Advertisement
TT7b4OqRhMY


Leigh Whannell’ın anlatımıyla Elisabeth Moss’lu The Invisible Man’in önemli bir sahnesine yakından bakalım.

***Bu yazı The Invisible Man ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

The Mummy’nin sinema dünyasında yarattığı facia sonucunda kurduğu Dark Universe sinematik evrenini başladığı gibi bitiren Universal, canavar hikâyelerini solo filmlerle beyazperdeye taşımaya karar verdi ve bu doğrultuda The Invisible Man‘i izleyici karşısına çıkardı. Filmi yönetmesi için Saw serisinin yaratıcılarından Leigh Whannell ile anlaştı. Senarist ve oyuncu kimliğiyle tanınan, Insidious: Chapter 3 ile ilk uzun metrajını çektikten sonra, 2018 yapımı Upgrade ile yönetmenlik alanındaki hünerleri sergileyen Leigh Whannell’ın, The Invisible Man hikâyesine nasıl bir yorum getireceği merak konusuydu. Filmin senaryosunu da kaleme alan Whannell, beklentilerimizi boşa çıkarmadı ve tam da zamanın ruhuna uygun bir korku filmi çekmeyi başardı.

Hollywood’da kadın hareketinin yükseldiği bir dönemde vizyona giren The Invisible Man, Hollywood özelinde yaşanan olaylarla ve filmin hikâyesiyle bir paralellik kuruyor. Bu sayede yukarıda da bahsettiğimiz gibi zamanın ruhuna hitâp eden bir film olma konumuna erişiyor. Özellikle filmin ana karakteri Cecilia üzerinden günümüzde yaşananlarla bağlantı kuran Leigh Whannell, Hollywood’da yükselen kadın hareketinin sinemada nasıl anlatılması gerektiği konusunda adeta ders niteliğinde bir filme imza atıyor.

Buradan hareketle filmin konusunda bahsetmekte fayda var. The Invisible Man, kendisini sürekli manipüle eden ve hayatını kendi istekleri doğrultusunda şekillendiren eşi Adrian’dan kaçan Cecilia’nın hikâyesini mercek altına alıyor. Hayatına çeki düzen vermek için önemli adımlar atan Cecilia, Adrian’ın intihar ettiğini öğrenmesinden sonra açıklanamaz birtakım olaylarla karşılaşıyor ve Adrian’ın gerçekten ölüp ölmediğini sorgulamaya başlıyor. Görünmeyen bir varlık tarafından sürekli rahatsız edildiğini söyleyen Cecilia, Adrian’ın ölmediğinden adı gibi emin ancak sesini duyurma konusunda çevresindekileri bir türlü ikna etmeyi başaramıyor. Çevresindeki birçok insan Cecilia’nın akıl sağlının yerinde olmadığını düşünüyor. Aslında bu durum tam da günümüzde birçok kadının yaşadığı durumla eş değer. Filmin de Cecilia’dan yana tavır alması da, bir izleyici olarak Cecilia’nın neler yaşadığına birebir tanık olmamızı sağlıyor. Bunu bir korku-gerilim filminde anlatmak ise Leigh Whannell’ın alamet-i farikası olarak akıllarda yer ediniyor.

Bir Sahnenin Anatomisi: Leigh Whannell’ın Anlatımıyla The Invisible Man

Adrian, görünmez özelliği olan bir giysiyi giymesi sonucunda kendi yaptığı şeyleri sanki Cecilia yapıyormuş gibi çevreye lanse ediyor. Cecilia’nın yalnız olduğu anlarda deyim yerindeyse hayatı ona dar ediyor. Filmin görsel efekt kullanımı da bunu yansıtmada oldukça başarılı, hatta mükemmel.

Özellikle Cecilia’nın mutfakta yalnız kaldığı sahnede bu durumun etkilerini görmek mümkün. Söz konusu bu sahnede Cecilia, görünmez olan Adrian tarafından boğazı sıkılarak havaya kaldırılıyor ve sonrasında yere fırlatıyor. Cecilia ve görünmez Adrian arasında geçen bu sahnenin izleyiciye inandırıcı gelmesi için görsel efekt sanatçıları, dublörler ve tabii ki de Elisabeth Moss bir araya geliyor. Bunun için dans eğitimi alan Elisabeth Moss, sahnenin bazı kısımlarını kendisi çekerken; fiziksel gücün yoğunlukta olduğu diğer kısımları da Moss’un dublörü gerçekleştirdi. Elisabeth Moss’un sürekli oradan oraya savrulması iplerle desteklenirken; Moss’un karşısındaki görünmez insanın temsili ise yeşil bir kostüm giyen bir dublör tarafından sağlandı. Sonrasında yeşil kostümlü dublörün sahneleri, görsel efektlerle silindi. Robotik teçhizatlı hareket kontrol kamerası kullanarak bu sahneyi gerçekleştiren film ekibi, sahnedeki sürekliliği bu şekilde sağladı. Sydney’de faaliyetlerini sürdüren Cutting Edge şirketi ise filmdeki görünmezlik etkilerini hayata geçirmek için çalıştı.

Leigh Whannell, Cecilia’nın gerçekten “bir şeyler” gördüğünü söyleyerek konuşmaya başlıyor ve sahneyle ilgili düşüncelerini şu şekilde dile getiriyor: “Tehdidin çok gerçekçi olmasını istedim. İki insanın savaştığı böyle bir sahne çekmenin ilginç bir yolu olacağını düşündüm. Anlaşılması oldukça zor oldu. Senaryoyu yazarken, kafamda gördüğüm şeyleri ekrana getirmek biraz zaman aldı.” Sahnenin hem yazılış şeklini hem de teknik başarısını düşündüğümüzde, Leigh Whannell’ın kendi yazdığı senaryoyu filme iyi bir şekilde aktardığını söyleyebiliriz.

New York Times’ın Anatomy of a Scene serisinde yayınlanan, Elisabeth Moss’un harika oyunculuğuyla anlatısını daha da güçlendiren The Invisible Man’in en akılda kalıcı ve önemli anlarından birini oluşturan bu sahnenin analiz edildiği videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information