Prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan, Leningrad’da Brejnev rejimi üzerinden muhalif yazar Sergei Dovlatov’un hayatını anlatan Dovlatov, nihayet vizyonda. Bu yıl 15-25 Şubat tarihleri arasında gerçekleşen 68. Berlin Film Festivali, hem En İyi Film hem de En İyi İlk Film ödülleriyle Touch Me Not’ın başarısıyla sona ermişti. Ancak festivalde dikkat çeken bir diğer film Rus yapımı Dovlatov’du kuşkusuz.

Festivalde Altın Ayı için yarışan Dovlatov filmi, kostüm ve prodüksiyon tasarımındaki başarısı sayesinde Üstün Sanatsal Katkı Ödülü kazanmıştı. Ünlü Rus yönetmen Aleksey German Jr.’ın yeni filmi olan Dovlatov, büyük Rus filmi geleneğini takip ediyor ve 1971’de Leningrad’da Brejnev rejiminde muhalif yazar Sergei Dovlatov’u izliyor.

Bu Hafta Sinemada Dovlatov İzlemek İçin 10 Sebep!

Milan Marić’in Başarılı Dovlatov Portresi

Vlaznost, Dobra zena gibi filmlerde rol alan kariyerinde diziler ve kısa filmlerin de yoğunluklu olarak yer aldığı Milan Marić, Aleksey German Jr.’ın Dovlatov biyografisinde etkileyici bir performansa imza atıyor. 8 yaşından beri yalnızca yazarak yaşayabileceğini hisseden ama rejimin geldiği noktada hayatı adeta bir çıkmaza giren Dovlatov’un bulunduğu her mecradan dışlanmak pahasına devam ettirmeyi göze aldığı sanatının kendi iç dünyasında yarattığı hayal kırıklıklarını perdeye hiçbir abartıya yer vermeden aktarabilen Milan Marić, bu anlamda filmin öne çıkan en önemli detaylarından biri.

Aleksey German Jr.

Babasının izinden gitmeyi seçen Moskova doğumlu başarılı Aleksey German Jr. imzalı Dovlatov’un yönetmenin filmografisinin en iddialı halkalarından biri olduğunu belirtebiliriz. Aleksey German’ın Dovlatov’un hayatını anlatmak adına gerçekleştirdiği görsel tercihler ve kurguladığı dünyanın gerçekçiliği ile etkileyici bir iş ortaya koyduğunu söylemek mümkün. Belgesel ve kısa filmler de dahil olmak üzere Dovlatov dahil yedi filmde yönetmen imzası bulunan Aleksey German ileriki işleriyle de merakla beklenen Rus yönetmenlerden biri.

Politika ve Sanatın Çatışması

Politika ve sanat, hem birbirinden beslenebilen hem de yıkıcılaşabilen iki zıt kutup adeta. En yetkin eserlerin, baskıcı dönemlerde sanatçıların seslerini duyurmak için büyük bir iç huzursuzluğuyla haykırdığı dönemlerde çıkmış olması ne kadar tesadüf olamazsa yitip giden onca nitelikli eserin kaybının da asli nedeninin politik koşullar olduğu da bir o kadar gerçek. Böyle bir dönemde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sınırları içerisinde Leningrad’da yazarlık yapmaya çalışan Sergei Dovlatov’un hayatı da sanatçılar üzerindeki politik baskılar sonucu büyük bir bunalıma dönüşüyor.

Kostüm ve Prodüksiyon Tasarımı

Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan Dovlatov filmi, kostüm ve prodüksiyon tasarımındaki başarısı sayesinde Üstün Sanatsal Katkı Ödülü’nün sahibi olmuştu. 1970’lerde Sovyet Rusya’da ortak kullanılan bir evde annesiyle yaşayan Dovlatov’un içinde bulunduğu şartları, Leningrad sokakları, sanatçıların vakit geçirdiği mekânları başarılı bir şekilde yansıtan film, Rusya’dan çarpıcı manzaralar içermese de yarattığı doğallık ve gündelik yaşamın hissiyatıyla izleyicide o sokaklarda dolaşma isteği yaratıyor.

Dram ve Mizahın, Kurmaca ve Gerçeğin İç İçe Geçen Yapısı

Sergei Dovlatov’un hayatının birkaç gününe odaklanan filmin sıklıkla vurguladığı en önemli konu, devletin gazete ve dergilerde yayınlanan yazılara müdahale ederek kurmaca bir gerçeklik yaratma çabası. Rejimin bu baskısıyla ironik bir biçimde alay etmeyi ihmal etmeyen Sergei Dovlatov’un bu tutumu ise filme mizahi yanını bahşeden en önemli etken. Gazete ve dergilerde daha fazla kahramanlık, rejimin gerektirdiği biçimde iyi ve kötü karakterler görmek isteyen editörlerin sanata bu müdahalesi Dovlatov’un da hayatının en büyük çıkmazına dönüşüyor. Çünkü yazarın içinde yaşadığı gerçeklik aslında bir kurmaca olarak karşımıza çıkıyor.

Filmi Estetize Eden Yoğun Tek Plan Kullanımı

Dovlatov filmi ile ilgili akıllardan çıkmayacak bir başka ayrıntı ise yoğun biçimde kullanılan tek planlar. Uzun süre hiçbir kesmeye başvurmadan ve anlatısını sekteye uğratmadan devam ettirebilen Dovlatov bu sayede karakterleri de filmin merkezine yerleştirmiyor aslında. Dovlatov’un hayatına kadrajın bir köşesinden giren sonra kaybolan insanların varlığı rejimin odağının bireyler olmadığı vurgusunu da güçlendiriyor, bir yandan da olayların akışının sürekli Dovlatov üzerinde kalmasını sağlıyor.

Filmin Anlatısını Güçlendiren Renkleri

Leningrad’ın kasım ayında 6 gün içerisinde geçen film, o dönemlerde etkisini gösteren soğuk ve puslu havayı soluk mavi tonlarında görselleştirirken bu durumun aynı zamanda Sergei Dovlatov’un içine düştüğü duygu durumunu da temsil ettiğini görürüz. İç mekânlarda kullanılan sıcak sarı ve turuncu tonları ise Dovlatov’un sanatının anlaşıldığı ve takdir gördüğü arkadaş ve aile ortamlarında kullanılmasıyla yine yazarın iç dünyasını yansıtma noktasındaki başarılı tutumlardan bir diğeri olarak öne çıkıyor.

Sergei Dovlatov’un 6 Gününe Etkileyici Bir Bakış

Filmde Dovlatov’u, bir fabrika gazetesinde rejime yakışır şiirler ve övgüler yazmakta zorlandığı 6 günlük kısa bir zaman diliminde izliyoruz. Dovlatov kısıtlanmış, yeraltı topluluklarına sığınmak zorunda kalmış ve iktidarın onları acımasızca köşeye attığı entelektüelleri ziyaret eder. Bu sanatçılar üretimlerini topluma sunmak yerine birlikte tek bir mekânda toplanıp; şiirler okuyup, sergiler düzenleyip, hikâyelerini paylaşmakta, üretimlerini bir ayin gibi gerçekleştirmektedir.

Rus Edebiyatına Yapılan Etkileyici Referanslar

Yanı sıra rejimin Puşkin, Dostoyevski gibi imparatorluk dönemi sanatçılarını da yeniden düzenlediğine tanık oluruz. Bu düzenleme, onların edebi ve sanatsal değerlerinin rejim ideolojisine giydirilme çabasıdır. Tüm bu süreçte ise Dovlatov kendi ile toplum değerleri arasında adeta sıkışıp kalır. Dovlatov üzerinden rejimin ideallerine zıt olarak yaşayan halkın durumunu görürken, mizahi bir dille de Vladimir Nabokov, Kazimir Maleviç, Vasiliy Kandinskiy gibi sanatçıların toplum üzerindeki yabancılaştırılmış -aslında kesinlikle yabancı olarak görülmemesi gereken- durumlarına tanık oluruz. Seyirci, adı geçen sanatçıların eserlerine birazcık aşinaysa, filmin bu mizahi sahnelerine kayıtsız kalamaz.

Filmden Yayınlanan Etkileyici Fragman

1971, Leningrad. Ölümünden sonra ünlenecek Rus yazar Sergei Dovlatov, günlerini yazılarının yayımlanmasının koşulu olan Yazarlar Sendikası’na üyeliğini kovalayıp ufak yazı işleriyle geçirmektedir. Akşamları ise caz dinlenen partilerde kentteki sanatçı ve yazarlarla bir araya gelir. Under Electric Clouds’un yönetmeni Aleksey German Jr., dünya prömiyerini Berlin’de yapan yeni filminde Dovlatov’un hayatından altı günü anlatıyor ve bu hikâye üzerinden dönemin entelektüel çevresi ve onların Brejnev zamanı Sovyetler Birliği’yle ilişkisinin de portresini sunuyor. Yönetmen, John Steinbeck’ten Vladimir Nabokov’a uzanan referanslarla dolu senaryosunu, koreografileriyle büyüleyen sahnelerle aktarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi