Advertisement
19. yüzyılın sonlarında Şili ve Arjantin'in güneyindeki Tierra del Fuego Adaları (Türkçeye "Ateş Toprakları" olarak çevirebilir), batıda az bilinen bir soykırıma sahne olmuştur. Bölgede altın rezerveleri olduğuna dair duyumlar alan çoğu Britanyalı olan Avrupalılar bölgeyi işgal ederlerken, burada yaşayan ve Selk'nam olarak bilinen yerli halkı kelimenin tam anlamıyla katletmişlerdir. Öyle ki bölgede yaşayan Selk'namların sayısı 19. yüzyılın ortalarında 4000 civarındayken, bu sayı 1919'da 297'e, 1930'da ise 100 civarına kadar düşmüştür. Bu soykırım büyük ölçüde buraya gelen ve bölgede geniş çiftlikler kuran çiftçilerin eliyle, büyük şirketlerin teşvikiyle gerçekleştirilmiştir. Şili tarihine odaklanan, politik yanı ağır basan filmleriyle tanınan yönetmen Miguel Littín'in 2000 tarihli filmi Tierra del fuego doğrudan bu soykırıma odaklanır. Şili sinemasının yeni nesil yönetmenlerinden Théo Court'un yönettiği, başrolünde usta oyuncu Alfredo Castro'nun oynadığı, geçtiğimiz yıl Venedik Film Festivali'den üç ödülle dönen Beyaz Üstüne Beyaz da seyirciyi, 20. yüzyılın başlarında Tierra del Fuego Adaları'na, bu soykırımın yaşandığı döneme götürüyor. Castro'nun hayat verdiği düğün fotoğrafçısı Pedro'nun iş için bölgeye gelmesiyle açılan anlatı, kişisel bir hikâyenin Güney Amerika tarihinin kanlı sayfalarından birine doğru açılmasıyla genişlerken kamera aygıtının işlevi üzerine düşünmesiyle çok katmanlı hâle geliyor. Beyaz Üstüne Beyaz: Görünmeyen Lekeler Beyaz Üstüne Beyaz, birbirinden bariz şekilde ayrılmasa da iki farklı bölümden oluşan bir anlatı yapısına sahip. Birinci bölüm, Pedro'nun bölgenin nüfuzlu isimlerinden Bay Potter'ın düğün fotoğraflarını çekmek üzere karlarla kaplı bu bölgeye gelmesiyle açılıyor belirttiğimiz üzere. Hemen devamında gelen uzunca sekansta ana karakteri, Bay Potter'ın evleneceği çocuk gelin Sara'yı fotoğraflarken izliyoruz. Pedro'nun ışığın nereden nasıl geleceğini hesaplamasını, Sara'ya pozu için verdiği talimatları detaylıca ve sabırlı şekilde seyirciye ileten bu sekansta, tedirgin edici bir hissiyat yaratıyor yönetmen Court. Bu sahnede yaratılan tedirginlik, Pedro düğün gününü ve Bay Potter'ın gelişini beklerken Sara'ya karşı bir tür saplantı geliştirmesiyle daha da somut hâle geliyor aslında. Bu saplantı, Pedro'nun Sara'nın "daha sanatsal" bir fotoğrafını çektiği sahnede ayyuka çıkıyor. Çocuk yaştaki bir kızın fotoğrafta daha "güzel" görünmesi için yaptığı, izlerken rahatsızlık veren dokunuşlar Pedro'nun emeğinin ve zamanının mülkiyetini satın almış Bay Potter'ın film boyunca gördüğümüz her şeyle olan ilişkisini de aynalıyor bir bakıma. Film boyunca hiç görünmeyen, sadece sözü edilen Bay Potter'ın, Tierra del Fuego'daki işgalcilerden biri olduğu açığa çıktıkça Pedro ve kamerasının film boyunca temsil ettikleri daha da görünür oluyor. Filmde de ifade edildiği üzere, olayların üzerinde cereyan ettiği topraklar da, o topraklar üzerinde çalışanlar da, hayvanlar da Bay Potter'ın birer malından fazlası olmadığı gibi, Pedro ya da Sara da bu durumdan azade değil. Bugünden bakıldığında pedofil olduğu ayan beyan ortada olan, görünmeyen ama varlığı adeta bölgenin havasını zehirleyen bir adamın, emirlerini sorgusuz sualsiz yerine getirmek zorunda herkes. Sara onunla evlenmek, Pedro da bunu belgelemekle mükellef. Filmin başından itibaren işvereninin gelmesini ve düğün zamanını beklerken oradan oraya savrulan ana karakter Pedro'nun film boyunca geliştirdiği tek duygunun bir çocuğa yönelik saplantı olması da özünde bir anlam taşıyor elbette. Zira Beyaz Üzerine Beyaz'da Théo Court'un kurduğu ve hiçbir duygu kırıntısına yer olmayan -tam da bu nedenle seyircinin içine girmesinin zor olduğu bir yapı kazanan- dünyada taşıdığı kameradan bir farkı yok Pedro'nun. Bir çocuk gelinin fotoğrafını çekmesi söylenince sorgulamadan yaptığı gibi, zaman…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Beyaz Üstüne Beyaz da seyirciyi, 20. yüzyılın başlarında Tierra del Fuego Adaları'na götürüyor. Alfredo Castro'nun hayat verdiği düğün fotoğrafçısı Pedro'nun iş için bölgeye gelmesiyle açılan anlatı, kişisel bir hikâyenin Güney Amerika tarihinin kanlı sayfalarından birine doğru açılmasıyla genişlerken kamera aygıtının işlevi üzerine düşünmesiyle çok katmanlı hâle geliyor.

Kullanıcı Puanları: 4.5 ( 1 votes)
75

19. yüzyılın sonlarında Şili ve Arjantin’in güneyindeki Tierra del Fuego Adaları (Türkçeye “Ateş Toprakları” olarak çevirebilir), batıda az bilinen bir soykırıma sahne olmuştur. Bölgede altın rezerveleri olduğuna dair duyumlar alan çoğu Britanyalı olan Avrupalılar bölgeyi işgal ederlerken, burada yaşayan ve Selk’nam olarak bilinen yerli halkı kelimenin tam anlamıyla katletmişlerdir. Öyle ki bölgede yaşayan Selk’namların sayısı 19. yüzyılın ortalarında 4000 civarındayken, bu sayı 1919’da 297’e, 1930’da ise 100 civarına kadar düşmüştür. Bu soykırım büyük ölçüde buraya gelen ve bölgede geniş çiftlikler kuran çiftçilerin eliyle, büyük şirketlerin teşvikiyle gerçekleştirilmiştir. Şili tarihine odaklanan, politik yanı ağır basan filmleriyle tanınan yönetmen Miguel Littín’in 2000 tarihli filmi Tierra del fuego doğrudan bu soykırıma odaklanır.

Şili sinemasının yeni nesil yönetmenlerinden Théo Court’un yönettiği, başrolünde usta oyuncu Alfredo Castro‘nun oynadığı, geçtiğimiz yıl Venedik Film Festivali’den üç ödülle dönen Beyaz Üstüne Beyaz da seyirciyi, 20. yüzyılın başlarında Tierra del Fuego Adaları’na, bu soykırımın yaşandığı döneme götürüyor. Castro’nun hayat verdiği düğün fotoğrafçısı Pedro’nun iş için bölgeye gelmesiyle açılan anlatı, kişisel bir hikâyenin Güney Amerika tarihinin kanlı sayfalarından birine doğru açılmasıyla genişlerken kamera aygıtının işlevi üzerine düşünmesiyle çok katmanlı hâle geliyor.

Beyaz Üstüne Beyaz: Görünmeyen Lekeler

Beyaz Üstüne Beyaz, birbirinden bariz şekilde ayrılmasa da iki farklı bölümden oluşan bir anlatı yapısına sahip. Birinci bölüm, Pedro’nun bölgenin nüfuzlu isimlerinden Bay Potter’ın düğün fotoğraflarını çekmek üzere karlarla kaplı bu bölgeye gelmesiyle açılıyor belirttiğimiz üzere. Hemen devamında gelen uzunca sekansta ana karakteri, Bay Potter’ın evleneceği çocuk gelin Sara’yı fotoğraflarken izliyoruz. Pedro’nun ışığın nereden nasıl geleceğini hesaplamasını, Sara’ya pozu için verdiği talimatları detaylıca ve sabırlı şekilde seyirciye ileten bu sekansta, tedirgin edici bir hissiyat yaratıyor yönetmen Court. Bu sahnede yaratılan tedirginlik, Pedro düğün gününü ve Bay Potter’ın gelişini beklerken Sara’ya karşı bir tür saplantı geliştirmesiyle daha da somut hâle geliyor aslında. Bu saplantı, Pedro’nun Sara’nın “daha sanatsal” bir fotoğrafını çektiği sahnede ayyuka çıkıyor. Çocuk yaştaki bir kızın fotoğrafta daha “güzel” görünmesi için yaptığı, izlerken rahatsızlık veren dokunuşlar Pedro’nun emeğinin ve zamanının mülkiyetini satın almış Bay Potter’ın film boyunca gördüğümüz her şeyle olan ilişkisini de aynalıyor bir bakıma.

Film boyunca hiç görünmeyen, sadece sözü edilen Bay Potter’ın, Tierra del Fuego’daki işgalcilerden biri olduğu açığa çıktıkça Pedro ve kamerasının film boyunca temsil ettikleri daha da görünür oluyor. Filmde de ifade edildiği üzere, olayların üzerinde cereyan ettiği topraklar da, o topraklar üzerinde çalışanlar da, hayvanlar da Bay Potter’ın birer malından fazlası olmadığı gibi, Pedro ya da Sara da bu durumdan azade değil. Bugünden bakıldığında pedofil olduğu ayan beyan ortada olan, görünmeyen ama varlığı adeta bölgenin havasını zehirleyen bir adamın, emirlerini sorgusuz sualsiz yerine getirmek zorunda herkes. Sara onunla evlenmek, Pedro da bunu belgelemekle mükellef. Filmin başından itibaren işvereninin gelmesini ve düğün zamanını beklerken oradan oraya savrulan ana karakter Pedro’nun film boyunca geliştirdiği tek duygunun bir çocuğa yönelik saplantı olması da özünde bir anlam taşıyor elbette. Zira Beyaz Üzerine Beyaz’da Théo Court’un kurduğu ve hiçbir duygu kırıntısına yer olmayan -tam da bu nedenle seyircinin içine girmesinin zor olduğu bir yapı kazanan- dünyada taşıdığı kameradan bir farkı yok Pedro’nun. Bir çocuk gelinin fotoğrafını çekmesi söylenince sorgulamadan yaptığı gibi, zaman içinde kendisine bu görevi veren pedofil Bay Potter’ın yansımasına dönüşerek söz konusu çocuğa yönelik bir saplantı geliştirmesi de bu yüzden. Zira o kendine ait bir tavrı ya da tutumu olmayan, adeya var olmayan biri. Fakat bu saplantının açığa çıkması Pedro’ya pahalıya patlıyor, müstakbel eşine yönelik böylesi bir tutumu affetmeyen “görünmez el” onu, Selk’nam halkının katledilişini, “tarihin yazılışını” belgelemekle görevlendiriyor. Böylece Beyaz Üstüne Beyaz’ın ikinci bölümü başlıyor.

Bu ikinci bölümde de Pedro’nun ve anlatı içinde farksızlaştığı kamerasının, çevresinde olan bitene karşı tutumu değişmiyor. Selk’nam kadınları işgalcilerin eğlencesi için birer objeye dönüşüyor, kesilen Selk’nam kulaklarına karşılık ödemeler yapılıyor. Pedro olan biteni -kamerasının arkasında olsun ya da olmasın- seyrediyor, tepkisiz kalıyor. Kendine emredileni yapıyor yani; tarihin kanlı sayfalarından birinin yazılışına sessizce eşlik ediyor. Film, yavaş yavaş hem gülünç hem de tüyler ürpertici finaline yaklaşırken, bu teslimiyetle yoğurulmuş şahit olma durumu Beyaz Üstüne Beyaz filminin temel meselesi hüviyetini kazanıyor. Zaten yönetmen Théo Court da bu paralel olarak, filmin fikrinin Selk’nam soykırımının fotoğraflarını görmesiyle ortaya çıktığını; bunları gördüğünde kafasının “Bunları kim çekmiş, bu olaylara görünmeyen bir röntgenci gibi kim eşlik etmiş?” gibi sorularla dolduğunu, Beyaz Üstüne Beyaz’ın hikâyesini de bu temel üzerine inşa ettiğini belirmiş bir söyleşisinde.

Bölgede yaşananları ve dolayısıyla da filmin anlatısını görünmemesine rağmen domine eden Bay Potter, benzer zorbalıklara imza atan sayısız kişinin bir yansıması elbette. Potter ya da benzerleri, temsil ettikleriyle birlikte yaşananlara müdahil olsun ya da olmasın, diğer birçok kişinin hayatını etkiliyor ve izlediğimiz türden adı konulamayan, bir noktadan sonra ne zaman başladığı, ne zaman biteceği muğlaklaşan bir kaosun yaratıcıları. Pedro da bu belirsizliklerin ortasında neredeyse Kafkaesk bir hâl alan durumun içindeki, duyguları sadece aldığı emir doğrultusunda dalgalanabilen bir unsur sadece. Bu noktada metinsel anlamda son derece duru bir film olan Beyaz Üstüne Beyaz’ın etkileyiciliğinde, kasti şekilde detaylı bir karakterizasyona tabi tutulmamış Pedro’nun; olayların, güç sahiplerinin, katledilenlerin ortasındaki hâlini bir kıyafetmişçesine üzerine giyen ve bunu konuşma biçiminden bakışlarına kadar ustalıkla dışavuran Alfredo Costa’nın performasının oynadığı rolün de hakkını teslim etmek gerek.

Açılışta zorla evlendirilen bir kızın fotoğrafını çeken Pedro’nun, filmin yine başlarında uzun namlulu tüfekleriyle poz veren “avcıları” da, ana karakterle arasındaki paralelliği vurgular şekilde zaman zaman filmin kadrajına dönüşen kamerasıyla fotoğrafladığını görüyoruz. Hemen ardından bölgenin coğrafi özelliklerinin de etkisiyle tüm kadraj bembeyaz oluyor. Filmin adının da açık ettiği üzere bembeyaz bir coğrafyada işlenen suçların yine beyazla “temize çekilişinine” itiraz eden bir anlatı sunuyor Théo Court ikinci uzun metrajında. Bunu yaparken de bu beyazlığın altında kalan, görünmez olmuş lekeleri görünür kılmak adına karları dingin bir sinema diliyle eşelemekten geri durmuyor. Karlar eşelendikçe insalık tarihinin karanlığı açığa çıkıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information