Bir süredir kanserle mücadele eden ve 59 yaşında yitirdiğimiz Birol Ünel, iddialı bir tanımlamayla sinema tarihinin görüp görebileceği en şahsına münhasır, en özel oyunculardan biriydi. Klaus Kinski gibi zaptedilmesi güç, patlayıcı etkisi yüksek, orta yol nedir bilmeyen, itidal tanımayan bir aktör, James Dean gibi (Evet, James Dean gibi) bilhassa Avrupa sinemasının 2000’li yıllarına öyle ya da böyle damga vuran ikonik bir figürdü. Rol aldığı her filmde kendisinden bir iz bırakmayı başaran, bu izin; bazen hem kendisinde hem de izleyicide kalıcı bir yara izine dönüşmesine de sebep olan, en başta kendisinin, sonra hepimizin yerine hikâyedeki tüm duygu yoğunluğunu sırtlanan bambaşka bir tarzı vardı.

Mersin doğumluydu. Almanya’ya göçen Türkiyeli bir ailenin oğluydu. Oyunculuğa ve sanata merakı çocuk yaşlarda başlamıştı. O vakitlerde de etrafında olup bitenleri bedeniyle aynalamıştı çevresindekilere, yaşamının son demlerinde de. Tüm dünyanın kendisini tanımasına vesile olan film Fatih Akın imzalı Duvara Karşı – Gegen Die Wand olmuştu. Ama Hanover Üniversitesi’nde aldığı drama eğitiminin ardından Ünel, tiyatro sahnelerinde yeteneğini sergileyen, Berlin’in tiyatro camiası başta olmak üzere Almanya’nın önemli sahnelerinin tozunu atan biriydi. En nihayet 90’larda televizyon dizilerinde irili ufaklı rollerle kamera karşısına çıkan oyuncu, Thomas Arslan’ın 1999 yapımı filmi Dealer ve Ayşe Polat’ın 2000 tarihli filmi Auslandstournee’deki rolleriyle beyazperde için de leziz bir seçim olabileceğini ispatlamıştı. En nihayet Fatih Akın’la ilk iş birlikleri Temmuz’da – Im Juli (2000) sonrasında, Akın için de “Tamam ya da devam” niteliğindeki bir film olan Duvara Karşı – Gegen Die Wand (2004) geldi.

Birol Ünel ve Cahit Tomruk

Duvara Karşı, Avrupa sinemasının tüm dünyaya sirayet eden, 2000’lerdeki en büyük başarılarından biriydi. Ancak proje aşamasındayken her şey Fatih Akın için kâbus gibiydi. Yüksek bütçelerle çalıştığı Temmuz’da ve Solino tahmin ettiği kadar başarılı olmamıştı. Akın’ın finansal ve sanatsal anlamda birçok şeyin sınırına dayandığı bir dönemde bu film çekiliyordu, her şey yolunda gitmeliydi. Her şeyin yolunda gitmesi gereken bir filmin setinde bulunması gereken son oyuncu olarak görülse de Akın, Birol Ünel’e başrolü vermekte ısrarcı oldu. Ünel’in özel hayatındaki problemleri nedeniyle Akın’ın yapım ortakları bu karara karşıydı. Nitekim sette yaşanan kimi gerilimler, Ünel’in bir noktadan sonra filmden kopma noktasına gelmesi, Akın’ın binbir çabayla onu filme geri döndürmesi, hepsi ama hepsi filmin ana karakteri Cahit Tomruk’la, Birol Ünel’in özel hayatındaki personasının daha da sıkı birleşmesine sebep oldu. Sibel Kekilli’yle oluşturdukları “dışarlıklı” dayanışması, ikili arasında gelişen olağanüstü kimya ve kıvançta da, kederde de yakalanan uyum, Akın’ın tabiri caizse ciğerini ortaya sermek suretiyle gerçekleştirdiği reji, filmi de Ünel’i de Kekilli’yi de unutulmaz kıldı. Ünel artık Cahit Tomruk’tu.

Duvara Karşı öyle büyük bir ses getirmişti ki peşi sıra Türkiye’de rol aldığı iki film, Kalbin Zamanı ve Hırsız Var’da birçok izleyici için kayda değer tek şey Ünel’in bu filmlerdeki varlığıydı. Ardından kendisi gibi, anlattığı öykünün duygusunu derisinin altına işlemeyi başaran bir yönetmen olaran Tony Gatlif’in Transylvania’sında, en az Ünel kadar karakterlerine “damardan” bağlanan bir başka yıldızla Asia Argento’yla birlikte rol aldı. Bu filmdeki rolü, yine Cahit Tomruk’a yakın, kişisel yıkım peşinde bir karakter olan Çangalo’ydu. 2009 yılında yine Fatih Akın’la Aşka Ruhunu Kat – Soul Kitchen’ta birlikte çalıştı. Akın’ın da yakın zamandaki en kayda değer filmi olarak akıllarda yer eden Soul Kitchen’da, Cahit Tomruk’tan bir nebze uzaklaşmayı deneyen Ünel, Frederic Jardin’in Nuit blanche – Soluksuz Gece (2011), Ulaş İnan İnaç’ın Method gibi filmlerinde karşımıza çıktı. Hiçbiri, Ünel’in 2000’lerin başında yaşadığı ivmeye yaraşır filmler değildi. Eşkya Dünyaya Hükümdâr Olmaz adlı televizyon dizisinde de boy gösteren ve Kudret Sabancı’nın Hürkuş: Göklerdeki Kahraman filminde de rol alan Birol Ünel, son olarak Teresina Moscatiello, Simone Orlandini ikilisinin filmi North Pole: 90° North’ta rol aldı.

Özel hayatında yaşadığı problemler ve aykırılığı bir yana, kendi deyimiyle en sevdiği şeylerden biri faşistlere karşı direnmek ve savaşmaktı. Hiçbir zaman olmadığı biri gibi görünmedi, hiçbir zaman olamayacağı bir şey olmadı. Kendisi gibi yaşadı, hepimizin yerine hissetti, kendisi gibi bu dünyadan ayrıldı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information