Herkes Quentin Tarantino filmlerini sever (abarttım). Nefret etse bile sever (toparlıyorum); çünkü Tarantino hem herkesin saygı duyduğu ve sevdiği hem de arada derede kalmış, çok sesi duyulmadığı için keşfedenlerin kendilerine özel olduğunu zannettiği filmleri bir yerlerden çıkarır, kendi filminin içine bir şekilde gönderme yaparak yerleştirir, böylelikle ortaya çıkan "şey"e karşı istediğiniz kadar dirayetle mesafeli durun, yine de yüzünüze küçük bir tebessüm konduracak bir sahne, kare ya da karakter yaratmayı bilir. Çünkü filmlerini zaten iyi ya da ilginç olan başka filmlerin üzerine kurar sonra da bu filmler yumağından kendine ait bambaşka bir evren yaratır. Hâliyle Tarantino'nun filmleri herkese bir şekilde ilginç gelen, tüm anlatı evreniyle olmasa da bir yerinden izleyiciyi yakalamakta başarılı filmlerdir. Bu Quentin Tarantino kimdir temalı sıkıcı girişi yapmamın maalesef yegâne nedeni de, ülkemizde 23 Ağustos tarihinde vizyona girecek olan Bir Zamanlar... Hollywood'da - Once Upon a Time  in... Hollywood'un Tarantino'nun bahsettiğim bu özelliğinin çekiciliğini ve işlevselliğini sorgulamaya neden olacak kadar zorlayıcı bir film olması. Nedenlerini açıklayacağım. Açılışından kapanışına kadar onlarca referansın arasında belki de ilk kez Tarantino'ya gerçek anlamda bir söz söyleme, Hollywood hakkında açık ve politik bir tutum sergileme olanağı bahşeden konusuyla Bir Zamanlar... Hollywood'da, Hollywood'un 60'lı yıllarının sonlarına dair sinema endüstrisinin durumunu deşifre ederken bu deşifreyi yine Hollywood'un en ünlü yıldız isimleriyle epik bir Hollywood filmi olarak yapıyor ve dahası hikâye evreniyle gerçeklik sürekli iç içe geçerek bir süre sonra bambaşka muğlak bir yapı üretiyor (bu meselenin tam karşılığı André Gide'in mise-én-abyme kavramı denebilir. Anlatımın kendisini katmanlar hâlinde tekrar tekrar aynalaması ve böylelikle dipsiz bir kuyu içinde "esas meselenin" kaybolup gitmesi, Bir Zamanlar... Hollywood'da filminde tam olarak yaşanan durum). Film içinde çekilen film, filmlerin prodüksiyon süreçleri, oyuncuların oyunculuk ve performans hakkındaki diyalogları derken mütemadiyen bize izlemekte olduğumuz filmin de prodüksiyon sürecini hatırlatan anlatım nedeniyle hikâye evreninin dışına taşan bir gerçeklik ve bu gerçekliğin sürekli boşa çıkması, bir şey ifade etmemesi gibi bir durum söz konusu. Tam da Tarantino'dan beklenecek ve kanaatimce gayet de politik bir duruş olan bu "meseleyi boşa çıkarma" eyleminin kendisi, filmin anlatım stratejilerinde yapılan hatalar nedeniyle maalesef boşa çıkıyor. Yer yer sarkan senaryosu ve tüm film boyunca bize Sally Menke'nin ruhunu çağırma fantezisi kurduran ritmi bozuk kurgusu yüzünden film ne yazık ki göstermek istediği boşluğun içine çırpınarak düşüveriyor. Dinamik anlatım dili ve aşırı iyi planlanmış film ekonomisi ile tanıdığımız Tarantino evrenindeki diğer filmlere göre daha yavan duran dokuzuncu filminde yönetmenimiz belli ki Hollywood'a yazdığı aşk mektubunda biraz fazla heyecanlanıyor ve eli azıcık ayağına dolaşıyor. Bir Zamanlar... Hollywood'da: Tarantino'nun Kamuya Açık Fantezisi Leonardo DiCaprio'nun canlandırdığı Rick Dalton karakteri çoğunlukla efsanevi yıldız oyuncu Burt Reynolds üzerine kurulu olmakla birlikte, Hollywood'da 60'lı yıllarda ışığı yavaşça sönen birçok yıldız oyuncudan ilham alınarak yaratılmış. Ancak hem oyunculuk ve performans üzerine, hem Hollywood'un yıldız sistemi hakkında söylenecek her şeyi bir karakter üzerinden anlatabilmek için yaratılmış Rick Dalton adeta. Kariyeri hakkında kaygı güden ve oyunculuğa tuhaf bir hırsla bağlı olan karakter, kendisini canlandıran Leonardo DiCaprio'nun personasıyla da benzerlik gösteriyor. Rick Dalton'un dublörü rolündeki Cliff Booth (Brad Pitt) ise tam olarak sektörü performans - oyunculuk üzerinden deşifre etmeyi tercih eden Tarantino…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Yer yer sarkan senaryosu ve tüm film boyunca bize Sally Menke'nin ruhunu çağırma fantezisi kurduran ritmi bozuk kurgusu yüzünden film ne yazık ki göstermek istediği boşluğun içine çırpınarak düşüveriyor.

Kullanıcı Puanları: 3.4 ( 21 votes)
55

Herkes Quentin Tarantino filmlerini sever (abarttım). Nefret etse bile sever (toparlıyorum); çünkü Tarantino hem herkesin saygı duyduğu ve sevdiği hem de arada derede kalmış, çok sesi duyulmadığı için keşfedenlerin kendilerine özel olduğunu zannettiği filmleri bir yerlerden çıkarır, kendi filminin içine bir şekilde gönderme yaparak yerleştirir, böylelikle ortaya çıkan “şey”e karşı istediğiniz kadar dirayetle mesafeli durun, yine de yüzünüze küçük bir tebessüm konduracak bir sahne, kare ya da karakter yaratmayı bilir. Çünkü filmlerini zaten iyi ya da ilginç olan başka filmlerin üzerine kurar sonra da bu filmler yumağından kendine ait bambaşka bir evren yaratır. Hâliyle Tarantino’nun filmleri herkese bir şekilde ilginç gelen, tüm anlatı evreniyle olmasa da bir yerinden izleyiciyi yakalamakta başarılı filmlerdir. Bu Quentin Tarantino kimdir temalı sıkıcı girişi yapmamın maalesef yegâne nedeni de, ülkemizde 23 Ağustos tarihinde vizyona girecek olan Bir Zamanlar… Hollywood’da – Once Upon a Time  in… Hollywood’un Tarantino’nun bahsettiğim bu özelliğinin çekiciliğini ve işlevselliğini sorgulamaya neden olacak kadar zorlayıcı bir film olması. Nedenlerini açıklayacağım.

Açılışından kapanışına kadar onlarca referansın arasında belki de ilk kez Tarantino’ya gerçek anlamda bir söz söyleme, Hollywood hakkında açık ve politik bir tutum sergileme olanağı bahşeden konusuyla Bir Zamanlar… Hollywood’da, Hollywood’un 60’lı yıllarının sonlarına dair sinema endüstrisinin durumunu deşifre ederken bu deşifreyi yine Hollywood’un en ünlü yıldız isimleriyle epik bir Hollywood filmi olarak yapıyor ve dahası hikâye evreniyle gerçeklik sürekli iç içe geçerek bir süre sonra bambaşka muğlak bir yapı üretiyor (bu meselenin tam karşılığı André Gide’in mise-én-abyme kavramı denebilir. Anlatımın kendisini katmanlar hâlinde tekrar tekrar aynalaması ve böylelikle dipsiz bir kuyu içinde “esas meselenin” kaybolup gitmesi, Bir Zamanlar… Hollywood’da filminde tam olarak yaşanan durum). Film içinde çekilen film, filmlerin prodüksiyon süreçleri, oyuncuların oyunculuk ve performans hakkındaki diyalogları derken mütemadiyen bize izlemekte olduğumuz filmin de prodüksiyon sürecini hatırlatan anlatım nedeniyle hikâye evreninin dışına taşan bir gerçeklik ve bu gerçekliğin sürekli boşa çıkması, bir şey ifade etmemesi gibi bir durum söz konusu. Tam da Tarantino’dan beklenecek ve kanaatimce gayet de politik bir duruş olan bu “meseleyi boşa çıkarma” eyleminin kendisi, filmin anlatım stratejilerinde yapılan hatalar nedeniyle maalesef boşa çıkıyor. Yer yer sarkan senaryosu ve tüm film boyunca bize Sally Menke’nin ruhunu çağırma fantezisi kurduran ritmi bozuk kurgusu yüzünden film ne yazık ki göstermek istediği boşluğun içine çırpınarak düşüveriyor. Dinamik anlatım dili ve aşırı iyi planlanmış film ekonomisi ile tanıdığımız Tarantino evrenindeki diğer filmlere göre daha yavan duran dokuzuncu filminde yönetmenimiz belli ki Hollywood’a yazdığı aşk mektubunda biraz fazla heyecanlanıyor ve eli azıcık ayağına dolaşıyor.

Bir Zamanlar… Hollywood’da: Tarantino’nun Kamuya Açık Fantezisi

Leonardo DiCaprio’nun canlandırdığı Rick Dalton karakteri çoğunlukla efsanevi yıldız oyuncu Burt Reynolds üzerine kurulu olmakla birlikte, Hollywood’da 60’lı yıllarda ışığı yavaşça sönen birçok yıldız oyuncudan ilham alınarak yaratılmış. Ancak hem oyunculuk ve performans üzerine, hem Hollywood’un yıldız sistemi hakkında söylenecek her şeyi bir karakter üzerinden anlatabilmek için yaratılmış Rick Dalton adeta. Kariyeri hakkında kaygı güden ve oyunculuğa tuhaf bir hırsla bağlı olan karakter, kendisini canlandıran Leonardo DiCaprio’nun personasıyla da benzerlik gösteriyor. Rick Dalton’un dublörü rolündeki Cliff Booth (Brad Pitt) ise tam olarak sektörü performans – oyunculuk üzerinden deşifre etmeyi tercih eden Tarantino için, bir oyuncunun “yedeği” olması nedeniyle sektörün oyunculuğa bakışını özetleyerek neredeyse Rick Dalton’dan daha hayati bir karakter. Sektörü ve Hollywood’a yazılan bu aşk mektubunu, yapımcılar yönetmenler gibi diğer bileşenlere değil de oyunculuk üzerine kurmak elbette ki bir tesadüf olmamakla birlikte, Tarantino özelinde de -kendisi de en az bir oyuncu kadar performatif bir persona yarattığı için- oldukça yerinde bir tercih. Filmin kendisini sürekli bir şekilde aynalaması, oyuncuların gerçek hayattaki personalarını da düşünerek izlendiğinde ilginç yapıya bürünmesi filmin belki de en başarılı noktalarından biri.

Ancak film tüm bu anlatım stratejilerinin yanı sıra yatay düzlemde bir de geniş ve gerçek bir hikâyeye de yer veriyor ve galiba işler biraz burada karışıyor. 1969 yılında Charles Manson’ın müridleri tarafından işlenen ve bir anda ’68 rüzgârının önüne sert bir set çeken Hollywood cinayeti üzerine kurulu bu hikâyede yer alan gerçek isimler, kurmaca olan film evreninde nerede duracaklarını biraz şaşırıyorlar gibi. Kurmaca ve gerçek hikâye bir araya gelirken oldukça ilginç yeni bir film evreni yaratmayı başarabilen Bir Zamanlar… Hollywood’da, özellikle gerçek karakterlerin gerçek hikâyelerini bir anlatıya dönüştürürken uzayan ve sıkıcı hâle gelen senaryosu ile filmin anlatım ekonomisini bozguna uğratıyor. Tarantino’nun aşk mektubunun belli ki büyük bir kısmını kapsayan Sharon Tate, filmin üçüncü ana karakteri olarak neredeyse hiçbir derinlik göstermeden, güzelliğini ve masumiyetini herkese sunup gidiyor. Bahsettiğim bu yüzeysellik Margot Robbie’nin oyunculuğundan değil, güzeller güzeli Sharon Tate’in Hollywood tarihinde trajik bir cinayete kurban gitmenin ve Roman Polanski’nin biricik güzel eşi olmanın ötesinde çok derin bir iz bırakmamış olmasından kaynaklanıyor, ki bu muhtemelen Tate henüz 26 yaşındayken katledildiği için de olabilir. Filmi henüz izlemeyenler için keyif kaçıran bir bilgi vermemek adına gerçek hikâyenin sonunun filmde nasıl işlendiğini anlatmayı uygun bulmuyorum ancak şunu söyleyebilirim ki, Tarantino gerçek hikâyeyi masum ve güzel Sharon Tate’in anısına saygı duyarak yapılandırmayı tercih etmiş. Bu tercih de yine oyunculuk üzerine kurulu olan anlatı gibi, klasik anlatı sinemasının şablonlarının, iyi ve kötü karakterlerin ayrımının ve karakterlerin hikâyelerinin nasıl son bulacağının aynalanarak, gerçek olayları bile istendiği şekilde bitirebilen, değiştirebilen kısaca gerçekten daha gerçek bir kurmaca yaratabilen Hollywood’a uyan bir anlatı sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi