Çocukluğu anlatan filmler sanki herkesi çok daha kolay yakalayabilirmiş gibi gelir bana hep. Herkesin üç aşağı beş yukarı aşina olduğu, sonra ebeveyn olduğunda bambaşka bir şekilde deneyimlediği, aşılması gereken ama çoğu insanın da dönmek istediği garip bir dönem çocukluk. Davetkâr olduğu, herkese bir şekilde çekici geldiği açık. En azından nostaljik geldiği… Jeremiah Zagar, We the Animals (Biz Hayvanlar) filminde çocukluğu anlatıyor ama bu herkesin kolayca bağ kurabileceği dönemin kolaylığına yaslanmıyor, inandırıcı bir hikâye anlatırken bizi kendimizi ve çocukluğu sorgulamaya itiyor. Zagar, ilk uzun metraj kurmaca filminde, kardeşlik, aile, ırkçılık ve heteronormativite gibi pek çok konuyu bir çocuğun gözünden olduğu gibi, detaylı değil ama derinlemesine inceliyor. Manny, Joel ve Jonah üç erkek kardeş. Genç yaşta birbirlerine aşık olarak evlenmiş Brooklynli bir anne ve Porto Rikolu bir babanın çocukları. Anne bir fabrikada çalışıyor, baba ise bir tesiste gece bekçisi. Üç erkek kardeş erkek çocuk hiperaktivitesini dışarı olağanca şiddeti ile dışa vururken, Jonah onlardan ayrı düşmeye başlıyor. Kendini gizli defterinde yarattığı yazılar ve çizimlerden oluşan bir dünyaya veriyor. Anne ve babanın dengesiz ilişkisi de bunun tuzu biberi oluyor. Üç kardeş ailelerine karşı, Jonah da hem ailesine hem diğer kardeşlerine karşı var olma savaşı veriyorlar. Gündelik sorunları ele alış biçimleri onları büyütüyor, olgunlaştırıyor ve aslında hiç de yabancı olmadığımız bir aile olma yolunda onları ilerletiyor. Üç kardeş ailesinden bir nebze uzaklaşırken, Jonah da iki kardeşinden uzaklaşıyor. We the Animals: 2010’lar Sinemasından Akrabalıklar Jeremiah Zagar, bu filminde pek çok filme bilinçli ya da bilinçsiz göz kırpıyor ve bu filmlerin hepsi içinde bulunduğumuz on yılda çekilmiş filmler. Yer yer kamerasını Terrence Malick gibi gezdiriyor, bize kardeşlerin kurduğu ilişkiyi ve bunun nasıl çatırdadığını göstermek için kullanıyor. Bazen bize Boyhood’u hatırlatıyor, bazen de Beasts of Southern Wild’ı… Bazen de pek çok eleştirmenin vurgulamayı seçtiği gibi Moonlight’ı… Ama tıpkı Moonlight gibi, bu film de bir “LGBTİ filmi” değil, bir “ırkçılık filmi” değil. Bu film, bu kategorilerin hayatın içindeki yerini doğal bir şekilde tespit edebilmiş bir film. Filmde kontrolsüz bir akış yahut boyundan büyük sözler yok. Sadece bir aile, sadece üç kardeş, sadece Jonah var ve az önce de dediğim gibi bunların hiçbirine bir an bile yabancı hissetmiyoruz. Bunlara ek olarak, çocukların “çocuk” olmasından kaynaklı bir şekilde, We the Animals filminde toplum somut bir biçimde yer almıyor. Çocukların toplum ile temasları kısıtlı ya da tanıklık şeklinde gerçekleşiyor. Babalarının kovulmasına neden olan o karşılaşmada toplum bize sezdiriliyor. Ancak, Jonah ve Dustin’in yakınlaşmasında, Jonah şans eseri “topluma” denk gelmiyor. Bu durumda da, “ihtiyaç duyulan” toplum, Jonah’a karşı aile meclisinde oluşturuluyor. Çocuklar büyümeye başladıklarında karşılarına duvar örülüyor ancak bu duvar erkek çocukların baba figürünü takip etmeye başladıklarında örülmüyor. Çünkü Manny ve Joel’e karşı bir toplum ittifakı oluşmuyor hiçbir şekilde filmde. Zagar, farklı bir dile sahip, gelecek vaat eden bir yönetmen. Dilinin dağınık olduğu, söylemek istediği şeyden tam olarak emin olmadığını hissettiğimiz anlar elbette mevcut. Fakat, 2010’lar sinemasının çeşitli trendlerine olan benzerliğine, özellikle de Malick gibi nev’i şahsına münhasır bir yönetmen ile yer yer yakınlaşmasına rağmen, kendine has bir dili kurabilme potansiyeline sahip gibi gözüküyor. Filmini bir dava filmi yapmadan, çocukluk filmi kolaycılığına kaçmadan,…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Yönetmen Jeremiah Zagar, filmini bir dava filmi yapmadan, çocukluk filmi kolaycılığına kaçmadan, bir çocuk karakteri - hem de oldukça kompleks bir çocuk karakteri - başarılı ve inandırıcı bir şekilde kurarak bir insan hikâyesi anlatmayı başarıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
75

Çocukluğu anlatan filmler sanki herkesi çok daha kolay yakalayabilirmiş gibi gelir bana hep. Herkesin üç aşağı beş yukarı aşina olduğu, sonra ebeveyn olduğunda bambaşka bir şekilde deneyimlediği, aşılması gereken ama çoğu insanın da dönmek istediği garip bir dönem çocukluk. Davetkâr olduğu, herkese bir şekilde çekici geldiği açık. En azından nostaljik geldiği… Jeremiah Zagar, We the Animals (Biz Hayvanlar) filminde çocukluğu anlatıyor ama bu herkesin kolayca bağ kurabileceği dönemin kolaylığına yaslanmıyor, inandırıcı bir hikâye anlatırken bizi kendimizi ve çocukluğu sorgulamaya itiyor. Zagar, ilk uzun metraj kurmaca filminde, kardeşlik, aile, ırkçılık ve heteronormativite gibi pek çok konuyu bir çocuğun gözünden olduğu gibi, detaylı değil ama derinlemesine inceliyor.

Manny, Joel ve Jonah üç erkek kardeş. Genç yaşta birbirlerine aşık olarak evlenmiş Brooklynli bir anne ve Porto Rikolu bir babanın çocukları. Anne bir fabrikada çalışıyor, baba ise bir tesiste gece bekçisi. Üç erkek kardeş erkek çocuk hiperaktivitesini dışarı olağanca şiddeti ile dışa vururken, Jonah onlardan ayrı düşmeye başlıyor. Kendini gizli defterinde yarattığı yazılar ve çizimlerden oluşan bir dünyaya veriyor. Anne ve babanın dengesiz ilişkisi de bunun tuzu biberi oluyor. Üç kardeş ailelerine karşı, Jonah da hem ailesine hem diğer kardeşlerine karşı var olma savaşı veriyorlar. Gündelik sorunları ele alış biçimleri onları büyütüyor, olgunlaştırıyor ve aslında hiç de yabancı olmadığımız bir aile olma yolunda onları ilerletiyor. Üç kardeş ailesinden bir nebze uzaklaşırken, Jonah da iki kardeşinden uzaklaşıyor.

We the Animals: 2010’lar Sinemasından Akrabalıklar

Jeremiah Zagar, bu filminde pek çok filme bilinçli ya da bilinçsiz göz kırpıyor ve bu filmlerin hepsi içinde bulunduğumuz on yılda çekilmiş filmler. Yer yer kamerasını Terrence Malick gibi gezdiriyor, bize kardeşlerin kurduğu ilişkiyi ve bunun nasıl çatırdadığını göstermek için kullanıyor. Bazen bize Boyhood’u hatırlatıyor, bazen de Beasts of Southern Wild’ı… Bazen de pek çok eleştirmenin vurgulamayı seçtiği gibi Moonlight’ı… Ama tıpkı Moonlight gibi, bu film de bir “LGBTİ filmi” değil, bir “ırkçılık filmi” değil. Bu film, bu kategorilerin hayatın içindeki yerini doğal bir şekilde tespit edebilmiş bir film. Filmde kontrolsüz bir akış yahut boyundan büyük sözler yok. Sadece bir aile, sadece üç kardeş, sadece Jonah var ve az önce de dediğim gibi bunların hiçbirine bir an bile yabancı hissetmiyoruz.

Bunlara ek olarak, çocukların “çocuk” olmasından kaynaklı bir şekilde, We the Animals filminde toplum somut bir biçimde yer almıyor. Çocukların toplum ile temasları kısıtlı ya da tanıklık şeklinde gerçekleşiyor. Babalarının kovulmasına neden olan o karşılaşmada toplum bize sezdiriliyor. Ancak, Jonah ve Dustin’in yakınlaşmasında, Jonah şans eseri “topluma” denk gelmiyor. Bu durumda da, “ihtiyaç duyulan” toplum, Jonah’a karşı aile meclisinde oluşturuluyor. Çocuklar büyümeye başladıklarında karşılarına duvar örülüyor ancak bu duvar erkek çocukların baba figürünü takip etmeye başladıklarında örülmüyor. Çünkü Manny ve Joel’e karşı bir toplum ittifakı oluşmuyor hiçbir şekilde filmde.

Zagar, farklı bir dile sahip, gelecek vaat eden bir yönetmen. Dilinin dağınık olduğu, söylemek istediği şeyden tam olarak emin olmadığını hissettiğimiz anlar elbette mevcut. Fakat, 2010’lar sinemasının çeşitli trendlerine olan benzerliğine, özellikle de Malick gibi nev’i şahsına münhasır bir yönetmen ile yer yer yakınlaşmasına rağmen, kendine has bir dili kurabilme potansiyeline sahip gibi gözüküyor. Filmini bir dava filmi yapmadan, çocukluk filmi kolaycılığına kaçmadan, bir çocuk karakteri – hem de oldukça kompleks bir çocuk karakteri – başarılı ve inandırıcı bir şekilde kurarak bir insan hikâyesi anlatmayı başarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi