Florence Pugh ve Jack Reynor oyuncu kadrosunda yer aldığı, Ari Aster’in hem senaryosunu kaleme aldığı hem de yönettiği Ritüel – Midsommar, yaşadığı ciddi travmanın sonrasında erkek arkadaşı Christian’la sorunlu ilişkilerini devam ettirmeye çalışan Dani’nin bir grup arkadaşıyla İsveç’te bir komünü ziyaret edip 90 yılda bir yapılan özel bir ayine katılma sürecini konu ediniyor. Böylesi bir anlatı ortaya koyarken bir yandan da korku duygusunun kökenlerine kadar uzanan derinlikli bir yapı kuran film, eleştirmenler tarafından bu yılın en heyecan verici filmlerinden biri olarak nitelendiriliyor. İlk uzun metrajı Hereditary ile adını geniş kitlelere duyuran Ari Aster, özellikle Hollywood’un üretim sorunu yaşadığı ve peş peşe benzer türlerde ve hikâye yapısında filmlerin çekildiği bir dönemde son derece yaratıcı ve görkemli sinema dili ile hikâye anlatmaya devam ediyor. Bu hafta sinemada Ritüel izlemek için 10 sebebi derledik.

Bu Hafta Sinemada Ritüel İzlemek İçin 10 Sebep

Yönetmen Ari Aster

Geçtiğimiz yılın janradan bağımsız olarak en önemli filmlerinden biri olan Ayin – Hereditary ile adını geniş kitlelere duyurmuştu Ari Aster. Hereditary yönetmenin ilk uzun metrajı olmasına rağmen Aster bu yapımdan önce bir dizi kısa filme imza etmiş ve bu yapımlar sayesinde özellikle tür sineması takipçilerinin dikkatini çekmişti. Zira yönetmenin kısa filmi de tıpkı Hereditary gibi aile kurumunun dinamiklerine odaklanırken korku sinemasının konvansiyonlarını oldukça başarılı bir şekilde kullanıyordu. Buradan hareketle söyleyebiliriz ki Ari Aster kısa filmlerinden bu yana korku sinemasının en heyecan verici yönetmenlerinden biri. Onun son eseri Midsommar da bu pozisyonun altını fazlasıyla doldurabilecek düzeyde bir yönetmenlik becerisi içeriyor.

Florence Pugh’nun Etkileyici Performansı

1996 doğumlu Florence Pugh için yeni jenerasyonun en heyecan verici oyuncularından biri dersek abartmış olmayız. Maisie Williams’la başrolünü paylaştığı The Falling ile ilk kez sinema perdesinde görünen İngiliz oyuncu, bir sonraki filmi Lady Macbeth’de son derece tutarlı ve olgun bir performans sergilemişti ki başarısı başta Britanya Bağımsız Film Ödülleri olmak üzere birçok kurum ve festival tarafından da ödüllerle tescillendi. Midsommar’da ailesini kaybetmenin yarattığı travmayla yüzleşirken bir yandan da erkek arkadaşıyla sorunlar yaşayan Dani’ye hayat veren Florence Pugh, karakterin hem travmatik durumunu hem de katıldıkları komünün etkisiyle yaşadığı dönüşümünü yansıtma noktasında göz alıcı bir iş çıkarıyor.

Gerçekçi Bir İlişki Draması

Midsommar, her ne kadar korku türüne yakın bir film olsa da temelinde güçlü bir ilişki draması da barındırıyor. Aile fertleriyle arasında birtakım sorunlar yaşayan Dani’nin bu süreçte erkek arkadaşı Christian’dan beklediği desteği görüp görememesi üzerine temellenen bir anlatı kuran film, çiftin İsveç’teki ritüeller esnasında dehşet verici olaylarla karşı karşı kalmaları durumunda da bu temelden hiç uzaklaşmıyor. Aslında Midsommar’ın yarattığı korku duygusu da büyük ölçüde çiftin yaşadığı gelgitler üzerinden şekilleniyor. Böylesine güçlü bir dramatik yapıya sahip olması filmi, türün örnekleri arasında ciddi oranda öne çıkaran etkenlerden biri.

Çarpıcı Mekân Kurulumu ve Prodüksiyon Tasarımı

Filmin büyük bir bölümü, Dani ve Christian çiftinin arkadaşlarıyla gittiği ve anlatının lokomotifi konumundaki ritüellere tanıklık edip katıldıkları, izole bir İsveç köyünde geçiyor. Bu köydeki her unsurun son derece detaylı bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Köydeki yapılar, başta çiçekten yapılmış taçlar olmak üzere ritüellerde kullanılan objeler, duvarlardaki çizimler, öylesine özenli bir şekilde yaratılmış ki tüm bu unsurlar seyircinin duyularının filmdeki karakterlere paralel şekilde domine ederek anlatının etkileyicilik düzeyine katkı yapıyor.

Karakterin Zihninden Film Evrenine Dalış

Dani ve arkadaşlarının olayların geçtiği köye gelmelerinin ardından, köyün sakinleri onlara ritüellerin ilk adımı olarak halisünatif bir madde veriyorlar. Bu maddenin etkisiyle Dani’nin bilincinde çeşitli dalgalanmalar oluyor. Bunlar bazen karakterin doğa ile hemhâl olduğuna dair halisünayonlar iken bazen de görüntülerinden deforme olması üzerinden karakterin zihninde yaşanan dönüşümlerin bir yansıması olarak görselleştiriliyor yönetmen Ari Aster tarafından. Fakat şu kesin ki, filmde bu dönüşümler yaşandıkça anlatı Dani’nin zihnindekilerle paralel bir hâl alıyor.

Masalsı Anlatı

Midsommar’ın anlatısal anlamda çok zengin bir yapıya sahip olmasının temelinde, filme birçok detayın yerleştirilmiş olması da yer alıyor. Karakter isimlerinden, filmdeki ritüellere kadar sayısız detay üzerine kurulan anlatı, özellikle ayı figürü üzerinden masalsı bir ton da kazanıyor. İlk olarak Dani’nin odasında yatağının hemen üzerinde yer alan İsveçli sanatçı John Bauer’in imzasını taşıyan ve başında taç olan küçük bir kızın fiziksel olarak kendinden çok daha büyük bir ayıyı öptüğünü gördüğümüz bu tablo, daha sonra karşımıza çıkan ayı figürleriyle de birlikte düşünülünce bu masalsı yapı daha da sağlam temellere oturuyor. Ayrıca yönetmen Ari Aster’ın da filminin Dani’nin perspektifinde anlatılan bir masal olarak değerlendirilebileceğini de birçok kez ifade ettiğini belirtelim.

Atmosferik Ses Tasarımı

Yönetmen Ari Aster’in filmde yarattığı tekinsiz atmosfer büyük ölçüde görsel tercihlere bağlıymış gibi görünse de ses tasarımının da bu doğrultudaki katkısını göz ardı etmek ciddi anlamda haksızlık olacaktır. Zira filmin anlatısı boyunca devreye giren ses tasarımı filmin atmosferini daha da boğucu hâle getirme noktasında ciddi bir katkı yapıyor. Bu durum da Midsommar’ın en ögesi ince ince dokunmuş bir sanat eseri olduğunu daha da görünür kılıyor.

Korku Sinemasına Getirdiği Yeni Soluk

Korku sineması denince belki de akla ilk gelen şey karanlıktır. Bu karanlıktan gelecek tehdidin belirsizliği de korku duygusunun yaratılmasında önemli bir rol oynar. Ari Aster’ın korku konvasiyonlarına daha yakın duran ilk uzun metrajı Hereditary’nın büyük ölçüde karanlık bir atmosfere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Fakat yönetmen sonraki filmi olan Midsommar’da bunun tam tersi tercihlerde bulunarak, tamamen aydınlık bir dünya yaratıyor. Bunda anlatının geçtiği bölgenin coğrafi özellikleri de etkili elbet ama Aster bu özellikleri tamamen kurmak istediği yapısının lehine kullanmayı başarıyor. Bu bağlamda Midsommar’ın, güneş ışığının neredeyse göz alıcı olduğu bir bölgede geçen bir gündüz kabusuna dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Folk Horror Mirasına Yaptığı Katkı

Korku janrının bir alt türü olduğunu söyleyebileceğimiz folk horror‘ın kökeni itibarıyla temelde çok belirgin unsurlara dayandığını söyleyebiliriz. Bu unsurların başında da şüphesiz farklı toplumların forklorik özellikleri ve bu özellikler üzerine inşa edilmiş pratikleri ve ritüelleri geliyor şüphesiz. Ben Wheatley imzalı Ölüm Listesi – Kill List ve A Field in England ya da Robert Eggers’ın yönettiği The Witch gibi daha güncel örneklerin yanından bu alt türün geçmişi sessiz İskandinav sinemasına kadar uzanıyor. Witchfinder General, Blood on Satan’s Claw ve Gizemli Ada – The Wicker Man gibi yapımları da bu alt türün en güzide örnekleri arasında sayabiliriz. Midsommar da kökenini İskandinav geleneklerinden alarak ve anlatısına son derece güç bir dramatik yapı da yedirerek folk horror geleneğine sinema tarihine geçecek bir katkı yapıyor.

Filmden Yayınlanan Etkileyici Fragman

 

Genç bir Amerikalı çift Dani ve Christian, üniversite arkadaşlarıyla birlikte, geleneksel Midsommar festivaline katılmak üzere İsveç’in bir köyüne tatile giderler. Ayrılmak üzere olan çift, bu çılgın tatili ilişkileri için son bir şans olarak görür. Zamanla, huzurlu ve yemyeşil bir cennete benzeyen bu yerde, yerel kutlamaların ve pagan ritüellerin göründüğü kadar masum olmadığını anlarlar. 90 yılda bir gerçekleşen gizli bir ayin, onları kaçışı olmayan bir korku labirentinin içine çekecektir.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi