Advertisement

Güney Kore sinemasının en önemli yönetmenlerinden Lee Chang-dong’un, önceki filmi Poetry’den sekiz yıl sonra çektiği Burning, usta yazar Haruki Murakami’nin “Barn Burning” isimli kısa hikâyesinden sinemaya uyarlanan bir anlatı sunuyor. Film; bir dağıtım şirketinde yarı zamanlı çalışan Jong-su, onun yıllar sonra karşılaştığı çocukluk arkadaşı Hae-mi ve Hae-mi’nin, Afrika tatili sırasında yeni tanıştığı Ben arasındaki gizemli ilişkiyi odak noktasına alıyor. Buradan hareketle bir aşk üçgeni yapısına bürünen film, Jong-su’nun yazar olma şevkiyle birlikte bambaşka bir hâle gelerek kişinin kurmaca ve anlatı sanatıyla olan ilişkisini de tartışmaya açıyor. Bu hafta sinemada Burning izlemek için sebep listesini hazırladık.

Bu Hafta Sinemada Burning İzlemek İçin 10 Sebep

Yönetmen Lee Chang-dong

Güney Kore, dünya sineması açısından özel bir konuma sahip. Bu ülkedeki köklü sinema geleneği, geçmişte adını uluslararası alanda fazla duyuramasa da 2000’lere doğru genel bir Güney Kore sineması algısı oluşmaya başladı. Uluslararası festivallerde kazandıkları başarılarla, bu duruma ortam hazırlayan yönetmenlerin arasında Burning’in yönetmeni Lee Chang-dong da yer alıyor. İlk filmi Green Fish ile önemli festivallerin radarına giren yönetmen, 2002 tarihli Oasis’le Venedik’te, 2007 yapımı Secret Sunshine ve 2010 yapımı Poetry ile Cannes’da Ana Yarışma’da yer almıştı. Poetry’nin Cannes Film Festivali’nden En İyi Senaryo Ödülü’yle döndüğünü de belirtelim. Burning ise, yönetmenin 8 yıl sonra yeniden kamera arkasına geçmesi sebebiyle, çağımızın önemli sinemacılarından birinin dönüş filmi olma özelliği taşıyor.

Etkileyici Oyunculuk Performansları

Burning, genel itibarıyla üç ana karakteri üzerinden şekillenen bir anlatı sunuyor. Bunlar; yazar olmak isterken bir yandan hamallık yaparak hayatına devam eden Jong-su, Jong-su’nun çocukluğundan tanıdığı ve tesadüfen karşılaşmasıyla yeniden hayatına dahil olan Hae-mi ve Hae-mi’nin çıktığı Afrika seyahatinde tanıştığı Ben. Bu karakterlere hayat veren üç oyuncu da, filmin tematik yoğunluğu altında ezilmeyip son derece başarılı oyunculuklar sergiliyorlar. Bu isimlerden, Hae-mi’yi canlandıran Jong-seo Jun’a ayrı bir parantez açmak gerekli. Bu filmde ilk kez kamera karşısına geçen oyuncu kariyerinin ilk rolünde, canlandırdığı karakterin içinde bulunduğu ruh hâlini seyirciye başarıyla yansıtırken görkemli bir performans sergiliyor.

Cannes Film Festivali Başarısı

Burning, 71. Cannes Film Festvali’nde gerçekleştirdiği dünya prömiyerinin ardından birçok film eleştirmeni tarafından yere göre sığdırılamamış, hatta bir başyapıt olarak tanımlanmıştı. Film, festivalden Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) ödülüyle dönerek bu olumlu tepkilerin altını doldursa da Cate Blanchett başkanlığındaki jüriden Burning’e herhangi bir ödül çıkmamıştı. Ama Burning, festivalin nabzını tutan Screen International’ın günlük olarak yayınlandığı yıldız tablosunda aldığı yüksek puanla, daha önce Toni Erdmann’a ait olan rekoru kırmış durumda.

Miles Davis’in Unutulmaz Bestesi

Efsanevi müzisyen Miles Davis, Fransız sinemasının çok önemli yönetmenlerinden Louis Malle’in ilk uzun metrajlısı Ascenseur pour l’échafaud için özgün müzikler bestelemiş, böylece filmin başarısına son derece önemli bir katkı yapmıştı. Bu şarkıların en bilinenlerinden birisi de, eşsiz trompet ezgileriyle akıllara kazınan Générique. Bu unutulmaz şarkı, Burning’in kilit sahnelerinden birinde de çalıyor. Gün batımının çarpıcı renklerinin altında, bu şarkı eşliğinde Hae-mi’nin dans ettiği sahne, filmin seyirciyi büyüleyen havasına güçlü bir katkı yapıyor.

Güney Kore’nin Sosyopolitik Durumuna Yapılan Vurgu

Burning’in merkezinde yer alan iki erkek karakter Jong-su ve Ben üzerinden Güney Kore toplumundaki sınıfsal ayrıma dair güçlü bir vurgu yapılıyor. Jong-su hayatını hamallık yaparak kazanmaya çalışıp, sürekli yüksek ve lüks binaların gölgesinde yaşamak zorundayken, nereden geldiği belli olmayan bir servetin sefasını süren Ben, özellikle ekonomik anlamda herhangi bir sorunla karşılaşmadan hayatına devam etmektedir. Aynı kadınla ilgilenen iki erkek üzerinden kurulan bu sınıfsal çatışmaya ek olarak; Güney Kore sınırının öte tarafından, Kuzey Kore’den gelen propaganda seslerini işitiyor oluşumuz Burning’in zaten kompleks olan yapısını daha da zengin hâle getiriyor.

Haruki Murakami

Haruki Murakami’nin 20. yüzyılın en önemli yazarlarından biri olduğu su götürmez bir gerçek. Yurtdışında olduğu kadar ülkemizde de geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan Japon yazarın son romanı Kumandanı Öldürmek geçtiğimiz aylarda yayınlanmıştı. Burning’in; Sahilde Kafka, İmkânsızın Şarkısı ve 1Q84 gibi unutulmaz romanlara imza atmış olan Murakami’nin “Barn Burning” öyküsünün uyarlaması olması da filmi daha da ilgi çekici kılıyor.

Anlatı Yapısı

Burning’in merkezinde yer alan karakterlerden Jong-su’nun yazar olmak konusundaki tutkusu, anlatının da şekillenmesinde lokomotif işlevi görüyor. Zira film, kurmaca olmasına ek olarak bu karakterin yazarlığı üzerinden kendi kurmacalığına dair yeni kapılar aralıyor birçok noktada. Bu bağlamda Burning için, kurmacayla gerçekliğin birbirine karıştığı bir filmden ziyade, kurmaca olanın yine kurmaca içerisine karıştığı bir yapı tanımlaması yapmak daha doğru olabilir. Hiçbir noktada kurmaca bir hikâye anlattığını inkâr etmeyen bir film olan Burning, bu “anlatı içinde anlatı” yapısıyla birlikte seyirciye içinde kaybolarak muazzam bir sinematik haz alma olanağını sunuyor.

Edebiyat Uyarlaması Kavramına Getirilen Yenilikçi Yaklaşım

Film her ne kadar, Murakami’nin “Barn Burning” hikâyesinin bir uyarlaması olsa da bu kısa öyküyü alabildiğine zenginleştirerek, orijinal metni çok daha kompleks bir yapıya kavuşturuyor. Hikâyede, filmde gördüğümüz olayların sadece sınırlı bir miktarı yer alıyor. Buradan hareketle Lee Chang-dong ve filmin senaryosunu yönetmenle birlikte kaleme alan Jung-mi Oh’un orijinal metinden ilham olarak, onun açtığı kapılardan geçerek filmlerini özgün bir anlatıya dönüştürdüklerini söyleyebiliriz. Başarılı bir yazarın eserine dayanan bir film çekerken, edebiyat uyarlaması kavramına sığınmayıp, orijinal metnin düşündürdükleri üzerine bir anlatı kurması Burning’i hem sinemaseverler hem de edebiyat takipçileri için son derece cazip bir yapım hâline getiriyor.

Oscar Aday Adaylığı

Güney Kore, köklü bir sinema geleneğine sahip olmasına rağmen, önceki yıllarda Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylığı kazanamamıştı. Burning ise, 25 Şubat’ta sahiplerini bulacak 91. Akademi Ödülleri’nin Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde son 9 filme kalmış durumda. Burning’in Oscar’a aday olacak son beş film arasına kalıp kalmayacağı önümüzdeki günlerde belli olacak olsa da, bu konuda iddialı konumda olduğunu söyleyebiliriz.

Filmden Yayınlanan Etkileyici Fragman

“Lee Chang-dong’un yönettiği ve Ah In Yoo, Steven Yeun, Jong Seo Jeon ile Soo Kyung Kim’in oynadığı Şüphe (Beoning – Burning), 11 Ocak 2019’da Başka Sinema dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Yarı zamanlı kurye olarak çalışan ve  arada sırada da yazarlık yapan Jong-su bir teslimat sırasında eski komşusu olan Hae-mi’yle karşılaşır. Hae-mi genç adama, Afrika’ya seyahat edeceğinden söz eder ve yokluğunda kedisine göz kulak olmasını rica eder. Hae-mi, Afrika seyahatinden döndüğündeyse, Jong-su’yu Kenya’da rastladığı esrarengiz bir adam olan Ben’le tanıştırır. Bir gün Ben Jong-su’ya sahip olduğu şaşırtıcı ve tuhaf bir hobiden bahseder.” 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information