Bir süredir kaleme aldığım Bir Filmin Hikâyesi bölümünü yaratmaktaki gayem bir yönetmen, oyuncu ya da prodüksiyon ekibinin ellerindeki projeyle olan derin bağının izini sürmekti. Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında – At Eternity’s Gate’i kendi adıma ilginç kılan, yönetmeni Julian Schnabel’in aynı zamanda bir ressam olmasından dolayı Van Gogh’a duyduğu ilgi iken Tolkien için, Dome Karukoski’nin kendisini küçük yaşlardan bu yana J. R. R. Tolkien ile özdeşleştirmiş olmasıydı. Dolayısıyla bir şekilde tutkunun peşindeydim ve bu duygunun bahsini ettiğim sanatçıların hâlihazırda içinde olması sebebiyle filmin üretim süreci her daim merkezde olmuştu. Ancak serinin altıncı bölümünde bu durum ilk kez değişiyor çünkü Elektrik Savaşları – The Current War, prodüksiyon sürecinden ziyade sonrasıyla yazının konusu. Gelgelelim tutku yine de bir şekilde karşımıza çıkacak ilerleyen satırlarda.

2017’nin Eylül ayında tam olarak nerede olduğunuzu ve neler hissettiğinizi hatırlıyor musunuz? Ben, şahsen hatırlamıyorum. Alfonso Gomez-Rejon ise o günleri daha dün gibi hatırlıyor: “O ana kadar dibe vurmanın ne demek olduğunu bilmiyordum. Hazır olmadığımı bildiğim bir gösterimden sonra tamamen mahvolmuştum.” O dönemde, benim de pek sevdiğim, ilk uzun metrajı Ben, Earl ve Ölen Kız – Me and Earl and the Dying Girl’ün yarattığı başarı rüzgârını ardında bulunduran yönetmenin izledikten sonra çöküş yaşadığı şey, üzerinde kendi ismi yazan bir film. O hissiyatı daha iyi anlamak için ise biraz geri gitmemiz gerekli.

2012. Wanted filmiyle tanınan Timur Bekmambetov, babasının elektrik mühendisi olmasının da etkisiyle, büyük ilgi duyduğu Nikola Tesla ve Thomas Edison gibi figürleri anlatan, Michael Mitnick imzalı ve Black List damgalı senaryoyu satın alır. Filmi finanse etmek için The Weinstein Company ile anlaşmasının ardından projenin başına geçmesi için Alfonso Gomez-Rejon adına lobi yapar ve bu dileği gerçekleşir. Çekimlerin başladığı 2016’dan itibaren ise taraflar arasında anlaşmazlıklar baş gösterir. Weinstein cephesi filme bolca duygusallık içeren ve her şeyi kör göze parmak sokarcasına açıklayan bir tarz uygun görürken karşı taraf tüm bunları bir kenara bırakıp karanlık tona sahip bir işin ortaya çıkması taraftarıdır. Çekimlerin ardından kurgu sürecinde de bu mücadele devam ederken Harvey Weinstein, filmi elinin güçlü olduğu Toronto Film Festivali’nde göstermek adına post-prodüksiyon sürecini aceleye getirir. Sonuç olarak tam hazır olmamakla birlikte yönetmenine göre en önemli sahnelerden çoğunun yer almadığı bir film, Toronto’da gösterilir. Geri dönüşler ise felakettir. Alfonso Gomez-Rejon, tüm bu süreci şu sözlerle özetliyor: “İnsanlar beni Harvey Weinstein’ın bu şekilde davrandığına dair uyararak dikkatli olmamı istemişti ve Toronto’daki kurguyu izleyip kendimi aptal gibi hissedene dek onun bir diğer zayiatı olmamak konusunda kararlıydım. Korkusuzken bir anda ben de onun bir kurbanı, bir dipnot oldum.

Toronto’nun ardından filmi biraz da olsa çekip çevireceğini uman Gomez-Rejon, Weinstein’dan gelen son kurguyla birlikte Elektrik Savaşları’nın, kariyeri boyunca üzerine bahaneler üreteceği işi olacağına hissiyatına kapılır. En çok da hikâyenin potansiyelinin boşuna gitmesine üzgündür. Ancak tam da o dönemde hiç beklenmedik bir şey olur: Hakkında onlarca tecavüz ve cinsel saldırı haberi çıkan Harvey Weinstein, yerinden alaşağı edilirken şirketi de batar. Elektrik Savaşları da, oldukça benzer bir süreçten geçen Olacak İş Değil – The Upside gibi, rafta kalır.

Elektrik Savaşları: Martin Scorsese Sağ Olsun

Aradan geçen neredeyse bir yıllık sürenin ardından Timur Bekmambetov, filmin haklarını geri almak için uğraşmasına karşın bir sonuç alamasa bile hem o hem de Gomez-Rejon projeden vazgeçmez. Lantern Capital’ın The Weinstein Company’den geri kalanları satın almasıyla birlikte aradıkları fırsat ellerine geçer. Şirketle Elektrik Savaşları’nın yeniden kurgulanıp vizyona girmesine dair yazışmalar gerçekleşse de kafalarındaki kurguyu filmin yeni sahiplerine anlatmayı planladıkları toplantı asla vuku bulmaz. Hatta filmin Weinstein tarafından kurgulanmış son hâlinin hızlı şekilde dolaşıma girmesi kararı çıkar. İşte tam da bu noktada yeni bir umut doğar. Umudun ismi Martin Scorsese’dir.

İlk gençliğini Martin Scorsese filmleri izleyerek geçiren Alfonso Gomez-Rejon, hayranı olduğu yönetmenin ofisinde staj yaptıktan sonra Casino’da set asistanı olarak çalışıp bir de Scorsese’nin yönettiği Chanel reklamının senaryosunu yazmıştır. Zaman içerisinde kendisinin bir nevi akıl hocası hâline gelen Scorsese, Elektrik Savaşları’nı yönetmeye karar vermesinin ardından, büyük oranda genç yönetmene sahip çıkmak amacıyla, projeye yapımcı olarak dâhil olur. İlk süreçte hiç yer almasa bile Scorsese’nin sözleşmesinde, Gomez-Rejon’un onayı olmadan üretilecek bir kurgunun veto edilebilmesine dair bir kısım vardır ve usta yönetmen, bu hakkını kullanır. Bunun üzerine Lantern, filmin yeniden şekillendirilmesine hem onay verir hem de bu sürece maddi olarak destek olma kararı alır. Bekmambetov ve Gomez-Rejon’un da kendi ceplerinden çıkardığı paralarla beraber gerekli bütçe toparlanır ve çalışmalar hemen başlar. Önce İngiltere’deki bir çiftlik evinde sadece bir gün süren yeniden çekimler başlar; aralık ayının bir cumartesine denk gelen o günde tüm oyuncular setteki yerini alır. Bunun ardından genç yönetmen, yeniden kurgu odasına girip yaklaşık iki ay boyunca yeniden film üzerinde çalışma fırsatı bulur. Bu sırada Danny Bensi ve Saunder Jurriaans, film için yeni müzikler besteler. En nihayetinde bir “yönetmen kurgusu” ortaya çıkmıştır: “Aslında filmi ardımda bırakıp hayatıma devam etmek kolaydı ama bunu yapmadım. Ve şimdi, ne olursa olsun, yapabileceğim en iyi versiyonu hayata geçirdim.

Alfonso Gomez-Rejon’a, Elektrik Savaş’ın son hâlinin Toronto Film Festivali’nde gösterilenden farkı sorulduğunda ise şu yanıtı veriyor: “İki adamın arasındaki gerilimin nasıl arttığını gösteren doğru tempo da dâhil olmak üzere kayıp olan her şey artık var. Filmin kalbi de yeniden yerine geldi: Edison’un eşiyle olan ilişkisi, onun ölümcül hastalığını açıklanması ve bu durumun Edison üzerindeki etkileri. Artık onun ölümünü derinlemesine hissedebiliyor ve karısının, onun hırsını insani bir hâle getirememesiyle birlikte Edison’un nasıl karanlık tarafa geçtiğini anlayabiliyorsunuz. Westinghouse da –ilk kurgunun aksine- azizleştirilmeden daha insani bir karaktere büründü… Müzik, onların arasındaki savaşın gerilimini tırmandırıyor.

Elektrik Savaşı’nın son hâlini izledikten sonra Gomez-Rejon’a hak vermemek güç. Gerek Edison’un gerekse de Westinghouse’un karakterizasyonu oldukça başarılı ve iki karakterin motivasyonlarını gayet açık şekilde anlamak mümkün. Öte yandan Elektrik Savaşları, elektriğin nasıl bulunduğuna ya da bunun ilahi amaçlarla yapılıp yapılmadığına pek de önem vermiyor. Filmin esas alamet-i farikası, bu iki “bilim insanı” arasındaki derin rekabet. Dolayısıyla ton itibarıyla, karşımızdaki Sosyal Ağ – Social Network, Kazanma Sanatı – Moneyball ya da yakın zamanda izlediğimiz High Flying Bird’ü andıran bir film. Ve evet, müzik gerçekten filmdeki gerilimin artmasına önayak olan etmenlerin en başında geliyor.

Başrollerde Benedict Cumberbatch ve Michael Shannon’ın yer aldığı Elektrik Savaşları, vizyonda.

Kaynak: Deadline & The Wall Street Journal

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi