Dünya prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve birçok önemli film festivalini ziyaret eden Güzel Oğlum, bu hafta vizyona giriyor. Başrollerini Steve Carell ve Timothée Chalamet‘nin üstlendiği film özellikle ikilinin övgü toplayan performansları ile dikkat çekiyor. Call Me by Your Name ile ilk Oscar adaylığını kazanan Chalamet, Güzel Oğlum ile de bu yılki ödül sezonunda da adından söz ettirdi. The Misfortunates ve The Broken Circle Breakdown filmleriyle adını duyuran Felix van Groeningen‘in yönetmenliğini yaptığı Güzel Oğlum; bağımlılıkla mücadele eden bir ailenin yaşama tutunma hikâyesini, bir baba ile oğlu arasındaki ilişki üzerinden anlatıyor. Biz de bu hafta sinemada Güzel Oğlum filmini izlemek için 10 sebebi derledik.

Bu Hafta Sinemada Güzel Oğlum İzlemek İçin 10 Sebep!

Felix van Groeningen

Belçikalı Felix van Groeningen, son yılların öne çıkan yönetmenlerinden biri. Başarılı sinemacı daha önce 2010 yılında üçüncü uzun metrajlı filmi De helaasheid der dingen ile İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale kazanmıştı. Kariyerinin devamında çektiği The Broken Circle Breakdown ile Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylığı kazanan Felix van Groeningen, 2016 yapımı Belgica ile de Sundance Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülüne layık görülmüştü. Yönetmenin yeni filmi Güzel Oğlum ise onun daha geniş bir seyirci kitlesine hitap etmesiyle kariyerinin dönüm noktasına işaret ediyor diyebiliriz.

Steve Carell

Steve Carell, kariyerinin başında televizyonda sergilediği komedi performanslarıyla adını duyurmuş bir isim. Bu konuda aklımıza gelen ilk örnek de artık efsanevi mertebesine ulaşmış dizi The Office oluyor genellikle. Ama bugün gelinen noktada Steve Carell’ı sadece bir komedi oyuncusu olarak değerlendirmek korkunç bir hata olacaktır. Zira o canlandırdığı her karaktere kendinden çok şey katan, karakteri birkaç seviye yukarıya taşıma başarısı gösteren usta bir oyuncu. Performansıyla Oscar’a aday gösterildiği 2014 yapımı Foxcatcher ya da 2015 tarihli The Big Short bunun bariz örnekleri olarak dikkat çekiyor. Güzel Oğlum da Steve Carell’ın türlerden bağımsız olarak ne kadar büyük bir aktör olduğunu görebilmemiz için harika bir fırsat sunuyor.

Timothée Chalamet

Artık neredeyse her gün Timothée Chalamet’yi görüyoruz. Bunda sosyal medyanın da elbet bir miktar payı var ama bu durum, onun genç jenerasyonun önemli aktörlerinden birisi olduğu gerçeğini gölgelememeli. Luca Guadagnino’nun yönettiği, şimdiden modern klasik hâline gelen Call Me by Your Name’deki Elio karakterini canlandırırken yarattığı duygu yoğunluğu, onun oyunculuk yeteneklerini zaten sinemaseverlere göstermişti. Güzel Oğlum’daki bağımlı genç rolü de yetilerini sergileyebilmesi için Chalamet’ye büyük bir fırsat sunuyor, o da bu sorumluğunun altından başarıyla kalkıyor.

Baba-Oğul İlişkisi

Alkol, uyuşturucu gibi bağımlılıkları merkezine alan filmlerde genellikle filmi bağımlının gözünden izlemeye alışkınızdır. Bu, hayatı boyunca bağımlılıklarıyla mücadele eden ve durumundan rahatsız bir karakter olsa da ya da bağımlılığının tadını sonuna kadar çıkarırken kendi sonunu hazırlasa da bir şekilde karakterlerle özdeşlik kurmamızı ve onun tercihlerini anlamamızı sağlar. Güzel Oğlum filminde ise bu yapı, merkezde tutulan etkileyici bir baba-oğul ilişkisiyle daha ziyade bağımlılık problemi çeken bir oğlu olan babanın bu süreçte aldığı yaralar ve çalkantılara dönüşüyor. Oğlunun küçüklüğünden bu yana, onu gözünde erişilemez bir imgeye dönüştüren ve üzerine titreyen David, o günlerden bu yana yaşadığı burkulmaları oğluna sarılışlarında gizlemeye çalışıyor.

Bağımlılığa Aile Çerçevesinden Bir Bakış

Aile kurumu her ne kadar koşulsuz sevginin mutlak merkezi olarak anılsa da çocuk ve ebevenyleri arasında kurulan ilişkiye baktığımızda çocuk elbette sevilir ancak aile tarafından onaylanabilen bir çocuk daha çok sevilir. Nic Sheff, onaylanmanın çok dışında, 18 gibi erken bir yaşta uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele etmeye çalışan ve aslında bunu pek de kendisi için yapmayan bir birey. Bu çerçevede baba figürü tarafından bu denli korunması, koşulsuz, şartsız sevilmesi Beautiful Boy’un dramını en etkili kılan unsurlardan. Kronolojik bir sırayla izlediğimiz hikâyenin içerisine yerleştirilen flashback‘ler ise bugünü anlamamıza değil belki ama hissetmemize yardımcı olacak biçimde kullanılıyor. Çünkü Güzel Oğlum, anlamak değil hissetmek üzerine bir film. Anlatı, Steve Carell’ın canlandırdığı David Sheff’in ne hissettiğine o kadar odaklanıyor ki izleyicinin ne anlayacağı ile ilgilenmiyor ya da bunu müthiş dengeli bir biçimde sürdürebiliyor. Bir baba olarak David Sheff oğlunu ne kadar anlayabiliyorsa biz de o kadar anlayabiliyoruz. Hayatını ne kadar biliyorsa biz de o kadar biliyoruz. Nic kaybolduğunda perdeden de kayboluyor.

Duygu Yüklü Bir Uyarlama

2008 yılında basılan ve bir babanın, oğlunun bağımlılığı üzerinden yaşadıklarına odaklanan “Beautiful Boy: A Father’s Journey Through His Son’s Addiction” adlı kitaptan yola çıkılarak perdeye aktarılan Güzel Oğlum, anlatının derinleşebilmesi adına Nic Sheff’in geçirdiği süreci kaleme aldığı Tweak adlı otobiyografiden de besleniyor. Uyarıcı ve halüsinatif özelliği olan metamfetamin bağımlısı Nic Sheff’in rehebilitasyon sürecini, inişli çıkışlı hayatını, bu süreçte kaybettiklerini ve kazandıklarını merkezine alan ve prömiyerini gerçekleştirdiği Güzel Oğlum, Trainspotting ya da Requiem for a Dream gibi uyuşturucu kullanan karakteri merkezine almak yerine hikâyesini babanın mücadelesi ve vazgeçişleri üzerinden kuruyor. Filmin gerçek bir olaya dayanması sebebiyle daha da dokunaklı bir hâle geldiğini söylemek mümkün.

Etkileyici Bir Kurgu

Güçlü hikâyesi kadar yönetmenin bu hikâyeyi anlatmayı tercih ettiği biçim de oldukça çarpıcı. Felix Van Groeningen’in geçmiş ile şimdiyi bağlayış biçimi öylesine doğal ki, zihninde yer eden geçmişin imgelerini sık sık çağırması, bir babanın oğluyla ilgili tam olarak neyi özlediğinin bir göstergesi: sevilmek, kelimenin en saf hâliyle. Çocuğunun sevgisinin en yüksek ve en saf mertebesini tatmış ve onunla her zaman iyi ilişkiler kurmuş bir babanın gözlerinin önünde başka birine evrilen çocuğunun bu hâliyle yüzleşmesi elbette geçmişin alışılmış imgelerinin günümüze sirayet etmesine sebep oluyor. Bazen sesle bazense görsel olarak çağrılan bu anılar bir babanın yanındaki çocuğunu özlemesinin yapılabilecek en güzel temsillerinden biri belki de. Bu açıdan Beautiful Boy’un kurgusunun çok güçlü olduğunun altını çizmek gerek çünkü yapılan tercihler, görüntülerin anlattığının ötesine geçebilmeyi mümkün kılıyor. Filmin kurgusunun yedi ay sürdüğünü de eklemek gerek.

Sevginin Vazgeçebilme Hâli

Nic Sheff’in bağımlılık ve rehabilitasyon sürecini ele alan Güzel Oğlum, Nic’in babasıyla kurduğu/kuramadığı iletişimi ve güçlü sevgi bağını etkileyici bir biçimde perdeye yansıtırken çok sevmenin beraberinde vazgeçebilme gücünü de getirebildiğini kanıtlıyor. Defalarca uyuşturucudam kurtulmaya çalışan ancak her seferinde daha ciddi bir biçimde saplanan Nic’i babası David ancak tek başına bırakarak kurtarabileceğini idrak ediyor. Çünkü David, ne kadar Nic’in yanında olursa, Nic hata yapmakta ve arkasının toparlanmasında o derece vurdumduymaz davranabiliyor. Ne zamanki David, oğlunu büyük bir iç acısıyla yüz üstü bırakıyor Nic’in kurtuluşu da o noktada başlıyor. Elbette oğluna büyük bir hassasiyetle yaklaşan bir babanın onu zor zamanında bir başına bırakabilmesi güçlü bir irade gerektiriyor.

Filmin Anlatısına Eşlik Eden Müzikler

Aphex Twin, Nirvana, John Coltrane, David Bowie, Neil Young, Sigur Rós, Massive Attack, Mogwai… Güzel Oğlum’da kulağımıza gelen müzikleri düşündüğümüzde karşımıza görkemli ve çok farklı türlerin usta müzisyenlerinden oluşan bir liste çıkıyor. Fakat belki de tüm bu müzisyenlerin ortak noktası müziklerinin bir yerinde kırılgan bir ton olması. Bu ton, filmin anlatısının genel hissiyatıyla birleştiğinde oluşan etki daha da dokunaklı bir hâle geliyor.

Filmden Yayınlanan Etkileyici Afiş ve Fragman

“Yönetmen Felix Van Groeningen’in, David ve Nic Sheff isimli baba oğulun gerçek hayat öyküsünden
uyarladığı ve başrollerini ünlü oyuncular Steve Carell ve Timothée Chalamet’in paylaştığı Güzel Oğlum – Beautiful Boy, oğullarının uyuşturucu bağımlılığıyla yıllarca mücadele eden bir ailenin yürek burkan ama yine de umut dolu hikâyesini anlatıyor.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi