Ridley Scott imzalı bilimkurgu başyapıtı Blade Runner’daki başarılı ışık ve gölge kullanımını mercek altına alan video, bu kullanımların filmin anlam dünyasına yaptığı muazzam katkıyı gözler önüne seriyor.

Fransız filozof Edgar Morin “Gölgeleri onlara eşlik etmediği sürece, hiçbir dehşet korkunç ya da hiçbir güzellik büyüleyici olmayacaktır.” der. Tüm zamanların en önemli bilimkurgu filmlerinden Blade Runner’ın fikrinin temelini de bu ifade üzerinden arayabiliriz. Zira film; bireylerin insan mı, yoksa fiziksel anlamda insana tıpatıp benzer şekilde tasarlanmış andoid mi olduklarının yarattığı belirsizlik ve bu belirsizliğin yarattığı kafa karışıklığı ile ilgilidir. Bu belirsizlik hâli anlatı içinden anı, kimlik, bilinç gibi kavramlar üzerinden farklı şekillerde sorgulanır. Blade Runner’ın görsel dili de bu ikilemi yansıtırken ışık ve gölge olgularını başarıyla kullanır. Isabella Cuevas Pierson isimli Vimeo kullanıcısının yayınladığı bir video, Blade Runner’daki ışık ve gölge kullanımlarının anlatının, filmin tematik boyutunu nasıl güçlendirdiğini gösteriyor.

Blade Runner’da Işık ve Gölge Kullanımı

Yönetmen Ridley Scott’ın ışık ve gölgelerle yarattığı anlamları ararken, ilk olarak filmin geçtiği dünyaya bakmakta fayda var. 2019’da geçen 1982 yapımı filmi, gelecekte geçen bir film noir, ya da daha özelleştirerek söylersek, tech noir olarak sınıflandırabiliriz. Bu bağlamda filmin geçtiği 2019 Los Angeles’ı, devasa neon tabelalarla kaplı yüksek binalarla ve bu binaların arasında kalan karanlık, izbe sokakların bir karışımı olarak görselleştirilir. Yani daha atmosferin kurulumu noktasında Blade Runner, ışık ve gölge tezatından yararlanılarak yaratılmış bütünlüklü bir dünyaya sahip olur.

Fakat asıl ikilik, karakterlerin insan mı android mi olduğu noktasında ortaya çıkar. Bu kafa karışıklığını en net şekilde Rachael karakteri üzerinden takip edebiliriz belki de. Filmin ana karakteri olan, Harrison Ford’un hayat verdiği Deckard, aranan anroidleri, ya da filmdeki terimle ifade edersek replicant’ları öldüren bir tür dedektiftir. Aradığı androidlerden biri olan Rachael’la yolu kesişince filmin anlatısında da ciddi bir kırılma olur. Zira Rachael, her şeyiyle insan olduğuna emindir. Ridley Scott, Rachael’ın bu kafa karışıklığını ışık ve gölge numaralarıyla harika bir şekilde yansıtır. Bu karakteri ilk gördüğümüzde, ışıklar içindedir, yüzü tamamen aydınlıktır; ek olarak bu sahne de geneli itibarıyla filmin bütününden aydınlıktır, altın tonlarındaki renkler dikkat çeker. Ama yapı, Deckard’ın Rachael’ı anroid testine sokmasıyla bozulur, kadraja gölgeler hâkim olur. Benzer şekilde, Rachael’ın yüzüne de gölgelerin vurduğunu görürürüz, fakat bu anda dahi gözleri şaşırtıcı çekilde parlamaktadır. Bu an, belki de Blade Runner’ın temasının vücut bulmuş hâli gibidir.

Bunun da ötesinde Blade Runner, karanlığın bilinmezlik ve tehdit, aydınlığın netlik ve anlaşılırlık gibi anlamlara geldiğini defalarca kanıtlar anlatısı boyunca. Sinemanın temelini oluşturan ışık ve dolayısıyla gölgelerin yarattığı anlam, Blade Runner özelinde daha da genişler. Yine Edgar Morin’den alıntılayacak olursak; “Sinematograf ve onun özneyi kaydedip yeniden üretmesi, özneyi her zaman dönüştürür; onu ikinci bir kimlik olarak yeniden yaratır. Bu yeniden yaratılan öznenin görüntüsü de bireyin bilincini; kim olduğunu, gerçek kimliğinin nerede olduğunu sorgulayacağı bir noktaya getirir.” Yani Morin’in fikrinden hareketle, Blade Runner’ın ışık ve gölge kullanımında ustalığınında da ötesinde sinemanın doğasıyla tematik bir bağa sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi