Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali‘nde gerçekleştiren Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında – At Eternity’s Gate, sanat tarihine yön veren ressam Vincent van Gogh‘un hayatının son günlerini perdeye yansıtıyor. Lakin yönetmen Julian Schnabel’ın yapmak istediği sıradan bir biyografi çekmek yerine, böylesine önemli bir sanatçının zihninin sinematik karşılığını bulmak. Öyle ki, filmin her teknik ögesi bu amaca hizmet edecek şekilde kurgulanmış. Bu da Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında filminin, son dönemin en özgün filmlerinden biri olması sonucunu doğuruyor. Bu hafta sinemada Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında izlemek için 10 sebebi derledik.

Bu Hafta Sinemada Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında İzlemek İçin 10 Sebep!

Julian Schnabel

Julian Schnabel, tabiri caizse az ama öz film çeken bir yönetmen. İlk filminde New Yorklu sokak sanatçısı Basquiat’nın hikâyesini anlatan yönetmen daha sonra Kübalı yazar Reinaldo Arenas’a odaklanan Before Night Falls’u sinemaseverlere sunmuştu. Bu iki yapımla biyografi türündeki yetkinliğini kanıtlayan Schnabel, 2007 yılında Le scaphandre et le papillon’la en bilinen filmine imza atmıştı. Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen bu yapım, aynı zamanda Schnabel’a En İyi Yönetmen dalında Oscar adaylığı da getirmişti. Kariyerine iki başarılı biyografiyle başlayan böylesi bir yönetmenin Vincent van Gogh gibi bir sanatçının son günlerine odaklanan bir film yapması oldukça heyecan verici bir durum.

Willem Dafoe

Willem Dafoe’nun Vincent van Gogh’a hayat vermesi, ressamın 37 yaşında ölmüş olması ancak Willem Dafoe’nun 63 yaşında olması noktasından bir hayli tartışılsa da, filmi izleyen büyük bir çoğunluğun hemfikir olacağı nokta Dafoe’nun Van Gogh’a dönüşümünü tamamlamış olduğudur. Bu yıl En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde Oscar’a aday gösterilen Dafoe, etkileyici bir Van Gogh portresi çiziyor. Filme hazırlık sürecinde resim dersleri alan Dafoe, van Gogh üzerine kitaplar da okuyarak hissiyatını güçlendirmenin peşinden gitmiş ve filmde bir çift ayakkabıyı model alarak eş zamanlı çizdiği resim aracılığıyla da kendisini oldukça özgüvenli hissedebilmiş. Willem Dafoe’nun, van Gogh rolüyle, Venedik Film Festivali’nden En İyi Erkek Oyuncu kategorisinden ödülle döndüğünü de belirtelim.

Van Gogh’un Temas Ettiği İnsanlar ve Mekânlar

Film; Arles, Auvers-Sur-Oise ve Saint-Paul de Mausole gibi Vincent van Gogh’un son yıllarını geçirdiği bölgelerde çekilmesiyle mekânların hem oyunculuklara dokunmasını sağlıyor hem de kurulan görselliği Van Gogh’un bakışına yaklaştırıyor. Van Gogh ve Oscar Isaac’in canlandırdığı Gauguin arasındaki arkadaşlığa da değinen film Gauguin’in resimlerini daha çok içeride, kendi hayal gücünü kullanarak yapmaya inanmasına Van Gogh’un ise doğada objesine bakarak resimlerini çiziyor olmasına da değinerek ikili arasında bu bağlamlarda yaşanan tartışmaları da gözler önüne seriyor. İlerleyen zamanlarda van Gogh’un ruhsal durumundan kaygılanan Gauguin’in, ressamın yanından ayrılmaya karar vermesine ve van Gogh’un kulağını kesmesini de detaylandıran film, o dönemin gerçekliğini büyük oranda yeniden yaratmayı başarıyor.

Jean-Claude Carrière

Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında’nın senaryosunda yönetmen Julian Schnabel ve Louise Kugelberg ile birlikte Jean-Claude Carrière’nin imzası bulunuyor. Carrière, Luis Buñuel’den Volker Schlöndorff’e, Louis Malle’den Andrzej Wajda’ya sinema tarihinin çok önemli yönetmenleriyle çalışmış bir senarist. Dolayısıyla kendisinin yazdığı senaryolara getirdiği yenilikçi üslup ve yaratıcı dokunuşlarla başyapıt seviyesindeki birçok filme önemli katkılar yaptığını söyleyebiliriz. Usta senaristin dokunuşu Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında’da kendini fazlasıyla hissettiriyor. Kelimelere fazla başvurmayan, oldukça ekonomik diyebileceğimiz bir senaryoya sahip olan film, bu hâliyle klasik sanatçı biyografilerinden de kolaylıkla ayrılıyor.

Filmin, İzleyiciyi Van Gogh’un Zihnine Davet Eden Sinematografisi

Julian Schnabel’in yönettiği filmin görüntü yönetmenliğini, 20 yılı aşkın bir süredir ressamlıkla da uğraşan Benoît Delhomme üstlendi. Vincent van Gogh’un zihninin derinliklerini, dünyayı algılayış biçimini perdeye yansıtmak isteyen ikilinin bu konuda tekrar tekrar vurgulanması gereken bir başarı elde ettiklerini belirtmek gerek. Van Gogh’un sanatıyla paralel bir biçimde sarı tonlarının yoğun olduğu anlatıda git gide çarpıklaşan bir zihninin yansımalarını görmek mümkün. Zaman zaman van Gogh’un da içinde olduğu dünya bu hâliyle yansıtılırken zaman zaman da filmi ressamın kendi gözünden izleriz. Van Gogh’u tanımaya başladığımız ilk sahnelerde görece alışıldık bir anlatı sunan filmde, bir süre sonra değişen yapı aracılığıyla, Van Gogh’un zihnine ancak onu tanıyarak girebileceğimizin hissi verilir. O noktadan sonra van Gogh’u tanımak, zihninin içine girmek, içine düştüğü çıkmazları sezmek kıymetli bir deneyime dönüşür. Kısaca, Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında, yalnızca bu etkisiyle bile izlenmesi gereken bir film.

Van Gogh’un Son Yıllarına Etkileyici Bir Bakış

Van Gogh, bilindiği üzere son derece fırtınalı bir hayat yaşamış bir sanatçı. Bu 37 yıllık kısa hayatın son günleri ise daha da çarpıcı olayların yaşandığı bir döneme denk düşüyor. Yakın arkadaşı Gauguin’in kazandığı başarı sonrasında Paris’e gitmeye karar vermesi, sanatçının içinde bulunduğu gelgitli ruh hâlini daha da zorlaştırıyor. Film, bu zor günlerin nabzını tutmak konusunda çok iyi bir iş çıkarıyor. Hem duygusal hem de psikolojik anlamda yaşanılan her kırılmayı, yönetmenin başarılı rejisiyle seyirciye geçirmeyi başarıyor Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında.

Sinemada Yeni Bir Van Gogh Temsili

Vincente Minelli ve George Cukor, Robert Altman, Maurice Pialat gibi çok farklı tarzlara sahip yönetmenler… Klasik Hollywood dönemi, Hollywood’un 1970’lerle birlikte kazandığı yeni ve genç üslup, Avrupa sanat sineması gibi farklı sinema dilleri… Vincent van Gogh, gerek sanat tarihinde tuttuğu yer gerekse dramatik yönü çok yoğun olan hayat hikâyesiyle birçok kez sinemaya konu olmuş ve çok farklı biçimlerde beyazperdede kendine yer bulmuştur. Ressamın hayatına farklı açılardan bakan bu filmlerin bildiğimiz van Gogh imajının oluşmasında çok etkili olduğu muhakkak. Fakat Julian Schnabel’ın, Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında’da ressama attığı bakış, daha önce sinema perdesinde görmeye alışık olmadığımız türden. Zira yönetmen seyirciyi sanat tarihinin en önemli isimlerinden birinin, çalkantılı zihninin içini ve dış dünyayı nasıl yorumladığını görmeye davet ediyor.

İşlevsel Müzik Kullanımı

Görüntü yönetiminden başlayarak her unsurunun yönetmenin yapmak istediği şeye, yani van Gogh’un zihniyle seyirciyi buluşturma girişimine hizmet edecek şekilde kullanılması filmin en başarılı özelliklerinden biri kesinlikle. Bu noktadan baktığımızda filmdeki müzik kullanımı için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Tatiana Lisovkaia imzalı müzikler, filmin oldukça dingin olan ses bandını domine etmek yerine, yerinde dokunuşlarla filmin seyir zevkine ve yaratılmak istenen duyguya güçlü katkılar yapıyor. Perdede van Gogh’un zihnin yansıması biçiminde yer alan görüntüler, işlevsel müzik kullanımıyla daha etkili hâle geliyor.

Ressam Biyografileri Geleneği

Sinema doğası gereği kendinden önce gelen, diğer sanat dallarına çok şey borçludur. Resim de bu sanat dallarından biri elbet. Lakin sinema ve resim sanatının yolları sadece teknik anlamda kesişmiyor diyebiliriz. Sinema, sanat tarihine yön vermiş sanatçıların, özellikle de ressamların ilgi çekici, zorlukla mücadele ettikleri hayatlarına kayıtsız kalamamıştır. Bu bağlamda sinema tarihinde çekilmiş birçok ressam biyografisine rastlayabiliyoruz. Frida’dan Rembrandt’a birçok önemli ressamın hayatlarını konu alan bu filmlerin kendi içlerinde bir gelenek yarattığından, bu dehaların içinde yaşadıkları zamanın sınırlarını aşan bu sanatçıların hayatlarının sinemaseverler açısından da her daim bir cazibe noktası olduğundan söz edebiliriz. Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında ise bu geleneğin yeni ve son derece özgün bir halkasını oluşturuyor.

Filmden Yayınlanan Etkileyici Fragman

“Julian Schnabel’in yönettiği ve Willem Dafoe, Rupert Friend, Oscar Isaac ile Mads Mikkelsen’in oynadığı Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında – At Eternity’s Gate, 15 Şubat‘ta Başka Sinema dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarılıyor. Film, Willem Dafoe’nun canlandırdığı ünlü ressam Vincent van Gogh’un Arles’teki son zamanlarını konu ediyor. Ülkemizde geçen sene gösterilen Loving Vincent filminde büyük bir kitleye ulaşan Van Gogh, bu filmde hayatının bilinmeyenleriyle seyirciyle buluşuyor. Yönetmen koltuğunda ise Kelebek ve Dalgıç (The Diving Bell And The Butterfly) filminden tanıdığımız Julian Schnabel oturuyor.” 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi