Advertisement

90’larda çok ünlü bir televizyon dizisindeydim
Ben At BoJack’im, At BoJack!
Tanımıyor gibi davranmayın.

Hollywood’u yaratan yönetmenlerin başında gelen Billy Wilder‘ın başyapıtlarından Sunset Bulvarı – Sunset Boulevard’da sessiz sinemadan diyaloglu film dönemine geçilmesi sebebiyle şöhreti ellerinden kayıp giden ve bununla yüzleşme konusunda ciddi sorunlar yaşayan Norma Desmond’ın içinde bulunduğu durumu izleriz. Kendisi de benzer bir süreçten geçen Gloria Swanson’ın canlandırdığı bu oyuncu ile bir tür tesadüf sonucunda evine gelen işsiz bir senaryo yazarı arasında garip bir ve tekinsiz bir ilişki gelişir. İkilinin arasındaki konuşmaların birçok noktasında Desmond, intihar edeceğine dair tehditkâr ifadeler kullanır. Bunların birine senarist Joe Gillis’in yanıtı şöyle olur: “Uyan artık Norma. Boş bir salon için kendini öldüreceksin. Senin seyircilerin yirmi yıl önce salonu terk etti. Yüzleş artık bununla.” Norma Desmond ise onunla hemfikir değildir ve şöyle cevap verir:“Bu bir yalan. Beni hâlâ istiyorlar!” Şöhretin, yıldızlık müessesinin ya da bunları üreten bir mekanizma olan Hollywood’un bireylerin hayatlarında yarattığı tahribatın en çıplak hâliyle gözler önüne serildiği yapımlardan biridir Sunset Bulvarı. 1950’de çekilen bu başyapıt, daha sonra çekilen benzer temalar etrafında dolaşan Çekirgenin Günü – The Day of the Locust’tan, Mulholland Çıkmazı – Mulholland Dr.’a kadar pek çok filme kaynaklık etmiştir.

Sessiz sinemadan sesli filmlere geçiş, rengin ortaya çıkışı, stüdyo sisteminin bittiği noktada Yeni Hollywood’un Amerikan sinemasının gidişatına bir alternatif oluşturması… Hollywood ve temsil ettikleri bu türden birçok olayın etkisi ile sayısız kez dönüşünce kurmaca bir karakter olan Norma Desmond’ın başına gelenler birçok “gerçek” insanın da başına gelmiştir elbette. Ve bu kabuk değiştirme süreçleri ışıltının, yıldızların, şaşaanın vücut bulmuş hâline dönüştürmüştür Hollywood’u her daim. Bugün bakıldığında ise Hollywood, zaten kendini tüketmiş durumda; eskisi gibi görkemli yıldızlar “yaratmakta” ya da sinema namına elle tutulur işler üretebilmenin çok uzağında uzunca bir süredir. 2014’te yayınlanmaya başlayan Netflix orijinal dizisi BoJack Horseman da, Hollywood’u tam da bu süreç yaşanırken mercek altına alıyor; ama anlatısında yer alan karakterin konumları ve birçok farklı neden sayesinde olabildiğince çok katmanlı bir şekilde.

Yeni Bir Hollywood Temsili

Diziye adını da veren BoJack Horseman, elbette ki anlatının lokomotifi. Altın çağını ve popüleritesinin zirvesini 90’larda başrolünü oynadığı, Horsin’ Around isimli sit-com sayesinde görmüş bir oyuncu o. 21. yüzyılın Hollywood’unda hâlâ var olabileceğini kanıtlamak, artık prestijli sinema projelerinde yer almak, ödül sezonunda adından söz ettirmek istiyor. Fakat hâlihazırda dönüşmekte olan Hollywood’un onun için “artık” pek de uygun bir ortam sunmadığı bir şekilde ortaya çıkıyor zaman içerisinde. Dizilerde oynamaya, kariyer hedefinden çok uzakta kalan televizyon programlarında yer almaya başlıyor. Zaten alkolle arası her zaman iyi olan BoJack, süreç içinde antidepresanlara bağımlı hâle geliyor. Bu uzunca süreç, tüm dizi boyunca ana karakterin geçmişinden gelen travmalarıyla, hâlihazırda yaşadığı ya da yaşamadığı ilişkileriyle açıklanırken, altı sezonluk bu büyük anlatı mevcut durumun nedenlerini son derece güçlü oluşturulmuş bir karakter çalışmasıyla işaret ediyor. Bu yaparken de 90’lardaki popüleritesini yitirme sonucuyla karşı karşıya kalmış bir karakter üzerinden devasa bir Hollywood temsili çiziyor.

En başa dönelim. Bu altı sezonluk hikâye aslında, Diane Nguyen’in bir hayalet yazar olarak BoJack Horseman’ın otobiyografisini yazması planı üzerine, bu iki karakterin bir araya gelmesiyle ile başlıyordu. Dizinin devamında kilit bir konuma yerleşen Diane karakteri, BoJack’in kariyerinin toparlanması adına bir araç olarak görünüyordu en başta. Velhasıl hikâye böyle gelişmedi ve bu ikili arasında tam olarak tanımlanamayan bir ilişki gelişti. Hatta bir noktadan sonra BoJack’in kendini yeniden yaratmakla görevlendirilmiş bu yazar adayına muhtaç hâle geldiğini dahi gördük. Hollywood’un yarattığı kapalı devre sistemine dair, BoJack Horseman’ı onlarca benzerinden ayıran çok güçlü bir metafor bu. Tüm anlatıyı başlatmak üzere yaratılmış gibi görünen bir karakterin, diziye adını veren oyuncu üzerinde güçlü bir etkisinin olması, tüm anlatıda büyük bir yer kaplaması az buz bir şey değil zira. Aslında BoJack Horseman’ı özel ve büyük kılan şey de tam olarak bu: Hollywood’u sadece sinema dünyasından, yıldız isimlerden ibaret yapı gibi ele almak yerine, bu sistemi büyük ya da küçük sayısız karakterle birlikte, politikayı, sosyal medyayı, güncel sosyal dönüşümleri de daha birçok olguyu içine alan koca bir parantezin içine alması.

Sistemin kendi yarattığı yıldızları onlarla işi bittiğinde dışarı atışını açık eden, çoğunluğun küçük göreceği karakterleri, onlara biçtiği büyük ve önemli rollerle dönüştüren, bu çok karakterli yapı ile endüstriyi ve onun tüm parçalarını işin içine katarak dışarı çıkmanın mümkün olmadığı bir tür labirent yaratan bu yeni Hollywood temsili, dizinin en başından itibaren tekrarladığı ve ara ara hatırlatarak seyircinin unutmasına izin vermediği, en geniş ölçekli şakası “Hollywoo”yu da daha anlamlı kılıyor. İki “ünlü erkeğin” BoJack Horseman ve Mr. Peanutbutter’ın ünlü olmayan bir kadın uğruna giriştikleri mücadelenin sonunda Hollywood’un efsanevi tabelasından “D” harfinin sökülmesiyle ortaya çıkan bu şaka, “ünsüz” ve sektörün dişlilerine kendini kaptırsa da asla o iki erkek kadar ünlü olmayacak bir kadın üzerinden dizinin genel tavrını da ortaya koyuyor. Nasıl ki David Lynch, Mulholland Çıkmazı’nda bu ışıltılı dünyayı kapkaranlık bir kabusa çeviriyor ise, BoJack Horseman da Hollywood’un sadece yıldızları takip eden objektifini “küçük” insanların aslında büyük olan rollerine çevirerek alışılageldik temsilleri ciddi anlamda ters yüz ediyor. Hollywoo, yıldızların travmatik anlarla dolu hayatlarına olduğu kadar, hayalet yazarlara da alan açan, oyuncu menajerlerinin asistanlarının hobi olarak çaldığı müzik grubunun canlı performansına konuk olabileceğimiz, hatta en önemlisi hayvanlar ve insanlar arasında herhangi bir farkın olmadığı (konuşan hayvanların Family Guy’daki gibi bir “atraksiyon” olmadığı) bir yer zira. Bilmediğimiz, aşina olmadığımız bir yer değil, ama kaybedilen bir sessiz harf ile Hollywood ihtişamının ötesine, yanına yöresine de hak ettiği önemin verildiği, yıldız sisteminin süregelen boyunduruklarından kurulan, anlatı sınırları açısından özgürleşen bir dünya.

“Mecra Mesajdır”

BoJack Horseman’ın yukarıda adını andığımız ve Hollywood’a odaklanan birçok benzeri yapımdan daha geniş bir panorama sunmasında, yayınladığı mecranın ve dolayısıyla sezonlara yayılan, farklı karakterlere detaylı şekilde odaklanabilmesinin de etkisi var elbet. Marshall McLuhan’ın “Mecra mesajdır” teorisinden yola çıkarak düşündüğümüzde Netflix gibi, Hollywood’un geleneksel gösterim şeklinde alternatif getiren, hatta onunla aşık atmaya başlamış bir mecrada yayınlanması, dizinin zaten çok katmanlı olan yapısına yeni bir katman daha ekliyor. Hollywood’un dibe vurduğu bir dönemde, dipten çıkmaya çalışan bir 90’lar yıldızını odağına alan bir dizinin, klasik Hollywood’a meydan okuyan bir mecrada yayınlanıyor oluşunun ürettiği anlam, BoJack Horseman’ın sunduğu temsillerin Hollywood’un bu zaman kadar kendine içeriden bakan, kendini eleştiren yapımlardan farklılığını ciddi manada sağlamlaştırıyor. Zira Hollywood’un ürettiği izleme pratikleri dâhilinde kurulmanın mümkün olmadığı bu anlatı yapısı ve içeriğin uyumu ancak bu yeni mecrada, onun sağladığı olanaklarla kurulabiliyor gelinen noktada.

Şimdi hikâyenin sonuna atlayalım. Eskimiş yıldız BoJack ve hayalet yazar Diane birlikte ve ayrı ayrı yaşadıkları onca olay, atlattıkları onca badireden sonra bir çatıda yan yanalar. Birbirlerine karşı geliştirdikleri duyguların yanında onlar, hâlâ eski bir yıldız ve bir yazar adayı. Hayatlarının farklı dönemlerinde dâhil oldukları Hollywoo’ya veda vakti şimdi. Çünkü o esnada çalan şarkının da açık ettiği üzere Diane kendine yeni bir hayat çizecek ve bu sistemden büyük ihtimalle kopacak, kendini tüketen bu döngünün dışına çıkacak hâlâ gücü varken. BoJack açısından ise, yeniden 90’lardaki kadar ünlü olma treni çoktan kaçmış; Sunset Bulvarı’nda Joe Gills’in Norma Desmond’a yaptığı uyarıyı kabullenmiş gibi. Gökyüzüne bakıyorlar; Hollywood geleneklerine alternatif getiren bir mecrada yayınlanmış, Hollywood anlatılarına alternatif sunmuş ve televizyon tarihine geçmeyi sonuna kadar hak etmiş bir anlatıyı arkalarında bırakarak.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information