Hepimizin küçük yaşlardan beri hayranlık duyduğu bir kahramanı vardır. Zaman geçtikçe bağımızı bir nebze yitirsek bile, birlikte büyüdüğümüzden olsa gerek, o bir şekilde bizimledir. Bu tutku kimi zaman yalnızca karakteri değil, aynı zamanda hayatını adayacağı uğraşı da etkiler. Ancak kahramanıyla tanışıp ondan övgü almak ve hatta birlikte çalışmak, pek azımızın nail olabileceği bir şeref.

Mike Flanagan, o bir avuç şanslı insandan bir tanesi. Dahası, senaryosunu yazıp yönetmen koltuğunda oturduğu ve daha önceki tüm filmlerinde olduğu gibi kurgusunu da yaptığı Doktor Uyku – Doctor Sleep,  Flanagan’ın yalnızca bir değil iki kahramanın kesişim kümesinde: Şimdiye kadar yazdığı her bir kelimeyi okuduğunu söylediği Stephen King ile 5. sınıfta izlediğinden bu yana aklından çıkmayan Cinnet – The Shining’in yönetmeni Stanley Kubrick.

Gelgelelim bu sürreal deneyim peşinde büyük bir sorumlulukla geliyor: İki kahramanını da onurlandırmak için yaptığı işin hakkını vermek. Mike Flanagan’ın, Doktor Uyku’yu çekerken geceleri ter içinde uyanmasının sebebi de tam olarak bu. Daha önceki hiçbir projesinde böylesine bir baskı hissetmediğini söyleyen yönetmen, çareyi romanla film arasındaki dengeyi doğru dozda ayarlamakta bulmuş. Fakat King’in, Kubrick’in filmiyle ilgili pek de hoş fikirlere sahip olmaması, Flanagan’ın işini hiç de kolaylaştırmamış.

Yine de Mike Flanagan, zorlukların üstesinden gelmek konusunda epey deneyimli. Film okulundan mezun olmasının hemen ardından, henüz 22 yaşındayken ilk filmi Makebelieve’i çekmiş olması bunun bir göstergesi. Seyirci deneyimi için pek de uygun olmadığını söylediği diğer iki aile melodramı Still Life ve Ghosts of Hamilton Street’in ardından Flanagan, korku türündeki Oculus’u çekmek ister ancak projeyi finanse edecek kimseyi bulamaz. Bunun üzerine 2006 yapımı Oculus: Chapter 3 – The Man with the Plan isimli kısa filmi çekerek yapımcıları ikna etme uğraşına girişir. Bu kısa film, festivallerdeki gösterimlerinin ardından başarılı geri dönüşler alsa bile yapımcılar, yönetmenin aklındaki film için para ödemeyi hâlen istememektedir. Bunun üzerine, bir başka projesi olan Absentia’yı Kickstarter’dan topladığı maddi destekle çeker. Geneli arkadaşlardan oluşan küçük bir ekiple ve evde var olan ışıkla çekilen filmin, ABD’deki küçük çaplı festivallerde gösterilip beğenilmiş olması da, tüm bu sürecin güzel bir finale bağlanmasını sağlar. Gerekli para bulunur ve Oculus, en nihayetinde 2013’te Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapar. Çekmek için yedi yıl uğraştığı Oculus’la ilk büyük çıkışını yapan Flanagan’ın karşılaşacağı zorluklar yine de bitmemiştir. O filmin hemen ardından, 2013’te çekilen Before I Wake, yapımcı şirketin iflasının ardından yıllarca rafta kalır ve seyirciyle buluşması Netflix’in haklarını satın aldığı 2018’i bulur.

Doktor Uyku: Stephen King ve Stanley Kubrick’in Kendi Hâlindeki Çocuğu

Bildiğiniz üzere Doktor Uyku, Mike Flanagan’ın ilk roman uyarlaması değil. Hatta ilk Stephen King uyarlaması hiç değil. Ancak yönetmen, kimilerine göre şimdiye dek çekilmiş en iyi King uyarlamalarından bir tanesine imza attı bile. Dahası, çekim sürecine pek dâhil olmayan yazarın, filmi izlemesinin ardından Twitter üzerinden yaptığı olumlu yorumlar ve daha sonra mail aracılığıyla yönetmene ulaşmış olması, Flanagan için oldukça önemli kişisel başarılar olsa gerek. Ayrıca yine Netflix için çektiği, geçtiğimiz senenin en iyi dizileri arasında gösterilen The Haunting of Hill House’un da Shirley Jackson’ın romanından uyarlandığını hatırlatalım. Şimdiye dek korku türündeki romanları uyarladığı iki projesinde de başarılı olan Flanagan için Doktor Uyku, bu manada iyi bildiği sularda yüzdüğü bir proje.

Başrolde Ewan McGregor’un yer aldığı Doktor Uyku, Overlook’ta yaşadığı travmayı bir türlü atlatamayan Dan’in, küçük yaştaki Abra ile tanışmasının ardından geçmişiyle barışmasını ve korkularıyla yüzleşmesini anlatıyor. Her ne kadar bir karakter devamlılığından söz edebiliyor olsak da, Stanley Kubrick’in dışarıda bıraktığı bazı ögelerin varlığı nedeniyle Doktor Uyku, Cinnet’in tam manasıyla bir devam filmi değil. Mike Flanagan, bu durumu şu şekilde açıklıyor: “Bu film, Cinnet’in devamı değil fakat onun soyundan geliyor. Filmde ebeveynlerin, yani King ve Kubrick’in, DNA’larını bulmak mümkün ancak filmin kendi ayakları üzerinde durması gerekiyor ve bunu ebeveynlerini onore edip cool, küçük, azimli ve tuhaf çocuk olarak onları tebrik ederken yapmaya çalışıyor.” Romanlarda olmasına karşın Kubrick’in pek de işin içerisinde katmak istemediği doğaüstü güçlere yer verilirken; Overlook Oteli’nin tasarımından, asansörden kan boca edilen sahneye dek pek çok Cinnet referansının Doktor Uyku’da yer alıyor olması da, bu görüşün doğal bir yansıması elbette ki.

Kaynak: ScreenCrush & The Mary Sue & Popüler Sinema & Thrillist

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information