9Q_K2am2qrE


Ridley Scott’ın yönettiği Blade Runner temelinde yatan Rick Deckard bir replikant mı sorusunun cevabını arayan video, filme dair zihin açıcı bir bakış getiriyor.

Ridley Scott’ın yönetmen koltuğunda oturduğu 1982 yapımı Blade Runner filminin temelinde, filmi bu denli etkileyici yapan ahlaki bir sorgulama var: İnsanlarla karıştırılabilecek kadar gerçekçi görünen ve davranan “replikant”ların hayatı değersiz midir? Görünüşü insana birebir benzeyen, hisleri ve kendine ait birer kişiliği olan bir çeşit android türü olan “replikant”lar insana bu denli benzeyebiliyorsa, bu insanların da bir çeşit android veya robot olduğu anlamına gelir mi? Bu soru, ana karakter Deckard’in robot olması ihtimaliyle yüzyüze kaldığımızda hayatın neye göre değer kazandığını, hatta hayatın ne olduğunu sorgulatıyor.

Harrison Ford’un canlandırdığı Deckard karakteri, insanlar arasına gizlenen robotları bulup onları ‘emekliye ayıran’ bir kelle avcısı. Deckard’ın işi, replikantların hayatının hiçbir değeri olmadığı düşüncesinin mesleğe dönüşmüş hâli; replikantları “öldürmek” anlamına gelen kill değil “emekliye ayırmak” anlamına gelen retire kelimesinin kullanılması bunu işaret ediyor. Bu replikantların yok edilmesi gerekiyor, çünkü var oluşlarının temel amacına karşı geliyorlar: onlar insanlar tarafından insanlara hizmet etmek için yaratılmış olmalarına rağmen, yaratıcılarına ait olan yaşama hakkı üzerinde hak iddia ediyorlar. Deckard bir blade runner, ve işi, makine olarak gördüğü replikantları devre dışı bırakmak.

Deckard, yeni bir iş aldığında, son model bir replikant olan Rachel’la tanışıyor. Deckard’ın Rachel’a, androidleri gerçek insanlardan ayırmaya yarayan testi bitirmesi için normalden fazla soru sorması gerekiyor. Rachel’ın insandan ayırt edilmesinin çok zor olmasının yansıra, bir replikant olduğunu Rachel kendisi de bilmiyor. Deckard Rachel’a bir replikant olduğunu açıkladığındaysa Rachel çok yerinde bir tepki vererek Deckard’a testi kendisinin çözüp çözmediğini soruyor.

Deckard’ın ne olduğundan asla tam olarak emin olamamamız, hikâyenin temel çatışmasını oluşturuyor. Bu sorunun belirsiz olması kendimizi Deckard’la özdeşleştirmemizi sağlıyor. Deckard, Rachel’ın daha eski bir modeli mi? NYU’da film profesörü olan Julian Cornell’a göre, Blade Runner’ın kalbindeki sorulardan bir tanesi, insanlığı tanımlayan şeyin ne olduğu. Cornell bu konuda şunu söylüyor: “İnsanlığı tanımlayan şeylerden bir tanesi şüphesiz ki ölümlülüktür. Replikantların dünyaya dönmesinin temel nedeni, yaratıcılarından daha uzun bir hayat talep etmekti. Deckard’ın göreviyse onların hayatını sonlandırmak. Bu durumda soru şuna dönüşüyor: Hayatı tanımlayan şey nedir?’ Ölüm korkusu mu? Öleceğini bilmek mi?”

Philip K. Dick – Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?

Blade Runner, Philip K. Dick’in “Do Androids Dream of Electric Sheep” kitabından uyarlandı. Blade Runner’ın ilk versiyonlarında tek boynuzlu at origamisi kitaba bir gönderme olarak filmin içinde rastgele beliriyormuş gibi görünüyor. Kitap, yıkıma uğramış bir dünyada geçiyor. Doğanın neredeyse tamamen yok olduğu bu dünyada, hayvanların neredeyse nesli tükenmiş. Hayvan sahibi olmanın bir statü göstergesi olduğu dünyada, android evcil hayvanlar üretiliyor. Replikantlar insanlardan değersiz sayıldığı gibi, android hayvanlar da gerçek hayvanlardan çok daha değersiz sayılıyor. Blade Runner’da Rachel ve Deckard’ın hayvanları içeren anılara ve rüyalara sahip olması, kitabın başlığına yapılan bir gönderme niteliğinde. Rachel’ın, hatta Deckard’ın android hayvanları değil gerçek hayvanları hayal etmesi, insan olmaya dair arzularını gösteriyor. Buradaki asıl soru şu: Bir replikantın hayal ettiği hayvan, bir insanın hayal ettiği hayvandan daha mı az gerçektir? Dolayısıyla bir android de bir insandan daha mı az gerçektir? Bir canlıyı gerçek yapan, neyi hayal ettiğinden çok hayal edebilme eylemi değil midir? Aynı şekilde bir replikantın hisleri ve kişiliği, bir insanınkinden daha değersiz midir, yoksa bir varlığa değer katan özellikler hissedebiliyor oluşu ve bir kişi olarak kendi özgün varlığını deneyimleyebilmesi midir?

Hem kitap hem de filmdeki hikâyede, karakterler doğa üzerinde egemenlik kurmayı arzuluyor. Karakterlerin bu yıkıma uğramış dünyadaki replikantlar üzerinde egemenlik kurma çabası da, doğa üstünde kurmayı başaramadıkları egemenliğin bir yansıması olarak görülebilir.

Tek Boynuzlu At İmgesi

Blade Runner’da Deckard’ın replikant olması şüphesini doğuran şeylerden bir tanesi, tekrar eden tek boynuzlu at sembolü. Deckard kapısında bir adet tek boynuzlu at origamisi buluyor. Tek boynuzlu atın filmde içerdiği anlam, filmin 1982 US Theatrical Cut, 1992 Director’s Cut, 2007 Final Cut versiyonlarından hangisini izlediğinize göre değişiyor.

Bir görüşe göre, Deckard’ın tek boynuzlu at imgesine olan takıntısı kayıp bir dünyayı arzuladığını sembolize ediyor. Gerçek dışı bir yaratık olan tek boynuzlu at, Deckard’ın içinde yaşadığı dünyadan kurtulma ve özgürleşme arzusunu temsil ediyor. Deckard ve Rachel’ın sonunda yıkımdan etkilenmeyen, doğasını korumuş bir bölgeye doğru yola çıktıkları US Theatrical Release’de bu özgürleşme temasını izleyebiliyoruz. Bu son bizde güven yaratmıyor, aksine bunun en iyi ihtimalle kısa sureli bir özgürleşme olduğunu hissettiriyor.  Bu versiyondaki sekans, The Shining’de kullanılmayan, Stanley Kucrick’in Ridley Scott’a verdiği bir plan içeriyor. Deckard’ı replikant kabul eden bir yoruma göre, Deckard ve Rachel, insanların mahrum kalmaya mâhkum olduğu bu cennet bahçesine doğru yola çıkıyorlar. İnsanlar kusurlu ve günahkâr, fakat yarattıkları replikantlar günahsız. Yıkımına yol açtıkları doğaya hakim olma hakkı insanlara değil bu günahsız replikantlara ait.

Tek boynuzlu at, gerçek dünyada var olmayan bir canlı, bu hâliyle bir eşi veya benzeri yok. Replikant olma korkusuyla yüzyüze kalan Deckard’ın herhangi bir hayvanı değil gerçekte var olmayan bir hayvanı hayal etmesinin sebebinin içinde bulunduğu belirsizlik durumu olduğunu söyleyebiliriz: bu belirsizlik içindeyken ne diğer insanların ne de replikantların bir parçası, eşsiz ve gerçek dışı.

Orta Çağ sanat eserlerinde tek boynuzlu atın İsa’yı temsil ediyor olmasıysa başka bir yoruma sebep oluyor: Deckard bu yıkım sonrası dünyasının kurtarıcısı mı? Kendini feda ederek bu yıkıma bir son verebilir mi, yoksa bir Mesih’in bu dünyayı kurtarması için çok mu geç kalınmış?

Deckard Bir Replikant mı?

Filmin yönetmen ve final versiyonunda, vahşi bir tek boynuzlu at filmin daha başlarındaki bir planda ortay çıkıyor. Bu tek boynuzlu at imgesinin Deckard’ın gün içinde gördüğü bir hayâlde ortaya çıkması, filmin sonlarındaysa Gaff’in Deckard’a bir adet tek boynuzlu at origamisi vermesi, Gaff’in Deckard’ın zihninin içini bildiğine işaret ediyor. Replikantların zihnine anılar ve hayaller yerleştirildiğini biliyoruz, bu versiyonda tek boynuzlu at Deckard’ın zihnine yerleştirilmiş bir imge. Bu, Deckard’ın insanlar tarafından üretilen bir replikant olduğuna işaret ediyor. Rachel ve Deckard’ın yüzleştiği sahnede, Rachel Deckard’a, yavruları tarafından yenilen örümcek rüyasını anlatıyordu. Deckard’sa ona, ‘Bunlar senin anıların değil. Bir başkasının anıları” diye cevap veriyordu. Deckard’ın da bir replikant olduğunu varsaydığımızda, bu cevabı çok dramatik bir ironi içeriyor: Rachel’ın anıları olduğu kadar kendi anıları da sahte, tıpkı tek boynuzlu at gibi. Deckard’ın bir replikant olduğunu kanıtlayan bir diğer şey, bir hayat hikâyesinin olmadığına inanmamıza sebep olan belirsiz kimliği.

Deckard’ın peşine düştüğü replikantlardan biri olan Roy Batty, yalnızca insanları öldürüyor. Filmin sonunda Deckard’ı öldüreceğine inandığımız anda, Roy Batty duruyor. Film buna net bir açıklama sunmuyor ve geriye tek bir açıklama kalıyor: Roy’un ahlaki kodlaması, kendi türüne ait olan diğer replikantları öldürmesini engelliyor.

Rachel Deckard’a, replikantları insanlardan ayıran testi kendinin çözüp çözmediğini sorduğunda Deckard cevap vermemişti. Testi çözmeden önce Rachel bir replikant olduğun bilmiyordu, ve Deckard’ın da aynı durumda olmaması için hiçbir sebep yok.

Rachel Deckard’ın apartmanına geldiğinde, Deckard’ın yüzünün Rachel’ın yüzünün arkasında göründüğü planda hem Rachel hem de Deckard’ın gözlerinin parladığını görüyoruz. Gözlerinin parlaması, replikantları insanlardan ayıran bir özellik, ve bu plan bize Deckard’ın bir replikant olduğunu gösteriyor.

Deckard’ın replikant olduğunu kabul ettiğimiz zaman, Deckard’ın hikayedeki saldırgan değil kurban olduğunu anlıyoruz. Rachel ve Deckard’ın arasındaki çekim de ikisin de paylaştığı talihsiz kimliklerinden kaynaklanıyor.

Gaff’in yankılanan sözleri de Deckard’ın insan olmadığına işaret ediyor: “Yaşamayacak olman çok kötü. Ama yeniden, kim yaşıyor ki?” Bu replikte ilginç olan şey, herkesin bir replikant olması ihtimaline işaret etmesi. Ya bütün insanlar replikant olduğunu bilmeyen replikantlarsa? Gaff’in Rachel ve Deckard’ın yaşamasına ve beraber kaçmalarına göz yummuş olması, replikantların hayat süresindeki kısalıktan dolayı zaten çok kısa zamanda öleceklerine inandığına işaret ediyor.

Ridley Scott’ın bir röportajlarındaki açıklalamaları Deckard’ın replikant olduğunu kanıtlar nitelikte. Scott, tek boynuzlu at origamisinin Deckard’ın replikant olduğunu kanıtladığını birçok röportajda belirtiyor: “O kesinlikle bir replikant.” Harrison Ford ise, Deckard’ın onun zihninde bir replikant olmadığını açıklıyor. Philip K. Dick’in romanında Deckard’ın bir replikant olmadığı açıkça belirtiliyor, öyle ki Deckard testi çözüyor ve insan olduğunu kanıtlıyor. Fakat Dick, Deckard’ın içinde yaşadığı dünyanın onu insanlıktan çıkardığını söylüyor.

Film ironilerle dolu. Deckard’ın replikantlara yaptığı test bir makine tarafından yapılıyor: Kimin gerçek olup kimin olmadığına da bir makine karar veriyor. Nasıl olur da kusurlu insanlar tarafından yaratılan bir makine neyin gerçek olduğuna karar verebilir?

Replikantların Yaşama Arzusu

İnsanlarda parlayan gözler, yaşam enerjisinin ve hevesinin bir göstergesi olarak algılanır. Buna rağmen filmde gerçek insanların değil replikantların gözlerinin parlaması, bunu tersine çeviren bir nitelik içeriyor. Bu dünyada, yaşama arzusu içindekiler gerçek insanlar değil replikantlar. Böyle bir durumda, yaşamayı replikantlar insanlardan daha bile çok hak etmez mi?

Görme yeteneğinin de filmde çok sembolik bir yeri var. Görme yeteneği, insanlık ve bilinç hakkında bir şey söylüyor, ve filmde en çok da replikantların gözleri ve görüşleri vurgulanıyor. Replikantlar ölen arkadaşları için ağlıyor, merak ediyorlar; bunun aksine filmdeki insanlar bütün şaşırma yeteneklerini yitirmiş. Sokaklarda zombiler gibi hareket ediyorlar.

Deckard’ın bir replikant olduğunu kabul ettiğimizde, film bizi replikantlarla özdeşleşmeye itiyor. Film, teknoloji, insanlık, gerçeklik gibi çok temel sorular soruyor. Eğer insana birebir benzeyen bir makine yaratmak mümkünse, insan denilen şey nedir? Replikantlar filmde, insanlık ve hayatın anlamı hakkında bazı sorular sormamıza olanak tanıyor.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi