Hollywood içinde, 1990’lı yıllarda klip yönetmenliğinden sinemaya geçen oldukça başarılı bir kuşak olduğu hepimizin malumu. David Fincher’in öncülüğünü çektiği bu kuşaktan Spike Jonze, kendine has sinema dili ve üzerinde durmaktan vazgeçmediği belirli temalar ile ayrıksı bir konumda durmayı başardı.

Jonze’un kariyerine göz atmak için bir sınıflandırma yapmak gerekirse; ”Charlie Kaufman Dönemi” ve ”Kaufman Sonrası Dönem” ayrımı daha sağlıklı bir değerlendirme için elzem diye düşünüyorum. Charlie Kaufman senaryosuna imza attığı her filmde ağırlığını hissettirecek bir senarist olduğu için Jonze’un ilk iki filminin Kaufman ve Jonze’un sinemasal dünyasının bir hibriti olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca Kaufman ve Jonze’un filmografisini takip ettiğimiz zaman iki ismin benzer temaların üzerinde durmaya devam ettiğini söylemek de zor değil. Fakat yazıyı sınırlandırmak için burada sadece ”Charlie Kaufman Dönemi”nden söz edeceğim.

Charlie Kaufman Dönemi

Bugün rahatlıkla bir komedi klasiği olarak anabileceğimiz Being John Malkovich, hem Jonze’un hem Kaufman’ın ilk sinema filmi. Film, bir kukla gösterisi ile açılıyor. Aynaya bakınca kendisinin kukla olduğunu fark eden kuklanın, John Cusack’in canlandırdığı Craig Schwartz karakterinin yönetimiyle bir cinnet anı yaşadığını görürüz. Kukla önce eline aldığı bardağı aynaya fırlatır ve ayna parçalanır, daha sonra masayı ve etrafındaki her nesneyi devirir ve en son kendi kendisini duvarlara vurduktan sonra çaresizce ve umutsuzca başını ellerinin arasına alarak yere çöker. Bu noktada gelen alkış tufanının bir anlığına bu kukla gösterisi için koptuğunu zannederiz ama sadece gösteriye eşlik eden müzik kaydının devamıdır ve Schwartz bu gösteriyi evde tek başına icra etmektedir.

Bu açılış sahnesinin özellikle Kaufman, Jonze ortaklığı ve filmlerinin izleği için anahtar bir sahne olduğunu düşünüyorum. Gösterideki kukla, öz bilince (self-consciousness) sahiptir. Yani aynada kendisini gördükten sonra kukla olduğunu fark eder, bu öz bilince sahiptir fakat bu durumu değiştirebilecek kudrete sahip değildir ve bu açmaz onu cinnete sürükler. Tıpkı o kuklayı yöneten (bu yüzden bir çeşit tanrısallığa sahip olan) Craig Schwartz karakteri gibi. Bir sahnede Craig’i, eşinin bakımını ve tedavisini üstlendiği maymun Elijah ile beraber televizyonda -kurgusal bir karakter olan- büyük kuklacı Derek Mantini’nin gösterisini anlatan bir haberi izlerken görürüz. Kuklacılıkta hak ettiği takdiri bir türlü göremediğini düşünen Craig, maymun Elijah’a ”Maymun olduğun için ne kadar şanslısın bilemezsin.” der Çünkü bilinç korkunç bir lanet. Düşünüyorum, hissediyorum, ızdırap çekiyorum.” Bu sahne bir yanıyla ironiktir çünkü daha sonra göreceğimiz üzere Elijah da bir öz bilince sahiptir!

Öz bilincin getirdiği bu benlik krizi Jonze’un sinemasında birçok karakterde izlerini bulabileceğimiz bir semptom. Hem kendinin bilincinde olmak hem de kendinden asla memnun olmamak. Hak ettiği takdiri bir türlü göremediğine dair narsistik bir kompleks ve hak etmeyen bir sürü insanın takdir topladığını görmek. Kendini başarısız bulmak ve bütün bu durum karşısında bir kukla kadar pasif, edilgen ve çaresiz kalmak.

Jonze ve Kaufman bu psikozu sadece izlediğimiz karakterlere ait bir problem olarak sunmaz. John Malkovich’in beynine açılan geçidi kullanmak için insanlar kuyruk oluşturmaya başlar. Yine Craig’in eşi Lotte’nin de Malkovich’in beynine girmek için çılgıncasına tutku beslediğini hatta cinsel kimliğini yine Malkovich’in kimliğinde bulduğunu görürüz.

Jonze ve Kaufman ortaklığının ikinci filmi Adaptation’da karakterler yine benzer problemlerden muzdariptir. Kaufman’ın Susan Orlean’in “The Orcid Thief” isimli eserini uyarlamaya çalışırken girdiği tıkanıklıktan ilham alarak senaryosunu yazdığı film, paralel iki kurguyla hem Susan Orlean’in hikâyesini hem Kaufman’ın tıkanıklığını anlatır. Filmin başlangıcında izleyici karanlık ekrana bakarken, Kaufman’ın “çirkinliği, kelliği, kilolu ve korkak olması” hakkındaki sayıklamalarını dinler. Nicolas Cage’in canlandırdığı Kaufman’ın edilgenliği Schwartz’a rahmet okutacak düzeydedir. Film boyunca iç sesi ile sayıklamalarını ve endişelerini duyduğumuz Kaufman edilgenliği yüzünden, beraber yaşadığı ve büyük bir kıskançlık beslediği ikiz kardeşini (yine Nicolas Cage canlandırmaktadır ve kurgusal bir karakterdir) saymazsak, yalnız bir hayat yaşamakta, kadınlarla, ilişki bir kenara dursun doğru dürüst iletişim bile kuramamaktadır. Bu edilgenlik öyle bir hâl alır ki uyarlamaya çalıştığı kitabın yazarı Susan Orlean ile görüşmeye kendisi gidemez, ikiz kardeşi kendisini “Charlie” diye tanıtarak gider. Kaufman’ın benlik krizi Schwartz’ın yaşadığından daha ağır bir durumdadır.

Adaptation’da benlik krizi sadece Kaufman’da kendini göstermez. Meryl Streep’in canlandırdığı Susan Orlean karakteri zengin, güzel, New Yorker’da çalışan prestijli bir gazeteci olmasına rağmen hayatından memnun değildir. Orlean sıkıcı, tutkudan uzak ve güvenli sularda yaşadığını düşünür ve tam da bu yüzden sürekli tutkusunun peşinden giden, her konuya tutkuyla bağlanabilip sıkıldığında rahatça bir kenara atabilen, tehlikeyle burun buruna yaşayan John Laroche’a âşık olur. Fakat Orlean de hayatını değiştiremeyecek kadar pasiftir. Orlean’in pasifliği güvenli sulardan, prestij ve zenginliğin rahatlığından vazgeçebilecek kadar cesur olmamasından kaynaklanır. Bu açmaz da Orlean’in trajedisini oluşturur. Orlean’i finale doğru gözyaşları içinde ”Tekrar bebek olmak istiyorum” derken görürüz ”Yeni biri olmak istiyorum.”

Benlik krizini yaşayan karakterlerin, baskın, ne istediğini bilen, rahat olmayı becerebilen karakterlerle yaşadığı aşk/nefret ilişkisi yine sıkça gördüğümüz bir motifi oluşturur. Craig ve Lotte Schwartz, Craig’in iş arkadaşı -aynı zamanda “Malkovich Geçidi”ni beraber pazarlarlar- Maxine’e sırılsıklam âşık olurlar. Maxine tam da yukarıda tasvir ettiğimiz her özelliğe sahip olan yırtıcı bir karakterdir. Film boyunca Malkovich’in beynine girmeyi, bir an olsun düşünmeyen tek karakterdir. Başkası olmak isteğine küçümseyerek bakar. Adaptation’da Susan Orlean’in tutkularının peşinden koşan John Laroche’a aşkından zaten bahsetmiştik. Madalyonun diğer yüzünde Kaufman ikiz kardeşine hayranlıkla karışık bir kıskançlık beslemektedir. Kardeşi rahat tavırları ile girdiği her ortamda sempati toplamayı becermekte aynı zamanda kadınlarla Charlie’ye göre çok daha kolay biçimde yakınlık kurmaktadır. Yine Charlie’nin küçümsediği senaryo girişimi yapımcıların büyük beğenisini kazanır. Charlie bir yandan kardeşi gibi olmak istemektedir -finale doğru bunu ona itiraf eder zaten- diğer yandan da böyle rahat ve umursamaz olmayı başarabildiği için onu kıskanmaktadır. Bu ikilik Craig, Lotte ve Maxine üçgeninde de kendini belli eder.

Kuşkusuz Jonze ve Kaufman’ın bu iki harikulade filmde üzerine yoğunlaştığı benlik krizi güncelliğini koruyan bir problem ve üzerine birçok film çekildi ve çekilecek. Fakat bu iki yaratıcının birlikteliğinin ürünü olan Being John Malkovich ve Adaptation değerini korumaya hâlâ devam ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi