Advertisement

Çağdaş İspanyol sinemasının tartışmasız en önemli yönetmenlerinden Pedro Almodóvar’ın yeni eseri Acı ve Zafer – Dolor y gloria, Cannes Film Festivali’ndeki gösteriminden bu yana yere göğe sığdırılamıyor desek abartmış sayılmayız. İspanya’nın bu yılki Oscar aday adayı olarak belirlenen yapım, taşıdığı otobiyografik ögelerle daha da dikkat çekici hâle geliyor. Öyle ki Acı ve Zafer’in Almodóvar’ın kariyerine baktığı son derece samimi ve dürüst bir film olmasının yanında, yaratıcı bir zihnin geçmişteki şaşaalı günlerine bugünden bakma girişimi olduğu da söylenebilir.

Bu Hafta Sinemada Acı ve Zafer İzlemek İçin 10 Sebep

Pedro Almodóvar

2019 yılında kaleme alınan herhangi bir metinde Pedro Almodóvar’ın ne kadar önemli bir yönetmen olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek olup olmadığı bile tartışılabilir aslında. İspanyol sinemasının Luis Buñuel’den bu yana çıkardığı en büyük yönetmen olan Almodóvar, kariyerinin ilk günlerindeki kuir punk estetiğinden 2000’lerin başlarında çektiği esaslı dramalara kadar sinema tarihine geçecek birçok başyapıta imza atmış bir isim. Lakin usta yönetmenin tutkuları kaynak alan sinemasının son dönemde en üst seviyede seyrettiğini söylemek de oldukça güç. Acı ve Zafer’se, Almodóvar’ın geri dönüş filmi olmasının da ötesinde, sinema tarihinin en başarılı yönetmenlerinden birinin dönüp kendi kariyerine ve hayat seyrine dürüst ve samimi bir bakış olarak son derece özgün bir noktada duruyor.

Filmin Festival Yolculuğu ve Kazandığı Ödüller

Acı ve Zafer, bu yıl Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında gösterilmeden önce İspanya’da gösterime girmiş ve son derece pozitif geri dönüşler almıştı. Lakin filmin sinema dünyasında gündemin zirvesine oturması Cannes’daki gösteriminin ardından gerçekleşti. Festival’de Altın Palmiye için yarışan yapım, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Müzik ödüllerine layık görüldü. Dünyanın en saygın film festivalindeki bu ödüllerinde ardından da Uluslararası Sinefil Birliği (International Cinephile Society) Ödülleri’nde Jüri Ödülü ve yine En İyi Erkek Oyuncu ödülü kazandı.

Antonio Banderas’ın Performansı

Antonio Banderas’ın sinema kariyerindeki başarısını büyük ölçüde Pedro Almodóvar’a borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Zira genç Banderas’a sinemadaki ilk önemli rolünü, onun tiyatrodaki performasını çok beğenen Almodóvar, 1982 tarihli İhtiras Labirenti – Laberinto de pasiones’te vermiştir. Bu çıkışın ardından oyuncu, kariyerini büyük Hollywood yapımlara kadar ilerletmiş Zorro’dan El Mariachi’ye kadar popüler kültür ikonu olmuş birçok karaktere hayat vermiştir. Lakin Acı ve Zafer’ın oyuncunun en önemli performanslarından biri olduğunu kolaylıkla söylebiliriz. Almodóvar’ın kendi hayatı üzerinden kurguladığı Salvador Mallo karakterine, müthiş bir incelikle hayat veren Banderas’ın yönetmenle olan ilişkisi de filmin anlatısını daha da katmanlı hâle getiriyor. Cannes’da ödüllendirilen bu performansın başarılı oyuncuya Oscar adaylığı getirme ihtimalinin de sıklıkla dillendirildiğini ifade edelim son olarak.

Otobiyografik Ögeler

Sinema tarihini, yaratıcısının hayatından izler taşıyan, otobiyografik anlatılar sunan birçok film barındırır. Truffaut’un 400 Darbe – Les quatre cents coups’undan Fellini’nin Sekiz Buçuk – Otto e mezzo’suna, Jodorowsky’nin Sonsuz Şiir – Poesía Sin Fin’inden Alfonso Cuarón’un Roma’sına kadar bu alanda birçok örnek verebiliriz. Acı ve Zafer de bu önemli filmlerin yanına düşünmeden yazılabilecek büyüklükte bir yapım. Lakin bu filmde Almodóvar’ın kendine, çocukluğuna, kariyerinde yaşadığı dalgalanmalara bakışı, benzer yapımlarda örneğini pek görmediğimiz bir dürüstlük içeriyor. Bu nedenle Acı ve Zafer’in otobiyografik ögeleri, kişisel bir film yapmanın ötesinde kişisel bir terapi seansı olarak kullanması bu eseri daha özgün kılıyor.

Sinemayı Merkezine Alan Anlatı

Almodóvar efsanevi bir yönetmen olmasının yanında, çok büyük bir sinemasever de. Bu bağlamda, Acı ve Zafer gibi otobiyografik bir filmin sinemadan ve sinema sevgisinden azade olmasını beklemek hata olurdu. Zira usta yönetmen, sinema tutkusunu, anlatının lokomotifi gibi konumladırıyor filmde. Ve yukarıda belirttiğimiz terapiyi çocukluğundan itibaren büyük tutkunu olduğu sinema üzerinden yapıyor oluşu son derece çarpıcı.

Başarıyla Tasarlanmış Animasyon Sekansı

Salvador Mallo karakteri, filmde psikolojik olarak yıpranmış olmasın yanında, yaşıyla bağlanıtı olarak fiziksel olarak da çeşitli rahatsızlıklar yaşıyor. Salvador’un küçüklüğünde okula gidememesi sebebiyle eksik kaldığı anatomi bilgisini yaşadığı hastalıklar sebebiyle edindiğini anlattığı animasyon bir sekans yer alıyor filmin başlarında. Baştan sonra ritmi çok iyi yaratılmış ve zekice tasarlanmış bu sekans, Acı ve Zafer’in ana karakterine dair birçok önemli detayı aktarırken seyir keyfine de önemli bir katkı yapıyor.

Zaman Kavramına Getirilen Yenilikçi Yorum

Filmin anlatısı, Salvador Mallo’nun şimdiki hâli ve çocukluğu arasında sıklıkla gidip geliyor. Fakat söz konusu çocukluk sahnelerinin, klasik flashback’lerden farklı olduğunu pekâlâ söyleyebiliriz. Zira Almodóvar, anlatının aktığı iki zaman dilimine ayırdığı süreyi yakın tutmasına ek olarak geçmişin günümüzdeki etkilerini inceleyen, ikisi arasındaki bağlantıyı sorgulayan bir yapı kuruyor. Bu bağlamda usta yönetmenin zaman kavramını parçala bölmekten ziyade, geçmiş ve şimdiki zamanı tek potada eritiyor ve zamanı yekpare bir şekilde, tüm etkileriyle birlikte sunuyor.

İspanya’nın Oscar Aday Adayı Seçilmesi

Pedro Almodóvar, Oscar’a yabancı bir yönetmen değil. Annem Hakkında Her Şey – Todo sobre mi madre ve Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar – Mujeres al borde de un ataque de “nervios” ile iki kez Yabancı Dilde En İyi Film adaylığı kazanan ve Annem Hakkında Her Şey’le bu ödülü kazanan yönetmenin Konuş Onunla – Hable con ella ile bir de En İyi Orijinal Senaryo Oscarı var. Cannes’dan bu yana kopardığı fırtınayla, yeni adıyla En İyi Uluslararası Film dalında Oscar’a aday gösterilmesi gayet anlaşılır bir durum olarak yorumlanabilir. Acı ve Zafer’ın bu adaylığı elde ederken Alejandro Amenábar’ın Mientras dure la guerra ve Luis Buñuel’in Ekmeksiz Toprak – Las Hurdes filmini çektiği döneme odaklanan Buñuel en el laberinto de las tortugas filmleriyle yarıştığını da belirtelim.

Büyüleyici Müzikleri

Almodóvar’ın sineması her zaman müzikle iç içe olmuştur. Müziklerin yardımıyla sinemasının çekirdeğinde yer alan tutkuyu yaratmak konusunda sinemanın gördüğü en önemli yönetmenlerin başında gelir. Acı ve Zafer de bu konuda zirve noktalarından biri. Alberto Iglesias’ın bestelediği, Cannes’da da ödüllerilen müzikler, filmin yarattığı duygu yoğun anlatının en önemli ögelerinden biri.

Filmin Etkileyici Fragmanı

“Acı ve Zafer, Salvador Mallo ismindeki, deneyimli ama gençlik günleri artık geride kalmış bir yönetmenin geçmişten bugüne yaptığı seçimleri ve yaşamında iz bırakan olayları konu ediyor. Filmde, Mallo’nun çocukluğunu yaşadığı 60’lı yıllara, annesiyle birlikte köylerinden ayrılıp daha rahat bir yaşam umuduyla Valencia’ya göç etmesine, 80’lerin Madrid’inde kalbinin hızla çarpmasına neden olan ilk aşkına, kendisi için kurtuluş ve terapi aracı olan yazı ve sinema ile tanışmasına ve  kendisini tanımasına yol açan olaylara değiniliyor. Bir yönüyle Almodóvar’ın kendi hayat hikâyesi sayılabilecek Acı ve Zafer, başrol oyuncusu Antonio Banderas’ın devleşen performansının da eklenmesiyle ilettiği duygular perdeden dışarı taşan, bir yandan hüzünlü, bir yandan da umut verecek bir film.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information