kpcAhkJxaw0

Brezilya’nın, -Hollywood’u, dolayısıyla Amerika’yı dışarıda bırakırsak- Fransa, İtalya ya da Rusya gibi sinema tarihinin en önemli ülke sinemalarından birine sahip olmadığı aşikâr. Bunu da büyük ölçüde coğrafi olarak sinema sanatının gelişmiş olduğu bölgelerden uzak oluşuna ve kültür endüstrisinin iplerini elinde bulunduran emperyalist yapılanmaların Güney Amerika ülkelerine karşı uyguladıkları politikalara bağlayabiliriz. Bu durum, Brezilya sinemasının ve bu ülkeden çıkmış başyapıt düzeyindeki birçok filmin gözlerden ırak kalmasına neden olmuştur diyebiliriz. Zira bu ülkeden çıkmış, Cinema Novo ve Cinema Marginal gibi son derece özgün ve sinema tarihinde önemli bir konumda bulunan akımların muadili akımlar kadar bilinmiyor olduğu aşikâr. Biz de bu fikirden yola çıkarak, ülke sinemasının ilk dönemine ışık tutan filmlerden, 21. yüzyılda adını duyurmuş başarılı yapımlara Brezilya sinemasından mutlaka izlenmesi gereken 10 film listesini derledik.

Brezilya Sinemasından Mutlaka İzlenmesi Gereken 10 Film

Limite (1931)

Yönetmen, Mário Peixoto’nun tek filmi olan Limite, deneysel ve avangart sularda yüzen bir sessiz film. Küçük bir teknedeyken denizde kaybolan bir adam iki kadının geçmişlerini flashback‘lerle aktaran Limite’nin en önemli yanı ise çağının çok ötesindeki görüntü yönetimi. Yönetmenin sadece 22 yaşındayken çektiği filmin, Brezilya’nın sonraki yıllarda gelişerek özgün bir akıma dönüşecek bağımsız sinema anlayışının temelini atan yapımlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Erik Satie, Claude Debussy ve Igor Stravinsky gibi önemli müzisyenlerin besteleriyle zenginleşen ses bandı ve filmin fikrinin André Kertész’in bir Fransız dergisinin kapağında yer alan bir fotoğraftan esinle ortaya çıktığını düşünürsek, Limite’nin sanatsal önemi daha da belirgin hâle geliyor.

O Pagador de Promessas (1962)

İnançlı bir Katolik, eşeğinin iyileşmesi hâlinde kendi yapacağı devasa bir haçı elleriyle 50 kilometre ötedeki kiliseye götüreceğine dair bir adakta bulunur. Devamında eşeğinin iyileşmesi sebebiyle, verdiği sözü tutmak adına yola koyulur. Lakin oraya vardığında kilise henüz açılmamıştır ve eşiyle birlikte yağmurun altında beklemek zorunda kalırlar. Son derece saf bir niyetle başlayan bu girişim, ciddi bir trajediyle son bulur. Yönetmen Anselmo Duarte, Oscar’a aday gösterilen ve Altın Palmiye kazanan ilk Brezilya filmi olan özelliğini taşıyan O Pagador de Promessas’da modern toplumla dini inancın çatışmasının keskin portresini sunarken, dini kurumları da modern hayatı inşa eden tüm yapılarla birlikte yerden yere vuruyor.

Vidas Secas (1963)

Cinema Novo akımının simge filmlerinden biri olan Vidas Secas, yine bu akımın en önemli yönetmenlerinden Nelson Pereira dos Santos’un imzasını taşıyor. Graciliano Ramos’un aynı adlı romanının (Türkçeye Kıraç olarak çevrilmiştir) uyarlaması olan film, Brezilya’nın kuzeydoğusunda yaşayan, maddi açıdan zorluklarla boğuşan bir ailenin başından geçen olayları konu ediniyor. Ülkenin gerçeklerini anlatarak egzotik Brezilya algısını kıran bir anlatı kuran yönetmen, ailenin zorlu şartlar altında hayatta kalma mücadelesini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ni Güney Amerika’nın bol güneşli topraklarına taşır adeta. Lakin bu güneş, insanın içini ısıtan bir yaz güneşi değil, altından çalışanların eylemlerini daha da zorlaştıran yakıcı, hatta kavurucu bir güneştir.

À Meia Noite Levarei Sua Alma (1964)

Listedeki birçok filmin içeriğinde de anlaşılabileceği üzere, Brezilya sineması daha çok sosyal gerçekçi, politik kaygıları barındıran filmlerle vasıtasıyla dünyada adını duyurmuştur. Lakin, Brezilya’nın sinema tarihine armağan ettiği en önemli figürlerden biri de korku filmi karakteri Zé do Caixão, ya da Batı’da bilinen adıyla Coffin Joe’dur. Adını uğraşmakta olduğu levazımcılık mesleğinden alan bu karakteri, yer aldığı filmlerin yönetmeni de olan José Mojica Marins, bizzat canlandırır. Coffin Joe’nun beyazperdede göründüğü ilk film olma özelliğini taşıyan À Meia Noite Levarei Sua Alma, birlikte olduğu kadının kendine bir oğul doğuramaması sebebiyle kendine yeni bir eş arayışına girişen başkarakteri takip eder.

O Padre e a Moça (1966)

Cinema Novo’nun bir diğer önemli yönetmeni olan Joaquim Pedro de Andrade’nin imzasını taşıyan O Padre e a Moça, işine son derece bağlı bir taşra papazıyla, o bölgede yaşayan genç bir kadın arasında ortaya çıkan yakınlaşmayı konu alıyor. Tabii taşranın toplumsal yapısı gereği, bu yakınlaşma pek hoş karşılanmaz. Başka türden sinematik tercihlerle duygusal anlamda kolaycı bir film olabilecekken, akımın ve yönetmenin gerçekliği ve doğallığı öne çıkaran tercihleri, toplumsal baskının bireyler üzerindeki etkisini yoğun bir şekilde hissedilir kılar. O Padre e a Moça Brezilya sinemasının önemli filmlerinden biri olmasının da ötesinde, sinema tarihinin gizli kalmış cevherlerinden biridir.

Terra em Transe (1967)

Yazdığı “Açlığın Estetiği” isimli manifestoyla Cinema Novo akımının kurucusu olarak işaret edebileceğimiz yönetmen Glauber Rocha’nın en önemli filmlerinden biri de Terra em Transe’dir. El Dorado isimli hayali bir Güney Amerika ülkesinde devam eden iktidar mücadelesini anlatırken asıl derdi, ideolojik anlamda farklılıklar taşısalar da aynı pisliğe bulanmışlık seviyesini paylaşan iki politik lideri, buradan hareketle de kolonileşmenin Brezilya üzerinden gözler önüne sermektir. Akımın diğer önemli yönetmeni Nelson Pereira dos Santos’un yaptığının aksine, biçimsel anlamda birçok farklı deneme içerir Rocha’nın filmleri ve Terra em Transe de. Bu biçimsel denemelerle allak bullak olan seyirci kendini, El Dorado’daki politik çalkantıların tam ortasında bulur. Bu bağlamda içeriğin karşılığını biçimde arayan Terra em Transe, Godard’ın 60’ların sonunda yeniden şekillenen sinemasına benzerlikler taşır.

O Bandido da Luz Vermelha (1968)

60’larda Cinema Novo’nun hâkimiyetinde olan Brezilya sineması, aynı zamanda bu akımdan bir kopuş hareketine de sahne oldu. Cinema Marginal olarak anılan bu yeni yönelim, Cinema Novo’nun Avrupalı elitlerin eline düşerek estetik kaygıları ön plana çıkardığını savunmaktadır. Bu hareketin mensubu olan sinemacılar, tabiri caizse bir “çöp” estetiğinin peşinden giderek bir anti-sinema üslubu ortaya koymuşlardır. O Bandido da Luz Vermelha, Cinema Marginal’in en önemli yönetmenlerinden olan Rogério Sganzerla’nun ilk uzun metrajlı filmidir. Hikâyesini Brezilya’nın önemli ve tanınmış bir suçlusundan ödünç alan film, bahsettiğimiz türden biçimsel tercihlerle yerleşmiş sinema kalıplarını yerden yere vururken, dönemin politik atmosferine göndermeler yapmayı da ihmal etmez.

Pixote: A Lei do Mais Fraco (1981)

Brezilya çıkışlı en tanınan yönetmenlerden biri olan Hector Babenco, bu tanınırlığı büyük ölçüde John Hurt’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar kazandıran Örümcek Kadının Öpücüğü – Kiss of the Spider Woman’a borçludur. Yönetmenin ülkesinde çektiği en başarılı filmlerden biri olarak tanımlayabileceğimiz Pixote, adını aldığı çocuk karakteri takip etse de, esas başrol olayların geçtiği Sao Paolo kentinin arka sokaklarıdır. Pixote ve akranı olduğu diğer çocuklar, bu ortamda suça bulaşmaktan geri duramazlar, yolları birçok noktada fuhuşla ve uyuşturucuyla kesişir. Pixote’de karnaval havasındaki Brezilya’dan eser yoktur, son derece çetin bir hayatta kalma mücadelesi vardır. Buradan hareketle filmin, Cinema Novo akımı ile Brezilya sinemasının 21. yüzyıldaki en büyük başarısı olan Cidade de Deus arasında bir köprü kurduğu söylenebilir.

Cidade de Deus (2002)

Paulo Lins tarafından yazılmış aynı isimli romanın beyazperdeye uyarlanmış hâli olan filmin yönetmen koltuğunda Fernando Meirelles oturur. Film, Brezilya’nın Rio de Janeiro dışında, devlet tarafından kurulmuş ve adı “Tanrı Kent” anlamına gelen bir gettosunda, ya da bu bölge özelinde söylersek, favelasında geçmektedir. Bu mahallede çocuklar, çocukluk kavramı dışında bir hayat sürmektedir ve silah kullanmak, taşımak, uyuşturucu kullanmak çocukların günlük hayatlarını oluştururken suça bulaşmış olmak ise kaçınılmaz bir durumdur. Film, favelanın suçla alakası en az olan ve fotoğrafçı olmak isteyen Rocket’in ağzından aktarılır ve bu dış ses bölgenin içinden çıkmanın mümkün olmadığı döngüsel yapısını anlatır. İçeriği itibarıyla Brezilya’nın şehir hayatının “öteki”lerini anlatmasının yanında teknik anlamda da çok güçlü bir filmdir Cidade de Deus, kelimenin tam anlamıyla bir kurgu harikasıdır.

Arábia (2017)

João Dumans ve Affonso Uchoa’nın birlikte yazıp yönettiği Arábia, bir alüminyum fabrikasının kirlettiği, gürültülü ama dingin bir Güney Brezilya kentinde yaşayan Andre’nin hikâyesini anlatacak gibi başlıyor. Fakat Andre, yakınlarında yaşadığı bu alüminyum fabrikasında çalışan bir işçi olan Cristiano’nun günlüğüne denk gelmesiyle, geri dönmemek üzere filmden çıkıyor. Andre, bu günlüğü okumaya başlayıp hakkında çok fazla fikri olmadığı bir dünyaya adım atarken Arábia kelimesi ekranda beliriyor ve film bir bakıma tekrar başlıyor ve devamında Cristano’nun hikâyesini izlemeye başlıyoruz. Yönetmenlerin seyirci, Andre ve Cristiano üzerinden oluşturdukları bu üç katmanlı zengin anlatı; çizdiği hem sahici hem de insani işçi sınıfı portresi ve sade ama şık görselliğiyle birlikte Arábia, Brezilya’da hâlâ güçlü bir sinema geleneği olduğunun bir göstergesi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi