Yaşamayanlar setinde bulunduğu dönemde Efecan Şenolsun tarafından cinsel saldırıya uğradığını belirten Elit İşçan, yaşadığı süreci anlatan bir açıklama yayınladı. İçtenlikle ve titizlikle kaleme alınmış bir metin olduğu aşikâr olan bu açıklama, yayınlandığı andan itibaren hem sektörel anlamda hem de sinemaseverler tarafından #SusmaBitsin hashtag‘iyle sahiplenildi. Peki neden susmamalıyız?

Reha Erdem’in Hayat Var filminden Mustang’e ve bu yıl da Tuzdan Kaide’den Sibel filmine birçok önemli projede yer alan Elit İşcan’ın yeni kariyer durağı Yaşamayanlar dizisiydi. Dizide de başarılı bir performans sergileyen İşcan, dizinin geçtiğimiz hafta 8. bölümüyle final yapmasının ardından dün akşam ayrıntılı bir metin yayınladı. Bu metinde, olayın yaklaşık olarak ne zaman ve nasıl geliştiğinden, ilk olarak hangi adımı attığından, attığı adımların nasıl sonuçsuz kaldığından bahseden ve hukuki süreci de başlatan Elit İşcan’ın yaşadıkları her açıdan önemli. Amerika’da #MeToo hareketiyle yayılan dalga, hiç şüphesiz belli kazanımlar getirdi. Bu mesele her açıdan sahiplenildiği sürece de bu kazanımlar artmaya devam edecek.

Ses Çıkarmaya Değmeyecek Taciz Yoktur

Ne yazık ki, dönüp dolaşıp gelinen belirli noktalar hâlâ var ve bunlarla ilgili birkaç cümle kurmak dahi lüzumsuz olsa da sanıyorum bıkmadan usanmadan tekrar etmek gerekiyor. Bu cümlelerden ilki, “Dava açsaymış”. Bir cinsel saldırıyı, tacizi kamuoyuna açıklamanın zorluğunu anlamak gerekiyor öncelikle. Hele sosyal medyanın böylesine yıkıcı bir yerde konumlandığı bir dönemde. Elit İşcan örneğinde de olduğu gibi, dava zaten açılmış. Ancak davanın açılması  kişileri ilgilendiren bir mevzu. Elbette belirli bir cezayla sonuçlanması örnek teşkil edecektir ama tacizin sektörde bu denli yaygın olması, hatta çoğu zaman ortada bir taciz olduğunun bile fark edilmemesi bu tür olayların sesli bir şekilde her yaşandığında dile getirilmesini, daha da inatla söylenmesini zorunlu kılıyor. Taciz, ne yazık ki sektörel bir hastalığa dönüşmeye çok yatkın bir suç. Örtbas edildiği sürece, para ve güçle gelen yanlış erillik kişiyi her şeye müktedir konumda olma yanılsamasına sürüklüyor adeta. Kendini en müktedir hissedenleri de -Harvey Weinstein örneğinde olduğu gibi- bu suçlamanın muhattabı yapabildiğimiz anda sektörel bir kazanımdan bahsedebileceğiz. Louis C.K. de açıklamasında, karşısında mastürbasyon yaptığı ya da penisine bakmalarını istediği kadınları bedensel olarak taciz etmediğini ama yaptığı şeyin gücünü kötüye kullanmak olduğunu kabul ettiğini söylemişti. Bunu düşünmeden yapabilirken arkasına saklandığı şey “gücüydü” aslında.

Bugün Elit İşcan bunu söyleyebildiği için bir başkası da kendi yaşadıklarını paylaşabilecek cesareti kendinde bulabilir. Cinsel taciz ve saldırı vakalarında dönüp dolaşıp gelinen bir diğer talihsiz nokta ise “Neden bu kadar bekledi?” sorusu. Cinsel saldırının travmatik bir tarafının olduğunu söylemeye gerek var mı, bilmiyorum. Bir kadın olarak uğradığım tacizlerde ilk tepki olarak neden donup kaldığım üzerine ben de uzun süre düşündüm. Çünkü, kadının beyanı esastır cümlesinin aslında Türkiye’de ne kadar işlemediğini adım adım deneyimlediğimi fark ettim. Bir gün Karaköy’de tacize uğrayan bir kadına bir başka hemcinsinin “Olur öyle şeyler kızım, hadi sen de uzatma.” dediğini, yaşadığım tacizi bildirdiğim bir polise uğradığım tacizi “kanıtlamaya” çalışırken onun üzerinde üniformasıyla “Ne var hanfendi, biz de bakıyoruz” diyebildiğini ya da bir başka polisin yaşadığım travmayı “sabah mahmurluğu” olarak tanımlayabildiğini ve buna dava bile açılmaz diyerek başından savabildiğini gördüm. Ama yine bir başka polisin durumla ne kadar ilgilendiğini ve şikayetimin bir davaya dönüşebildiğini ve cezayla sonuçlanabildiğini gördüm. Bu yüzden hak aramak da ses çıkarmak da özellikle böylesi hassas bir konuda öylesine korkutucu ki. Yalnız bırakılma, dışlanma, suçlanma ihtimali öylesine yüksek ki, uğranan hakaret, yaşanan travma yetmezmiş gibi bir de suçlu konumuna düşürülerek kendinizi kanıtlamak zorunda bırakılıyorsunuz. Bir tacizin “ne kadar” taciz olduğunu ve ses çıkarmaya değip değmediğini (?) adeta iyi sorgulamanız gerekiyormuş gibi bir atmosferin ortasında bulabiliyorsunuz kendinizi. Bu yüzden Elit İşcan da açıklamasını kaleme aldığı metinde bir paragraf boyunca suçlanma ihtimalini, kariyerinin bitme tehlikesini göze aldığını yazmak zorunda bırakılıyor.

Bu durumun sinema ve televizyon sektöründe ne denli yaygın olduğu hepimizin malumu. Elit İşcan’ın takdir edilesi açıklaması da çok önemli çünkü bir isim vermek, sektörün ve kamuoyunun bilgilenmesinin, sonraki süreçte olası tacizlerin önüne geçmek için önlem alınmasının imkânını tanıyor. Bugün Woody Allen’ın sektörün dışına itilmesi, Roman Polanski’nin isminin, Rosemary’s Baby filminin 50. yılına özel hazırlanan yeni versiyonunun tanıtımlarından çıkarılması, Kevin Spacey’nin All the Money in the World filminde yer alan sahnelerinin çıkarılması ve House of Cards dizisinin yeni sezonunda rol almaması gibi örnekler Türkiye için de umut vadetmeli. Her türlü tacizin bir yaptırımının olduğunun bilincinde olmak ve bir arada hareket etmenin önemini kavramak için geç bile kaldık. “Susma bitsin” haykırışı bu yüzden önemli çünkü susmazsak; bir gün, bir şekilde bitecektir.

Elit İşcan’ın açıklamasına aşağıdan ulaşabilirsiniz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi