Paris’teki bir laboratuvarda bedeninden ayrılmış bir el, onu bekleyen mutsuz gelecekten kaçarak ait olduğu vücudu bulmak üzere yola çıkıyor, kent boyunca gerçekleştirdiği tehlikelerle dolu kaçışında el, pizza kuryesi Naoufel’e kavuşmak için güvercinler ve sıçanlarla mücadele ediyor. Kopuk elin vücuttan nasıl ayrıldığına dair sorular, Naoufel’in kütüphane çalışanı Gabrielle’e karşı duyduğu sevgiye dair anılarla cevap buluyor. Bu esnada filmin ana karakteri Noufel de geçmiş travmasıyla baş etmeye çalışırken, hayatını devam ettirmek için çabalamak zorunda kalıyor. Kariyerinin ilk bölümünde kısa filmlere imza atmış yönetmen Jérémy Clapin’in imzasını taşıyan Bedenimi Kaybettim – J’ai perdu mon corps, sadece ufuk açıcı ve yenilikçi bir animasyon değil, 2019’un festival gözdelerinden biriydi. Bu hafta sinemada Bedenimi Kaybettim izlemek için 10 sebebi listeledik.

Bu Hafta Sinemada Bedenimi Kaybettim İzlemek İçin 10 Sebep

Yönetmen Jérémy Clapin

Bedenimi Kaybettim, yönetmen Jérémy Clapin’in ilk uzun metrajlı çalışması. Bu bağlamda, bu filmden söz ederken akla gelecek ilk unsur yönetmeni olmayabilir. Fakat Clapin’in Bedenimi Kaybettim’den önce imza attığı kısa metraj filmlere baktığımızda onun ne denli özgün ve cesur anlatılar ortaya koyabildiğini görebiliyoruz. Özellikle 2008 tarihli kısa filmi Skhizein’le son derece özgün hikâyeler anlatabileceğini kanıtlayan Clapin, ilk uzun metrajında da kısalarıyla yarattığı bu beklentinin altını fazlasıyla doldurmayı başarıyor. Dolayısıyla Jérémy Clapin’in Fransız ve dünya sinemasının gelecek vadeden, takip edilmesi gereken  yönetmenlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Senarist Guillaume Laurant

Amelie – Le fabuleux destin d’Amélie Poulain, Kayıp Çocuklar Şehri – La cité des enfants perdus, Kayıp Nişanlı – Un long dimanche de fiançailles… Fransız sinemasına damgasının vurmuş bu başarılı filmlerin ortak özelliklerinden biri de senaryolarında Guillaume Laurant imzasının olması. Bedenimi Kaybettim, Laurant’ın kaleme aldığı romandan beyazperdeye uyarlanmasının yanında, senaryosunu yönetmen Clapin ile birlikte Laurant’ın yazdığı bir film. Yukarıda adını saydığımız “uçarı” filmlerdekine benzer bir üslubun, Bedenimi Kaybettim’in dünyasına da sirayet ettiği ve bu yapımın son derece şaşırtıcı özellikleri bünyesinde barındırdığı söylenebilir.

Filmin Festival Yolculuğu

Bedenimi Kaybettim, dünya prömiyerini geçtiğimiz Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nin Eleştirmen Haftası bölümünde yapmıştı. Bu bile bir filmin içeriğine dair önemli ipuçları veriyor elbet ama Bedenimi Kaybettim’in yolculuğu, bu bölümde büyük ödülü kazanmasıyla daha da görkemli bir şekilde başladı. Ek olarak Bedenimi Kaybettim’in bu ödülü kazanan ilk animasyon olduğunu da belirtelim. Filmin festival yolculuğu, Cannes’ın ardından Londra ve Sitges gibi başka prestijli festivallerde gösterilmesiyle sürdü.

Kazandığı Oscar Adaylığı

Geçtiğimiz günlerde açıklanan 92. Akademi Ödülleri adaylıkları arasındaki en hoş sürprizlerden birisi Bedenimi Kaybettim’in En İyi Animasyon Film kategorisindeki adaylar arasında yer almasıydı şüphesiz. Yıllardır Hollywood’un büyük şirketlerinin elinden çıkan yapımların domine ettiği bu kategoride Bedenimi Kaybettim gibi bir bağımsız ve cesur bir filmin heykelciğe uzanma şansının olup olmadığı başka bir tartışmanın konusu ama adaylar arasında yer almasının dahi çok büyük bir başarı olduğu kesin.

Geçmişten Gelen Bir Travmaya Özgün Bir Bakış

Sinemanın, hatta tüm anlatıların çok önemli, asla vazgeçilemeyen dayanaklarından biridir geçmişte yaşanmış travmalar. Birçok anlatıda geçmişte yaşanmış travmatik olayların karaktere ve bugünlerine etkisinin incelendiğine şahitlik etmişizdir ve bu konuda sayısız örnek verebiliriz. Bedenimi Kaybettim de anlatısını bu minvalde bir temel üzerine kuruyor. Fakat geçmiş ve bugünü bağlarken basmakalıp yöntemlerden alabildiğine uzaklaşması ve bunu ana karakter Naoufel ile laboratuvardan kaçan kesik bir elin hikâyesini paralel bir şekilde anlatarak yapması Bedenimi Kaybettim’in en büyük başarılarından biri.

Gerçek ve Fantastik Arasında Kurulan Görünmez Köprü

Filmleri sınıflandırmak, onları belli kalıplar arasına sıkıştırmak anlamına da geliyor ister istemez. Bir filmin fantastik ögeler barındırıyor olmasının, onu dar anlamıyla “gerçekçi” bir anlatı olmaktan uzaklaştırdığına dair bir önyargı doğurduğunu dahi iddia edebiliriz. Fakat kimi yapımlar bu kalıpları öylesine başarıyla, öylesine incelikli bir şekilde yıkıyorlar ki bu kalıpların aslında hiçbir anlamı olmadığını da kanıtlıyorlar. Bedenimi Kaybettim de bu filmlerden biri kesinlikle. Öyle ki, kendini modern hayatın içinde kendini var etmeye çalışan, yeni bir aşka yelken açan bir gencin hikâyesini ve  kesik bir elin Paris sokaklarındaki maceralarını aynı potada eritilip çok güçlü bir duygu bütünlüğü yaratmayı başarıyor; gerçek ve fantastik arasında görünmez bir köprü kuruyor.

Animasyonun İmkânlarını Sonuna Kadar Kullanan Anlatı

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bir genç erkek ve kesik bir elin yaşadıklarını paralel bir şekilde anlatıyor Bedenimi Kaybettim. Dolayısıyla da hem “gerçek” hayatın içinden bir dramın hem de fantastik olanın alanına giriyor. Bu çift taraflı yapının kurulmasında animasyon kullanımı çok önemli bir faktör. Zira filmin live-action olarak tasarlanması ve söz konusu kesik elin CGI ile görselleştirilmesi, ortaya sakil bir yapı çıkmasıyla sonuçlanabilirdi pekâlâ. Lakin Jérémy Clapin’in gerçekçi çizgilerle yarattığı animasyon evreni bu türden bir anlatıyı olanaklı kılmanın da ötesinde, yaratılan evrenin daha güçlü olmasının önünü açıyor.

Paris’te Alışılmadık Bir Gezinti

400 Darbe – Les quatre cents coups, 5’ten 7’ye Cléo – Cléo de 5 à 7, Gün Batmadan – Before Sunset, Öldüren Şüphe – Charade… Sinema tarihinde Paris’i mesken tutmuş hatta onu anlatısının en önemli unsurlarından biri hâline getirmiş birçok film mevcut. Bu bağlamda Paris’in sinemanın en çok ziyaret ettiği şehirlerden biri olduğu da kolaylıkla söylenebilir. Fakat Bedenimi Kaybettim, farklı bir Paris sunuyor seyircilere. Zira bu kez bizi bu harika şehirde gezintiye çıkaran rehber kesik bir el! Dolayısıyla bu gezinin durakları ışıl ışık sokaklar, Eyfel Kulesi ya da Şanzelize değil; gölgelerin hüküm sürdüğü, farelerin cirit attığı kaldırımlar, karanlık arka sokaklar.

Etkileyici Müzik Kullanımı

Bahsettiğimiz üzere son derece güçlü bir görsel dünya kuran Bedenimi Kaybettim, bu dünyayı atmosfere son derece uyumlu müzikleriyle de destekliyor. Dan Levy’nin imzasını taşıyan elektronik tınılı müzikler filmin genel havası ile baş karakterin duygu durumunu birbirine bağlama noktasında son derece etkili bir rol oynarken, zaman zaman rap’e doğru kayarak karakterin gündelik hayatını da destekler bir pozisyona yerleşiyor. Tüm bunlar ışığında Bedenimi Kaybettim’in görsel olduğu kadar işitsel anlamda da güçlü bir deneyim sunduğunu söyleyebiliriz.

Filmin Çarpıcı Fragmanı

“Paris’te bir laboratuvardan kaçan kesik elin ait olduğu bedeni bulmak için yapmayacağı şey yoktur. Bedeninden kopmuş yalnız bir el için Paris sokaklarının barındırdığı tehlikeler onu yıldırmaz. Kütüphaneci Gabrielle ile motorla pizza dağıtan Naoufel’in kırık aşk hikâyesinin düğüm noktası bu kesik eldir. Amelie’nin senaristi Guillaume Laurant’ın Mutlu El adlı romanından uyarlanan bu animasyon film türün medar-ı iftiharları arasına girmeyi hak ediyor.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information