Sinema 1895’ten bugüne, basit bir eğlencelikten büyük bir sanata evrildiği süreç içerisinde, çok farklı aşamalardan geçti. Hikâye anlatımının önemi gün yüzüne çıktıktan sonra sinema “basit bir eğlencelik” tanımlamasından sıyrılıp geniş kitlelere hitap edebilen ve en içli dışlı olduğumuz sanat dallarından biri hâline geldi.

Klasik anlatı sineması özelinde konuşmak gerekirse, her film bir başlangıç noktasına, olayların düğümlendiği bir gelişme bölümüne ve her şeyin iyi ya da kötü çözüme ulaştığı bir sonuç bölümüne sahiptir. İzleyici, doğal bir refleks olarak, yani tüm karmaşanın çözümünün getireceği rahatlamanın (katharsis) bir bakıma içgüdüsel olarak da önceliğe sahip olabileceği düşünülürse, filmin sonuna odaklanmaktadır. “Filmin sonunu söyleme” tartışmaları da bunun en büyük kanıtlarından biri belki de. Filmlerin sonları yalnızca ne olduğu ile ilgili değil, ne hissettirdiği ile ilgili de büyük önem taşır. Karanlık bir salonda ortalama iki saat boyunca bambaşka hayatlara ortak olduğumuz film izleme deneyiminin bittiği ve kendi hayatımıza döndüğümüz bir ana tekabül eder filmin sonu. Artık gerçek hayata dönmenin bir çağrısıdır. Bu yüzden ister eğlenceli, ister dramatik bir sona sahip olsun filmlerin bitmesi izleyiciyi oturduğu koltukta bir süre daha hapseder. İzlenen film üzerine gelişecek düşünsel sürecin başladığı ilk anda jenerik akmaya başlar. Bazı filmler ise bu jeneriği de bir duygu aktarım aracına dönüştürerek sahneyi devam ettirir ve izleyicisini bambaşka bir deneyime sürükler. Bu yaklaşımın, son yıllarda izlediğimiz örneklerinden belki de en güçlüsü Call Me by Your Name’in jeneriğidir. Sorrentino’nun Loro’sunun da oldukça güçlü bir kapanışa sahip olduğunu hatırlatmak gerek.

Filmin Son Sahnesini Düşünmek İçin Ne Kadar Vaktimiz Var?

Filmlerin, dizilerin sonu izleme deneyimi üzerinde böylesi etkin bir güce sahipken son dönemde özellikle Netflix aracılığıyla alışmaya başladığımız bir kullanım biçimi de var. Bir bölümden diğerine geçerken yalnızca beş saniyenin olması ya da filmin jeneriğinin ekranın sol köşesinde küçülmesi ve yeni bir önerinin bütün şatafatıyla izleyicinin önüne gelmesi hızlıca tüketmenin bir diğer versiyonu. İzleyiciye ne izlediği üzerine düşünme fırsatı bile bırakmayan bir sistemin içerisinde sinema salonlarındaki film izleme deneyiminin de pek farklı olduğu söylenemez. Filmin son sahnesini izlemeye çalışırken diğer seyircilerin hızlıca salondan ayrılmaya çalışması ne yazık ki film ile kurulan biricik bağın tekrar tekrar baltalanmasına sebep olur. Ne yazık ki gerçekliğe dönüş yapmak her izleyici için beş saniye sürmeyebilir. Filmin en büyülü anlarından biri olan son sahne, gücünü her zaman koruyacaktır, çünkü bazı filmler salonda bitse de dışarıda bizimle kalmaya devam eder.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi