Advertisement

NBCUniversal’ın yeni dijital platformu Peacock’ın ilk orijinal yapımlarından biri olan Brave New World, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya adıyla Türkçeye çevrilen klasik bilimkurgu romanını ekrana taşıyor. Edebiyat dünyasının en önemli eserleri arasında gösterilen 1932 tarihli roman gibi dizi uyarlaması da tek eşlilik, evlilik, ebeveynlik, bireysellik gibi olguların ortadan kaldırıldığı, laboratuvar ortamında dizayn edilen insanların daha embriyo safhasındayken kast sistemine göre sınıflandırıldığı distopik bir gelecekte geçiyor. Kast sisteminin tepesinde toplumun en zeki, en seçkin tabakası olarak görülen Alphalar ve Betalar yer alıyor. Onları daha alt sınıftan olan Delta ve Gamalar izliyor. Kas sisteminin en alt basamağında ise adeta insan gözüyle bile bakılmayan, angarya işleri yaptırmak için kullanılan Epsilonlar bulunuyor.

Dizide Yeni Londra olarak adlandırılan bu yeni dünya, vatandaşları tarafından bir ütopya olarak görülüyor. Burada herkes mutlu, herkes birbirine ait ve Indra adını taşıyan bir süper bilgisayar sayesinde herkes, her an birbirine bağlı. Yeni Londra’da mahremiyete, tek eşliliğe ve hoş olmayan duygulara yer yok. Böylesi duyguların ihtimali bile ortaya çıktığında Soma adı verilen sentetik uyuşturucu Yeni Londra sakinlerinin imdadına yetişiyor. Çocuk yaşta başlayan koşullandırmaları nedeniyle kendilerine dayatılan çarpık sistemi sorgulamadan kabul eden Yeni Londra sakinlerini “uyuşturmak” için kullanılan bir diğer araç da seks. Nihayetinde burada herkes birbirine ait ve düzenli olarak tertip edilen orgy’ler sosyal hayatın değişilmez bir parçası. Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’nın 1958 yılındaki yeniden basımı için kaleme aldığı önsözde de belirttiği gibi “Siyasi ve ekonomik özgürlükler azaldıkça, cinsel özgürlük, dengelercesine artma eğilimi gösterir. Diktatör de bu özgürlüğü teşvik etmekte iyi yapar”.

Bu, Aldous Huxley’nin tanımıyla, insanların güç kullanılarak kontrol altında tutulmadığı, köleler köleliklerini sevdiği için zor kullanmaksızın idare edilen etkili bir totaliter sistem. Bu totatiler distopyada status quo’nun korunması için en istekli olanlar, sınırsız seks ve uyuşturucuyla desteklenen bu tatminkâr hayata sıkı sıkı sarılan insanlar. Alphalar, Betalar, Gamalar ve hatta Epsilonlar.

Grant Morrison, Brian Taylor ve David Wiener’ın yaratıcısı olduğu dokuz bölümlük dizi, uyarlandığı romanda olduğu gibi hikâyeyi üç ana karakter üzerinden anlatıyor: Yeni Londra dışında yer alan bağımsız bir alan olan ve günümüz dünyasını bir hayli andıran Savage Land’de annesiyle birlikte yaşayan John, Yeni Londra’da yaşadığı “kusursuz” hayatın ne kadar kusursuz olduğunu sorgulamaya başlayan Lenina (Jessica Brown Findlay) ve toplumun en üst katmanını oluşturan Alpha Plus’lardan olduğu hâlde hiçbir zaman kendisini buraya ait hissetmeyen Bernard Marx (Harry Lloyd).

Yeni Londra sakinlerinin vahşilerle dolu bir tema park olarak gördüğü; düğün ve ebeveynlik gibi akıl almaz olaylara şahit olmak için zaman zaman turlar düzenlediği Savage Land, bu üç karakterin kesişme noktası oluyor. Lenina ve Bernard birlikte bir kaçamak için Savage Land’e geldiği sırada burada silahlı bir saldırı düzenlenince onları kurtaran John oluyor. Yıllar önce geçirdiği kaza sonrası Savage Land’de bırakılan ve bir daha buradan ayrılamayan bir Yeni Londralının (Demi Moore) oğlu olan John, Lenina ve Bernard’a yardım ettiği için Savage Land’den kaçmak zorunda kalıyor ve bu kaçış onu Yeni Londra’ya götürüyor. İzleyici olarak Yeni Londra’yı tam anlamıyla keşfetmemiz de John’un buraya gelişiyle başlıyor.

Brave New World: Ne Yeni Ne Cesur

Huxley, romanının ilk çeyreğini, okuyucuları davet ettiği bu dünyayı tanıtmak, sistemin nasıl işlediğini ayrıntılı bir şekilde anlatmak için kullanıyor. İzleyiciyi ekran başında tutma kaygısı güden dizinin mesken tuttuğu dünyayı tanıtmaya bu kadar vakit ayırması beklenemez belki ama dizi ilk bölümlerinde buna yapabileceğinden de az zaman ayırıyor. Bu da anlatısını sağlam bir temel üzerine kurmasını imkânsız hâle getiriyor. Huxley, çocuk yaştan itibaren hipnotik telkin yoluyla koşullandırılan insanların özgür iradesinin nasıl ellerinden alındığını ve seksin nasıl bir uyuşturma aracı olarak kullanıldığını okuyucuya açıkladığı için, bu yeni dünyadaki insanların uyuşturucu ve seks dolu yaşamlarına getirdiği eleştiri sisteme yönelik bir eleştiri olarak karşımıza çıkıyor –ki aslında bu bakış bile aradan geçen yıllarda tartışmalı bir hâl almış durumda. Dizide Yeni Londralıların cinsel aktivitelerine getirilen eleştiriler bakış ise daha ahlakçı, daha püriten bir noktadan çıkmış gibi görünüyor. Çünkü sistem tarafından şartlandırılarak özgür iradeleri ellerinden alınmış karakterler izlediğimiz, son birkaç bölüme gelen kadar yeterince açıklanmıyor. Hâl böyle olunca, bu karakterlerin kendi iradeleriyle katıldıkları seks partilerinin neden bir tür sapkınlık, aşırılık gibi gösterildiğini anlamak da güç oluyor. John’un Yeni Londra’ya gelmesinin ardından bu dünyayı daha yakından tanımamızla birlikte taşlar biraz daha yerine otursa da, bu durum dizinin daha en başta temellerini sağlam kurmayarak kendisini sıkıştırdığı köşeden kurtulması için yeterli olmuyor.

Cesur Yeni Dünya’nın yayımlanmasının üzerinden geçen 88 yılda teknoloji konusunda büyük değişimler yaşandığı için, 1932’de kayıt altına alınmış bir gelecek tasviri günümüzde yeni bir yoruma ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden dizi, uyarlandığı eseri doğrudan ekrana taşımak yerine anlattığı dünyaya modern bir yorum getiriyor. Yeni Londra’daki herkesi her an birbirine bağlayan, günümüzdeki sosyal medyaların birkaç nesil sonraki halefi olarak tanımlayabileceğimiz Indra’nın hikâyeye dâhil edilmesi de bu modern yorumun bir parçası ki dizinin yaratıcılarının bu konuda iyi bir iş ortaya koyduğunu söyleyebiliriz.

Dizinin uyarlandığı eserin üzerine koymayı başardığı ender hususlardan biri de kadın karakterlerin temsili. Huxley’nin kadın karakterlerin temsili konusunda idealden uzak olan romanında Lenina Crowne, içinde olduğu gerçeklik konusunda kendisini kandırmaya devam eden, Bernard’ın sisteme dair sorgulamalarını ezberlenmiş sözlerle geçiştiren bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Kendisine dayatılan hayatı sorgulayan karakter ise Bernard oluyor. Dizide Bernard bu özelliklerinin bir kısmını Lenina’ya devrediyor ki bu da çok daha ilgi çekici bir kadın karakterin ortaya çıkmasını sağlıyor. Öte yandan sistemi yöneten on kişiden biri olan Mustafa Mond (Nina Sosanya) karakterinin cinsiyetinin değiştirilmesi de hikâyeye önemli bir kadın karakter daha kazandırıyor.

Brave New World, kayda değer bir bütçe ayrıldığı açıkça görülen yapım tasarımının da etkisiyle görsel olarak oldukça ilgi çekici bir dünya yaratsa da, bu dünyanın altını dolduramadığı için bunun da pek kıymeti kalmıyor. Aldous Huxley’nin romanı, yayımlandığı döneme, topluma, geleceğe dair bir şeyler söylediği için yıllar sonra bile okuyucuyu etkileyen bir eser olmayı başarıyor. Dizi uyarlaması ise gelecek için ilham vermek bir yana dursun, yayınlandığı döneme dair bile kayda değer bir şey söyleyemiyor.

Brave New World, izleyiciyi ilgi çekici bir dünyada yolculuğa çıkaran, bunu yaparken izleyicinin dünyası hakkında da önemli şeyler söyleyen bilimkurgu klasiklerinden ziyade, son dönemde Netflix’te pek çok örneğini gördüğümüz, seyir zevki yüksek ama bunun ötesinde kayda değer bir şey sunmayan yapımlara yakın duruyor ki bu Cesur Yeni Dünya gibi bir klasiğin uyarlaması için kesinlikle yeterli değil.

Brave New World’ün tüm bölümleri beIN CONNECT‘ten izlenebiliyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information