ne olduğu ise tamamen o odaya giren kalabalığın yolladığı paralar ve kazanılan para üzerinden kızların bir sıralamaya tabii tutulması üzerinden belirleniyor. Madeline Brewer’ın canlandırdığı Lola, yaptığı şov aracılığıyla odadaki katılımcılardan ne kadar para kazanırsa sıralamada da o kadar yükseliyor. Bu durumun bilincinde olan Lola, sıralama konusunda bir hayli hırslı ve şovlarını her zaman bir adım ileriye taşımanın peşinde. Bir süre normal seyrinde ilerledikten sonra daha fazlasını yapma ihtiyacını hisseden Lola’nın ekranda tasarlanmış bir biçimde boğazını keserek bir oyun sahnelemesi ve bu oyunun ardından sıralamada hızla yükselmesi şaşırtıcı değil. Ancak yaptığı her uç eylemde üst sıralara taşınan Lola’nın bir süre sonra hesabında bir problem yaşanmaya başlıyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü Cam filmi ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Bir gün uyandığında hesabına giremeyen Lola, aynı anda kullanıcı hesabının aktif olduğunu ve izlemeye başladığında ise kendisinin canlı yayında şova devam ettiğini görür. Karşısındaki bizzat kendisidir ve gerçekleşen bir canlı yayındır. Filmin ilk yarısından itibaren bu durumu çözmeye çalışan Lola’nın içine düştüğü durum git gide dallanıp budaklanır. Gerçek ve sanal olanın arasında bir sıkışma yaşayan karakterin başına gelenler bir tür kişilik bozukluğu mudur yoksa tüm bu yaşananların başka bir açıklamasının olması mümkün müdür, sorularının arasında izleyicisine sürükleyici bir deneyim yaşatması bakımından filmin başarıya ulaştığını söyleyebiliriz. Nitekim canlı yayınlara devam edenin Lola’nın sistem tarafından üretilmiş simulakr‘ı olduğunun ortaya çıkmasıyla, hesabını geri almak adına Lola bambaşka bir yola başvurur ve neredeyse kendini yok etme, parçalama noktasına gelir. Ancak her şey bir şekilde düzeldiğinde Lola’nın başka bir kullanıcı adıyla sisteme yine kayıt olduğunu ve aynı düzene en başından bir kez daha adapte olduğunu görürüz. Filmde gerçekleşen durum ise, Lola’nın kullandığı sistem üzerinden fazlaca para kazanması, git gide ön plana çıkması ve ciddi anlamda umut vadetmesi sebebiyle, sanal ortamda bir simulakr‘ının yaratılması ve bu sayede parayı sistemin asıl sahibinin kazanmaya devam etmesi ve Lola’nın saf dışı edilmesi şeklinde özetlenebilir.

Filmin karmaşık gibi görünen konusundan ayrıntılı bir biçimde bahsettikten sonra, tüm bu yaşananların günümüze, dolayısıyla gündelik yaşam biçimlerimize dair ne söylediği üzerine de düşünmek gerekir. Nitekim Lola’nın içinde bulunduğu durumla ortaklıklar kurabileceğimiz bir sosyal medya düzeninin içinde yaşıyoruz. “Baudrillard’a göre, Postmodern topluma dair olan bu hipergerçeklik evresine geçişin belirli evreleri vardır. Ona göre beşeri kültürde göstergeler, dört evrede gelişir. Birinci evre, göstergelerin, yani sözcüklerle imgelerin gerçekliğin yansımaları olarak geliştirildiği evreye karşılık gelir. İkinci evrede, göstergeler artık hakikati süslemeye, abartmaya ve hatta çarpıtmaya başlarlar ama buna rağmen gerçeklikten mutlak bir kopuş söz konusu olmadığı için göstergeler gerçekliği yansıtmaya ve sembolleştirmeye bir şekilde devam ederler. Fakat üçüncü ve dördüncü evrelere geçildiğinde, göstergeler ve simülasyon bundan böyle gerçekliğin yerini alır ve en nihayetinde sembolik bir topluma geçilir. Bu toplum, sembollerle göstergelerin gerçek olan şeylerle hiçbir ilişkisinin kalmadığı, insan ilişkilerinin bile sadece sembolik ilişkiler olup çıktığı bir simülakrum ya da taklitler toplumudur.” Her birimizin sahip olduğu sosyal medya hesaplarının işleyişinde muhakkak ki ne kadar beğeni toplandığı sistemin işlemesiyle ilgili elimizdeki en önemli donedir. Basit bir örnekle, bir hesabın paylaştığı manzara fotoğraflarının daha fazla beğeni almasının zaman içerisinde o hesabın bu tür fotoğraflara yönlenmesiyle sonuçlanması olasıyken diğer tarafta bedenlerimizi sergilemeye başladığımız yeni bir gerçekliğin içerisinde de bulabiliriz kendimizi. Çünkü sosyal medya üzerinden beğenilmek, takdir görmek, sevilmek -bana kalırsa- hiçbir zaman tam bir sevilmenin yerini dolduramayacağından, her zaman daha fazlasının peşine düşeceğimiz dipsiz bir kuyu gibi karşımızda duracaktır. Daha fazla sevilmek, popüler olmak adına kurmaya başladığımız bu yeni benliğimiz de birçoklarının içerisinde bulunduğu taklitler topluluğunun arasında yerini alabilir. Çünkü artık yapay olan ile gerçek arasındaki fark yitirilmiştir. Elbette tüm bu dönüşümün içerisinde kendisini, kim olduğunu, ne istediğini net bir biçimde tanımlamış ve kendiliğinden bu düzenin içerisinde yer alabilen bireyler olacaktır ancak, en güzel manzara fotoğrafları dahi bir süre sonra izleyicisi tarafından normalleştirilip daha fazlası istenecektir. Bu noktada üzerindeki beğeniyi kaybetmek istemeyen fotoğrafçı bu kez belki de uçurumların arasında kimsenin cesaret edemeyeceği fotoğraflar çekmeyi deneyebilir. Yaratacağımız üst gerçekliğin sonu var mıdır bilinmez ancak Cam insanın tüketim toplumu içerisindeki doyumsuz konumunu, beğenilmek ya da en iyisi olmak uğruna ne kadar ileri gidebildiğimizi ve nelerden ödün verebildiğimizi günümüz toplumuyla paralellikler kurarak, gerilimi yüksek ve merak uyandırıcı bir biçimde ekrana taşımayı başarıyor.

Kaynak: Flsfdergi

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi