Kariyerinde ilk kez yapımcılık yapmasının yanı sıra başrolde yer aldığı I, Tonya ile alışılmış karakterlerinin dışına çıkan Margot Robbie, bu filmdeki performansıyla Oscar adaylığı elde etmişti. Daha ilk kez yapımcılık koltuğuna oturduğu bağımsızla bu denli başarılı olmuş oyuncu, bu yıl içerisinde bir başka bağımsız filmle karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Margot Robbie’nin ikinci kez yapımcı koltuğuna oturduğu Terminal‘ın yönetmenliğini daha önce World War Z, The Fifth Estate ve In the Heart of the Sea gibi filmlerde yardımcı yönetmenliği üstlenmiş olan Vaughn Stein yapıyor.

Renkli, hareketli Las Vegas ve Manhattan arka sokaklarını hatırlatan, anonim bir şehrin devasa tren garında, “Hattın Sonu” adlı bir restoranda çalışan Annie (Margot Robbie), restoranın meraklı ama bir o kadar da gizemli garsonudur. İki kiralık katil, sıradaki görevleri için haber beklerken Annie’nin mekânını uğrak yer olarak seçmişlerdir. Fakat bilmedikleri bir şey vardır: Annie zarif ve göz alıcı kırmızı mantosunu giyip ortadan kaybolduğunda, bir şeyler dönüyor demektir!

Terminal’ın haklarını Fabula Films satın aldı ve merakla beklediğimiz film, Bir Film’in dağıtımcılığında 13 Temmuz‘da sinemalarda olacak. Biz de vizyona girmesine az bir zaman kala bu hafta sinemada Terminal izlemek için duymak isteyebileceğiniz 10 sebebi sizler için derledik.

Bu Hafta Sinemada Terminal İzlemek İçin 10 Sebep!

Neon Işık Kullanımı ve Çarpıcı Sinematografi

Görüntü yönetmenliğinde, London to Brighton (2006), Eden Lake (2008), The Cottage (2008) filmlerinde de görüntü yönetmenliği yapan Christopher Ross’un imzasını gördüğümüz Terminal, kurguladığı evreni en iyi biçimde yansıtan görüntü tercihleriyle çarpıcı bir görselliğe imza atıyor. Karanlık bir dünyanın izlerini sürdüğümüz filmin göz alıcı neon renkleri akıllara son dönemlerde neon ışık kullanımıyla aklımızı başımızdan alan Neon Demon’ı hatırlatıyor. Striptiz kulüplerinden yer altı dünyasına, yanıp sönen göz alıcı ışıkların ön plana çıktığı Terminal, bu yazın görsel yanı güçlü filmlerinden biri.

Margot Robbie

Başrolde yer aldığı I, Tonya ile alışılageldik karakterlerinin dışına çıkan ve Tonya Harding’in hayatının bol skandallı dönemini canlandıran Margot Robbie, bu filmdeki performansıyla oldukça ses getirmiş ve Oscar adaylığı elde etmişti. I, Tonya’nın aynı zamanda yapımcılığını da üstlenen Robbie’nin ilk bağımsızıyla oldukça başarılı bir imaj çizmesinin ardından oyuncu, Terminal ile ikinci kez yapımcı koltuğuna oturdu. Terminal’in başrolünü de üstlenen Margot Robbie’nin, I, Tonya’dan sonra bu kez güzelliğiyle ve tehlikeli yanıyla daha fazla ön plana çıktığı bir hikâye izliyoruz.

Neo-Noir Bir Anlatı

1940 ve 50’lerin kara filmlerinden belirgin izler taşıyan ancak yenilenmiş konuları ve görselliği bünyesinde barındıran neo noir filmler, etkileyici kurgusal dünyaların izlerini taşır. Femme fatale bir karakteri canlandırdığını söyleyebileceğimiz Margot Robbie, Terminal ile, güzelliğinin ve seksiliğinin yanı sıra zekasının da farkında olan ve ana akım sinema tarafından “tehlikeli” olarak tanımlanan bir karakter tasviriyle karşımıza çıkıyor. Cinselliğin ve şiddetin iç içe geçtiği Terminal’i bu açıdan neo noir bir anlatı olarak tanımlamak mümkün.

Simon Pegg

Terminal’i, I, Tonya’nın ardından bu kez de bir femme fetale olarak etkileyici bir performans gösteren Margot Robbie’nin sürüklediği aşikâr. Ancak Robbie ile birlikte Simon Pegg’in de filmin olumlu yanlarından birisi olduğunu söylemek mümkün. Sahnelerinin pek çoğunu Robbie’nin canlandırdığı Annie karakteriyle paylaşan Pegg, son günlerini yaşayan İngilizce öğretmeni Bill rolünde oldukça başarılı. Robbie ile başarılı bir kimya yakalamasıyla da dikkat çeken İngiliz oyuncu, Vaughn Stein imzalı filmde ölmekte olan bir adamın hayata olan inancını kaybetmiş ama bir o kadar da gururlu hâlini, kendine has tarzıyla yansıtıyor.

İngiliz Sinemasının Özgün Mizahı

Genellikle İngiliz oyunculardan kurulu oyuncu kadrosunun da etkisiyle Terminal, İngiliz sinemasının kendine özgü mizah ögelerine göz kırpıyor yer yer. Simon Pegg’in komedi oyunculuğuna olan doğal yeteneğinin yanı sıra Harry Potter serisinden tanıdığımız Matthew Lewis ve This is England’dan tanıdığımız Thomas Turgoose’un da etkisiyle filmde, Guy Ritchie sinemasını anımsatan komedi ögeleri görmek mümkün. Özellikle Lewis’in canlandırdığı Lenny ile Turgoose’un canlandırdığı Raymond’ın gar çıkışındaki iki sahnesi filmin en güzel yerleri olup çıkıyor.

Diyalogların Arasına Gizlenmiş Detaylar

Terminal, gizemini neredeyse son sahneye dek koruyan bir film. Margot Robbie’nin canlandırdığı Annie’nin farklı kollardan ilerleyen hikâyesi, filmin sonuna dek sırrını koruyor yani. Ancak son sahnede, özellikle de Annie ile Simon Pegg’in canlandırdığı Bill arasındaki uzun diyalogların oldukça önemli ipuçları içerdiği ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Terminal’i izlerken araya sıkışmış ufak ayrıntıları dört gözle takip etmek gerekiyor. Böylece filmin sonundaki puzzle parçalarını birleştirmek oldukça keyifli bir hâl alıyor.

Kostüm ve Prodüksiyon Tasarımı

Terminal, tam anlamıyla göze hitap eden bir film. Yukarıda bahsettiğimiz üzere neon ışık kullanımı ve çarpıcı sinematografi, filmi izlerken gözlerinizin bayram etmesini sağlıyor adeta. Ancak bu noktada filmin kostüm ve prodüksiyon tasarımını da es geçmemek gerekiyor. Julian Day’in özellikle kılıktan kılığa giren Margot Robbie’nin kostüm tasarımındaki başarısı ve Richard Bullock’un filmin tekinsiz ve karanlık tarzını yansıtan prodüksiyon tasarımı, Terminal’in neon ışıklarla bezenen sinematografisiyle birleşince ortaya keyifli bir seyirlik çıkarıyor.

Filmin Kurguladığı Sinematik Dünya

Sinopsiste belirtildiği üzere film, Las Vegas ve Manhattan’ı andıran bir şehirde yakın bir gelecekte geçiyor. Filmin geçtiği dünya ile ilgili başka bir detay ise yok elimizde. Genellikle ıssız bir tren garında geçen film, kısıtlı bir sürede de olsa şehrin başka yanlarını ziyaret ediyor etmesine fakat bu sıra dışı şehir hakkında daha fazla bilgi edinmek o kadar da kolay değil. İlk bakışta Blade Runner’a göz kırpan post apokaliptik bir yeri andıran bu şehir, gizemini asla kaybetmeyerek bir merak ögesi olmaya devam ediyor film boyunca.

Filmin DC Evreniyle Olan Sıra Dışı Bağı

DC Genişletilmiş Evreni kapsamında çekilen Suicide Squad’da rol alan Margot Robbie’nin yine sıra dışı bir karakteri canlandırdığı Terminal’deki performansının yer yer Harley Quinn karakterini andırdığını söylemek mümkün. Ancak ilginçtir ki Terminal, DC çizgi romanlarından uyarlanan filmlerle bu küçük ayrıntıdan daha fazla ortak yön taşıyor. Örneğin Annie’nin ‘That is a very poor choice of words.‘ repliği akla hemen Heath Ledger’ın Joker’inin The Dark Knight’taki ‘Very poor choice of words.‘ repliğini getiriyor. Yanı sıra filmin bir yerinde bir intihar şeklini detaylı şekilde anlatan Annie’nin, Joker’in yine The Dark Knight’taki bir cinayet sekansını birebir tasvir ediyor oluşu bir başka ilginç detay. Terminal’de Alfred isimli karaktere hayat veren Max Irons’ın babası Jeremy Irons’ın da DC Genişletilmiş Evreni’nde Alfred’e hayat veriyor oluşu da cabası.

Filmden Yayınlanan Etkileyici Fragman

“Oscar ve Altın Küre adayı Margot Robbie (The Wolf of Wall Street, Suicide Squad, I, Tonya) yine büyüleyici bir performansla izleyici karşısına çıkıyor. Ama bu kez tam bir femme fatale olarak! Renkli, hareketli Las Vegas ve Manhattan arka sokaklarını hatırlatan, anonim bir şehir… Şehrin devasa tren garında, “Hattın Sonu” adlı bir restoran… Annie (Margot Robbie) restoranın meraklı ama bir o kadar da gizemli garsonudur. İki kiralık katil, sıradaki görevleri için haber beklerken Annie’nin mekânını uğrak yer olarak seçmişlerdir. Fakat bilmedikleri bir şey vardır: Annie zarif ve göz alıcı kırmızı mantosunu giyip ortadan kaybolduğunda, bir şeyler dönüyor demektir! Margot Robbie’nin yapımcılığını da üstlendiği stilize intikam hikâyesinin başrollerinde, başarılı oyuncuya Emmy ödüllü Mike Myers ve BAFTA adayı Simon Pegg eşlik ediyor.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi