Terry Gilliam’ın başyapıtı ve bilimkurgu klasiklerinden olan Brazil; distopik bir dünyada yaşayan Sam’in etrafında gelişen olayları, totaliter devletin her alana sızmış kurallarıyla birlikte anlatır. Filmin senaristlerinden biri olan Gilliam’ın kapitalist sistem üzerinden bürokrasiye göndermeleri filmin sinematografisiyle örtüşmektedir. Filmin karanlık ve boğucu atmosferi; resmî kurumlar, binalar, dekorlar, renkler ve afişlerle mükemmel şekilde yansıtılmıştır. Distopik unsurların yarattığı ürkütücü atmosferin yanı sıra kullanılan ikiliklerle kara komedi ön plana çıkmaktadır. Filme adını veren, film boyunca duyduğumuz Brazil şarkısının versiyonları yer yer naif, neşeli ve karnaval havasındayken; bunun tam zıttı olan filmin gri atmosferi ile birleşince absürt bir anlatım şekli ortaya çıkar. Sindirilmiş toplumun bir parçası olan, Sam Lowry; Bilgi Edinme Teşkilatının, Bilgi Bölümü’nde çalışan sıradan bir memurdur. Yaşadığı hayattan pek mutlu olmasa da bunu değiştirmek için bir çabası da yoktur. Sam’in annesi Ida, orta yaşın üstündeki diğer kadınlar gibi kendini “daha güzel ve genç” hissetmek için sürekli estetik yaptıran bir burjuvadır. Oğlunun statüsünden memnun olmayan Ida, yakından tanıdığı Bilgi Bakanı Eugene Helpmann’dan, Sam’i terfi ettirmesini ister. Sam rüyasında gördüğü kadını (Jill Layton) gerçekte de görünce peşine düşer ve Jill’in bilgilerine ulaşmak ister. Başta reddettiği terfiyi, Jill’in bilgilerine sadece Teşkilat çalışanlarının ulaşabileceğini öğrenince, kabul eder.

Filmin açılış sekansında, kamera bulutlardan gelen Brazil şarkısıyla görüntüyü keserek, televizyon satan bir dükkânın vitrinindeki televizyondaki boru reklamını gösterir. Birkaç saniye sonra dükkânda patlama olur ve hemen ardından kırık televizyondan Helpmann’ı görürüz. Helpmann’ın bakanı olduğu Bilgi Edinme Teşkilatı, devletin en büyük yapı taşıdır veya devletin ta kendisidir diyebiliriz. Televizyondaki konuşmasında terörist saldırılara değinir ve teröristler için “Kurallara uysalardı daha uzun yaşarlardı.” der. Bilgi Edinme Teşkilatı toplumunun her bir yanına sızmıştır. Teşkilat, olası terör eylemlerine ve muhaliflere karşı bilgi toplamakla ve mevcut düzenin devamlılığını sağlamakla görevlidir. Brazil’deki mevcut düzen; sanayileşmiş, ileri düzeyde teknolojiye sahip toplumun totaliter ve bürokratik devlet tarafından yönetilmesinden ibarettir. Gelişen teknoloji iktidarın hizmet aracı olmuş, toplumu gözetlemek için kullanılmaktadır. Özellikle afişlerde gördüğümüz sert propagandalarla muhbirlik yaygınlaştırılmaya, güvensiz ve paranoyak bir toplum yaratılmaya çalışmaktadırlar.

Mevcut düzenin muhafızı olan Bilgi Edinme Teşkilatı, her otoriter devlette olduğu gibi hata yaptığını hiçbir zaman kabul etmez. Fakat film, basit bir hata sonucu gelişen olayları konu alır. Teşkilat çalışanlarının birinin odasındaki böcek, sonu ölümle biten bir hataya dönüşür. Çalışanın öldürdüğü böcek yazıcıya düşer, Archibald Tuttle’ın soyadı Buttle olur. Buttleların evini basan polis, Bay Buttle’ı saniyeler içinde bir çuvala geçirip, etkisizleştirir. Filmin sonlarına doğru aynı şey Sam’in de başına geldiğinde mezbaha gibi bir yerde, et gibi çengelle borulara asılmış “şüphelilerin” sorgulama süreçlerine tanık oluruz. Sistematik şekilde muşambalarla kaplı, yarı saydam odalardan geçen insanlar suçlarını ve suçlarının masraflarını öğrenirken, ne olduğunu anlamadan diğer odacığa geçerler. Çuvallar, şüphelilerin sadece gözü açılabilecek şekilde tasarlanmıştır. Konuşma ve kendilerini savunma şansları yoktur. Hareketsizleştirilen birey kendini ifade edemeden işkence odasına gönderilir. Sistemin kendi diliyle orada ya silinir yani öldürülür ya da bitkisel hayata geçirilerek, tamamen etkisizleştirilir. Bunlar, devletin terörist olarak gördüğü insanlardır. Bay Tuttle’ın ve Sam’in gördüğümüz kadarıyla suçları; lüzumsuz formalitelere uymamak veya birine yardım etmeye çalışırken kuralları çiğnemekten ibarettir. Bilgi Edinme Teşkilatının sürekli kim olduğu veya amacının ne olduğu belirsiz teröristlerden söz etmesi ortada gerçekten bir terörist grup olup olmadığını sorgulatır. Teröristler, devletin kendine yarattığı düşmandan beslenmesi için uydurulmuş gibidir. Kendi düşmanını yaratan devlet, bir yandan halkı korumak için çalıştığı mesajını verirken, aslında toplumu ve bireyi kontrol altına almaya çalışmaktadır. Brazil’de gördüğümüz toplumun geneli, duruma çoktan adapte olmuş ve kayıtsızlaşmıştır. Halk bir yerde bomba patlasa bile kendisi zarar görmediyse yaptığı eylemi sürdürmeye devam eder.

Bilgi Edinme Teşkilatının iç yapısına baktığımızda çalışan tek bir kadın bile olmaması göze çarpıyor. Hiyerarşinin hüküm sürdüğü Teşkilat’ta erkek egemen bir düzen vardır. Devlet dairelerinin tasarım şekli ise devletin yüceliğini ve büyüklüğünü göstermek için dizayn edilmiştir. Uzun ve geniş binalardaki çalışanlar ise neredeyse tek tipleştirilmiştir. Hepsi gri takım elbiseler giyerler. Sadece görünüşleriyle değil, davranışlarıyla da aynılardır. Hepsi birer makine gibi çalışır, hareketleri robotikleşmiştir. Bilgi Edinme Teşkilatındakilerin saç kesimleri bile aynıdır. Kıyafetlerdeki tek değişken, rütbeye göre kıyafetin kalitesinin değişmesidir. Çalışanlar, bulundukları statüye ve çalıştıkları bölüme göre değişen mekânlar işlerini yürütürler. Bilgi Bölümündekiler açık ofiste, sürekli gözetlenebilecekleri bir düzende sıkışık bir ortamda çalışırken hiyerarşinin en üst katmanındaki Bilgi Edinme Teşkilatındakiler ise kendilerine ait odalarda çalışmaktadırlar. Fakat odaları sadece kendilerinin ve yan odadakiyle paylaştıkları yarım masanın sığabileceği kadar büyüktür. Binanın görkemi karşısında kendini daha küçük hisseden çalışanlar, onlara ayrılan dar alanlarla da değersizleştirilirler.

Sam’in Rüyaları: Rüyadayken Gerçeklerle Yüzleşmek

Sam sürekli olarak aynı rüyayı görmez. Jill’i görmesiyle başlayan rüyaları, gerçek hayatında yaşadıklarıyla birlikte gelişir. Sam’in rüya sekanslarını bir bütün olarak ele aldığımızda, Sam’in rüyası onun arzularından ve kendiyle hesaplaşmasından oluşuyor diyebiliriz. Sam rüyasında kanatları olan bir süper kahraman gibidir ve Jill’i bir kafeste, kendisinden yardım isterken görür. Rüya sekansları baştan sona kadar metaforik ve simgesel anlatımla doludur. Jill, Max Weber’in bürokrasiden bahsederken demir kafes benzetmesinde olduğu gibi demirden bir kafese hapsolmuştur. Kafesten sarkan halatlarla onu götüren bebek maskeli yaratıkların maskesini ise filmin ortalarına doğru gerçek hayatta görürüz. Sam’in Teşkilat’ta çalışan çocukluk arkadaşı, işkence yaparken kendi kimliğini gizlemek için aynı maskeyi takar. Maske; rüyadaki maskeli yaratıkların sistemin kuklası olduklarını simgelerken, gerçek hayatta ise korku aracı olarak kullanılır. Aynı zamanda işkenceciyi de korur. İşkence gören kişi, karşısında kim olduğunu bilmediği için oradan çıktığı takdirde karşısındakine zarar veremez. İşkenceci, devletin bir parçasıdır ve devlet işkenceciyi koruyarak, dolaylı yoldan kendini de korur diyebiliriz. Sam rüyasında Jill’i kurtarmaya çalışırken, büyük bir samuray ortaya çıkar. Savaş sırasında bir yok olup bir var olan samurayı sonunda Sam yenmeyi başarır. Samurayın maskesini çıkardığında ise kendini görür. Teşkilatta çalışan Sam sistemin bir parçası olduğu gibi düzenin devamlılığını sağlamaktadır. Sistemle ve bürokrasiyle olan kavgasında kendi kendiyle savaşır. Samurayı öldürdüğünde ise “düzeninin devamlılığını sağlayan Sam”i öldürür diyebiliriz.

Terry Gilliam, Brazil’de bürokrasinin anlamsız prosedürlerinin hicvini yaparken, kuralların hack’lenebilir olduğunu da hatırlatıyor. Fakat sistemin içine sıkışıp kalmış, ona aykırı davrananları da kurtarmıyor. Seyircinin tanık olduğu karanlık dünyayı, filmi mutlu sonla bitirmeyerek klasik Hollywood filmlerine aykırı ve daha güçlü sonlandırmayı seçiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi