Anlattığı hikâyesi kadar yapım koşulları ve gösterime girmesiyle ayrı bir öyküsü olan filmdir Bereketli Topraklar Üzerinde. Bin bir güçlükle tamamlanabilmiş, gösterime girmesi yıllarca yasaklanmış, negatifleri kaybolmuş ya da kaybedilmiş, çekiminden yıllar sonra izleyiciyle buluşabilmiştir. İçinde yer alanların kendilerini adayarak, maddi bir çıkar olmaksızın dâhil oldukları bir yapımdır. Edebi metninden aldığı toplumcu gerçekçi referansla döneminin Türkiye panoramasını sunar. Çukurova’nın geniş ovalarında yok pahasına ücretlerle çalışan kır kökenli ırgatların hikâyesi anlatılır. Edebiyatımızın en verimli damarlarından Orhan Kemal’in aynı adlı romanından uyarlanan yapım, toplumcu filmleriyle tanıdığımız Erden Kıral’ın yönetmenliğinde çekilir. Kıral’ın ilk dönen filmlerinden olmasına karşın elindeki malzemenin gücüyle filmografisinin zirve noktalarından biridir. Mahmut Tali Öngören’in kaleme aldığı ilk senaryo, aynı zamanda filmin oyuncusu da olan Tuncel Kurtiz tarafından yeniden düzenlenmiştir. Adana yöresinin ağzıyla yazılan diyaloglar, filmin yansıtmayı amaçladığı yöre gerçekliğine güç katar.

Filmin temelindeki ana tema iç göçtür. Köylerinden kopup şehre gelen üç ahbabın -İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali- hikâyesi anlatılır. Köyden kente göç motifi, edebiyattan alınan mirasla Türk sinemasının başlıca temalarından biridir. Bu durum elbette ki Türkiye gerçekliğinden ayrı düşünülemez. Ülkenin geçirdiği çok boyutlu toplumsal dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkan bir olgudur. Modernleşme projesiyle kendi sanayisini kurumsallaştırmaya çalışan ülkede, topraksız ve işsiz kalarak kent merkezlerinde toplanan insan yığınlarından yeni yoksulluk coğrafyaları oluşmuştur. Vasıfsız işçi niteliğindeki bu yığınlar, gelişmekte olan sanayi için ucuz emek kaynağı olur. Bereketli Topraklar Üzerinde’de gördüğümüz hikâye tam olarak bu temel üzerine oturur. Birlikte yola çıkan üç ahbabın her biri zamanla farklı yollara savrularak kendi kaderini yaşar. Görece az eğitimli ve sınıfsal bilinçten yoksun oldukları için her türlü sömürüye karşı savunmasızdırlar. Bu eksiklikleri yaşadıkları deneyimlerde en büyük engelleri olacaktır. Buna ilaveten çalışma koşulları, sosyal yaşam, yoksulluk, barınma ve cinsellik ön plana çıkan diğer temalar olarak belirir. 12 Eylül darbesinin arifesinde büyük bir sosyal dönüşüme gebe ülkenin politize olmuş ortamının yansımaları net olarak gözükür. Sınıfsal farkın yarattığı eşitsizlik, emek sömürüsü, tarımda makineleşme ve güvencesiz çalışma koşulları konu edilen meselelerdir.

Bir Yoksulluk Coğrafyası

Toplumsal içeriğe sahip olması sebebiyle genişçe bir yan karakter ağına ve mekânsal dokuya sahip olan film, Çukurova yöresinin gündelik hayatını yer yer belge görüntülerle ekrana getirir. Profesyonel oyuncuların yanı sıra figürasyonda ve kimi küçük rollerde yöre insanlarının kullanıldığı görülür. 1970’li yılların sonlarına doğru Türkiye’nin en büyük tarımsal endüstri merkezlerinden biri olanca doğallığıyla karşımızdadır. Diyalogların yöre insanının ağzıyla yazılmış olması, bahse konu doğallığı katmanlaştırır. Buna ilaveten uyarlama eserin yazarı Orhan Kemal’in bu yörede doğup büyümüş eski bir fabrika işçisi oluşu, konuya olan hâkimiyeti artıran bir unsurdur. Filmin senaristleri de yazarın üslubuna sadık kamışlardır. Yönetmen Kıral’ın yaptığı bu çerçeveyi yetmişli yıllar gerçekliğine taşımak olmuştur. Gerçek mekânların kullanıldığı filmde çırçır fabrika ve imalathaneleri, inşaat şantiyeleri, uçsuz bucaksız pamuk ve saman tarlaları, işçi barınakları görülür. Toplumun en alt kesiminde yaşam mücadelesi veren insanlar için koşullar oldukça ağırdır. Çoğu zaman aç ve parasızdırlar, kazandıkları azıcık paraysa kumar, esrar vb. aracılığıyla çarçur olur. Yaşam deneyimlerinin sınırlı oluşu, onları düzen eliyle yozlaşmaya eğilimli kılar. Bu sayede isyan etmez ve bağımlı kılınırlar. Öte yandan refah içinde yaşayan toprak sahibi efendiler, zevkleri için hayvanları katletmektedir. Eşitsiz, hakkaniyetsiz bir toplum tasviri vardır. Sömürülen öfkeli insanların bu hakkaniyetsiz düzene cevabı aynı ölçüde sert olur.

Filmin çekimleri devam ederken finansal sorunlar nedeniyle set çalışanları işi bırakmış, çekimler sanatçı sorumluluğuyla hareket eden oyuncuların çabalarıyla güçlükle tamamlanmıştır. Her aşamasında büyük bir özveri ve emek bulunan filmin başına gelenler bununla kalmamış, dönemin askeri otoritesince gösterimi yasaklanmış, seyirci önüne çıkması engellenmiş, negatifleri ortadan kaybolmuştur. Yıllarca filmin negatiflerini arayan yönetmen Erden Kıral, bunları yurtdışında bir stüdyoda bulmuştur. Büyük uğraşlar sonucu hakları yeniden satın alınıp restore edilen film, ancak 2008’de izleyiciyle yeniden buluşabilmiştir.

Bereketli Topraklar Üzerinde, edebi metninden aldığı güçle Anadolu gerçekliğini belgeleyici bir üslupla ortaya koymuş, sinemamızın yüz akı filmlerinden biridir. Modernleşme projesiyle endüstriyelleşen ülkede topraksız ve mülkiyetsiz kalmış yığınların hikâyesini anlatır. Dram, bu yığınların olmazsa olmazıdır ancak bu, melodramın kalıplarına sıkışmadan belge-gerçekçi bir üslupla anlatılır. Hikâyenin sonlarına doğru gördüğümüz harman makinesi sahnesi kurgulama, diyalog ve mizansen açısından film dilinin yaratıcı bir örneğidir. Bu ve buna benzer sahneler, yapımı benzersiz kılar. Gerek çekim koşulları gerekse sonrasında yaşananlarla talihsiz bir yapımdır ancak tüm imkânsızlıklara rağmen bugüne ulaşabilmiş ve sesini duyurabilmiştir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi