Sundance ve San Sebastián gibi önemli film festivallerinden ödülle dönen, Kolombiya’nın Oscar adayı Monos, yılın en çok konuşulan filmlerinden biri. Alejandro Landes’in henüz üçüncü yönetmenlik denemesinde birçok izleyiciyi kendisine hayran bıraktığı film, birçokları tarafından “masal dünyasında geçen bir kâbus”, “günümüzün Sineklerin Tanrısı” gibi tanımlamalarla anılıyor. Güney Amerika’nın aman vermez coğrafyasında geçen film, Amerikalı bir kadını rehin tutan ergen yaştaki bir grup gerillanın hikâyesine odaklanıyor. Sürpriz bir baskın ve yaşanan acı kayıplarla kamptaki dünyadan uzak görece huzurlu günleri sona eren grup üyeleri, kendilerini bir anda ormanın derinliklerinde ölüm kalım savaşı verirken bulur. Bu hafta sinemada yılın en heyecan verici sinema olaylarından Monos’u izlemek için 10 sebebi derledik.

Bu Hafta Sinemada Monos İzlemek İçin 10 Sebep

Yönetmen Alejandro Landes

Brezilyalı Alejandro Landes’in kariyerinin başında, 2007 yılında çektiği belgesel Cocalero, dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yaparak dikkatleri yönetmenin üzerine çekmişti. Landes, ikinci yönetmenlik deneyiminde ise kurmaca bir film olan Porfirio’ya imza attı. İlk kez Cannes Film Festivali’nde seyircilerle buluşan yapım yönetmenini de gelecek vadeden sinemacılar arasına soktu. Monos ise Landes’in beklenen patlamayı yaptığı film olarak yorumlanabilir. Bu senenin başında gerçekleşen ilk gösteriminden bu yana yılın en çok konuşulan filmlerinden biri olan Monos, içerdiği reji becerileri sayesinde Alejandro Landes’in adını önümüzdeki dönemde çok daha sık duyacağımıza dair önemli doneler sunuyor.

Filmin Festival Yolculuğu

Monos, dünya prömiyerini bu yılın Ocak ayı içinde Sundance Film Festivali’nde yapmış ve festivalde Dünya Sineması bölümünde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülmüştür. Film, festival yolculuğuna bu heyecan verici başlangıcın ardından aynı hızla devam etti. Sundance’in ardından Berlin Film Festivali’ne konuk olan Monos, birçok önemli festivalde yer aldıktan sonra da San Sebastián Film Festivali’nde en iyi film seçildi. Monos’un Türkiye galası ise 18. Filmekimi kapsamında gerçekleşmiş, seyirciler filme büyük ilgi göstermişlerdi.

Kolombiya’nın Oscar Aday Adayı Olması

Son derece başarılı bir festival yolculuğu geçiren Monos, bunun sonucu olarak Kolombiya’nın bu yılki Oscar aday adayı seçildi. Adı bu yıl En İyi Uluslarası Film Oscarı olarak değiştirilen kategoride diğer ülkelerin aday adayları ile son beş film arasına girerek, ödüle aday olabilmek için yarışacak Monos’un şu ana kadar kazandığı ödüller ve yarattı etkiyi düşünürsek bu konuda iddialı yapımlardan birisi olduğunu söyleyebiliriz.

Başyapıt Seviyesindeki Eserlere Benzerliği

Medeniyetten uzak bir yerde, bir örgütün mensubu olmak üzere yetiştirilen gençlerin yaşadıklarına odaklanan Monos, konusu, olayların geçtiği coğrafya ve ele aldığı konuya yaklaşımıyla sinema ve edebiyat tarihine damgasına vurmuş iki yapıtı, Sineklerin Tanrısı ve Kıyamet – Apocalypse Now‘ı akıllara getiren bir yapıya sahip. Monos, 1963 ve 1990 yıllarından iki kez beyazperdeye uyarlanan William Golding imzalı Sineklerin Tanrısı’nın serbest bir uyarlaması olarak da ele alınabilir. Zira bir kaza sonucu ıssız bir adada maruz kalmasınının devamında olayların kontrolden çıkmasını anlatan romanın anlatısı ile Monos’un olay olay örgüsü birçok noktada birbirlerine benzerlik gösteriyor. Filmin, Francis Ford Coppola’nın başyapıtlarından Kıyamet’e benzerliği de oldukça çarpıcı. Vietman Savaşı sırasında Amerikan devletinin ideal ve yönetemlerine meydan okuyarak kendi “medeniyetini” inşa eden Kurtz’un yarattığı komünite ile Monos’un merkezindeki küçük birliği yaşadıkları arasında güçlü paralellikler var.

Dördüncü Duvarın Yıkıldığı Çarpıcı Final

İlk kez yazar ve filozof Denis Diderot tarafından ortaya atılmış kavram olan dördüncü duvar, 19. yüzyıl tiyatrosunda öne çıkan gerçekçilik akımıyla gelişen ve izleyicilerin sahneyi gördükleri hayali, gerçekte var olmayan duvar anlamına gelmektedir. Dördüncü duvarı yıkmak terimi ise, oyuncuların bu görünmez duvarı kırıp seyirci ile ektileşime girmelerini, seyircinin orada olduğunu fark edip sahnelenin kurgusal evrenin kalıplarını yıkmalarını işaret eder. Sinemada ise bu yöntem, yedinci sanatın ilk günlerinden bu yana kullanılagelmiştir. Filmdeki anlatının içeriğine bağlı olarak farklı anlamlar yaratan bu eylem, Monos’un finalinde de oldukça etkili bi biçimde kullanılarak, film boyunca inşa edilen kaos hâlinin sonuçlarıyla burun buruna getiriyor seyirciyi.

Oyuncu Wilson Salazar’ın Gerçek Kimliği

Filmde, gençlerden oluşan küçük birlikle Organizasyon olarak anılan örgüt arasında bir tür haberci ya da ulak gibi görev yapan karaktere hayat veren oyuncu Wilson Salazar, 11 yaşından 24 yaşına kadar, açılımı Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri olan FARC’a mensup bir gerillaymış. Projeye ilk olarak danışman olarak dâhil olan Salazar, sonrasında yönetmen Landes tarafından oyunculuk yapmaya ikna edilmiş. Monos’un anlatısının merkezinde yer alan yapıya benzer bir örgütte bulunmuş olan Salazar’ın varlığı filmin anlatısını daha da ilgi çekici kılıyor.

Muazzam Ritim Duygusu

Monos’u tarif etmek için kullanılabilecek en net ifadelerden biri “kaosun adım adım tırmandığı bir film” olabilir. Bu hissiyatı yaratma konusunda yönetmen Landes, kelimenin tam anlamıyla kusursuz bir iş çıkarıyor. Dağın tepesindeki çocuklara ve parçası oldukları yapıya dair yavaş yavaş fikir sahibi olduğumuz, görece düşük tempolu açılış bloğundan itibaren filmin sunduğu kaos hissiyatı an be an yükseliyor ve işlerin kontrolden çıktığı noktaya vardığımızda oluşan duygu ve anlam, anlatının ritmiyle doğrudan alakalı. Şayet Monos, kaosu iliklerimize kadar duysamdığımız bir filmse, içerdiği ritim duygusun bu konudaki başarının en önemli etmenlerinden biri.

Çekimlerin Yapıldığı Doğal Alan

Monos’un önemli bir kısmını kapsayan dağ sahnelerinin çekimleri Kolombiya’nın başkenti Bogotá’dan yaklaşık dört saatlik bir mesafede olan Chingaza Ulusal Parkı’nda gerçekleştirilmiş. 4 bin metre yükselikte olan bu bölge karakterlerin içine hapsolduğu hiçbir yerin ortasında kalmışlık hissini yaratmasının yanından filme görsel anlamda da etkileyici bir katkı yapıyor. Lakin, elektriğin, temiz suyun, hatta sağlıklı bir ulaşım yolunun dahi bulunmadığı bu bölgede yapılan çekimler yapım ekibinin de oldukça zorlanmasına sebep olmuş.

Mica Levi İmzalı Tedirgin Edici Müzikler

Jonathan Glazer imzalı Under the Skin ve Pablo Larraín’in yönettiği Jackie için bestelediği müziklerle orijinal film müziği kavramına ezber bozan bir yorum getirmişti Mica Levi. Jackie’nin müzikleri ile Oscar adaylığı da kazanan Levi’nin besteleri Monos’ın kaotik ve tedirgin atmosferinin yaratılmasında kilit bir role sahip. Tekinsiz atmosferin bir an olsun dağılmadığı filmin ses bandını domine eden, bir tür vurmalı çalgı olan timpani, cam şişelere üflenerek elde edilen sesler ve synthesizer’ın harmanlanması sonucu yaratılan müzikler Monos’un sunduğu seyir keyfini fersah fersah yukarı çekiyor.

Filmin Etkileyici Fragmanı

“‘Masal dünyasında geçen bir kâbus’, ‘Kolombiya usulü Sineklerin Tanrısı’ denilen Monos’u, Guillermo del Toro da ‘güçlü, yeni bir yönetmenden büyüleyici bir film’ sözleriyle övüyor. Geçit vermeyen ormanın tehditkâr gölgeleri arasında, savaşçı lakapları takınmış sekiz çocuk asker, yaz kampını andıran bir yerde Amerikalı bir kadını rehin tutmaktadır. Sürpriz bir baskına uğrayınca çocukların görece huzurlu günleri sona erer ve birbirlerine duydukları güvenle bağlılıkları sarsılan grup, üslerinden ayrılarak ormanın derinliklerine sığınmak zorunda kalır. Kolombiya’nın Oscar adayı Monos, merkezine ideolojiden çok hormonlarının etkisi altındaki ergen kahramanları yerleştiren, her yönüyle alışılmadık, fantastik bir savaş ve hayatta kalma hikâyesi anlatıyor.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi